Köşe Yazıları

Güle Güle Sevgili Arkadaşım

Güle Güle Sevgili Arkadaşım

(Yusuf Yetiş)

 

Ortaokul ve liseden sınıf arkadaşımdı. Aynı mahallede otururduk. Okula gidiş-dönüşlerde hep birlikte sohbet ederdik. Senin ardından bu yazıyı da yazmak varmış kaderde sevgili arkadaşım. Mekânın cennet olsun. Rab’bim gani gani rahmetler eylesin inşallah!..

Yıl 1966. Eskisaray’daki yeni lise binasında son sınıftayız. Cebir dersimize sevgili Ahmet Akpınar hoca giriyor. Çember konusu diye bir konu var. Kitabın altıncı sayfasında altıncı problem diye bir sıkıntımız var. Çok zor ve de uzun bir çözüm gerektiyor. Hoca, kara tahtayı iki kez doldurup sildikten sonra sonucunu bulabiliyor. Bütün yazılı ve sözlü sınavların değişmez demirbaş sorusu. Sözlü sınavın birinde çözemediğim için hocadan esaslı bir azar işitmiş ve bir de zayıf almıştım. Bu azarlamayı gurur meselesi yapıp rahmetli arkadaşım, kardeşim Yusuf’a aynen şunları söylemiştim:

—Yusuf, bu altıda altı benim için bir gurur meselesi oldu. Gözünü severim. Seninle beş on gün Cebir çalışsak nasıl olur? Para istersen para, istemezsen hediye… Ne diyorsan öyle olsun.

—Ayıp değil mi Orhan? Biz arkadaşız. Peki, hazır ol. Her gün okul dönüşünde Hacı Efendi Türbesi’nin ilerisindeki dereye gideceğiz ve bir iki saat Cebir çalışacağız.

Kararımızı aynen uygulamıştık. İşe, önce altıda altı ile başlamıştık. Ben öğrenip kavrayıncaya, eksiksiz çözünceye kadar döne döne anlatmış ve rahatlıkla çözmeme yardımcı olmuştu. Altıda altıyı hallettikten sonra, bana göre zor olan diğer bütün problemleri de beş altı günlük bir beraber çalışmanın ardından çözmüş ve Cebir ile aramızı düzeltmiştik.

Ardından Ahmet hocanın ve sınıf arkadaşlarımın beklemediği bir günde gönüllü olarak tahtaya (sözlü yoklamaya) kalkmış ve başta altıda altı olmak üzere sorulan diğer dört beş problemi de eksiksiz çözerek hem hocayı hem de sınıfı şaşırtmıştım. Hocadan iyi bir not ve övgü aldıktan sonra arkadaşlar peşime takılmış ve altıda altıyı nasıl hallettiğimi merak etmişlerdi. Sonunda, başarının arkasında sevgili arkadaşım Yusuf’un olduğunu söylemiştim. O gün bugündür hocamız Ahmet bey ile ne zaman yan yana gelsek o altıda altıyı nasıl çözdüğümü konuşur ve kardeşim Yusuf’u anar dururuz. Bundan sonra da anmaya devam… Bu kez Fatihalar okuyarak, rahmetler dileyerek…

Ondan sonra birbirimizden fizik olarak ayrıldık ama irtibatımız hep devam etti. Bir ara mektupla, ardından da telefonla. Belediyede göreve başladığımda üç dört arkadaşıyla gelip tebrik eden, çiçek getiren, ‟Hayırlı olsun” diyen ilk ziyaretçim de gene rahmetlinin kendisi idi. Sarılıp kucaklaşmış, öpüşerek hasret gidermiştik.

Bir ara siyasetle,  ardından da avukatlık gibi zor bir işle uğraşmasına rağmen, kibarlığından, nezaketinden, zarafetinden asla ödün vermedi. Vermedi, çünkü o, bir Hz. Mevlânâ muhibbi, bir Mesnevi müptelası idi. Aynı özellik ve güzellikler içinde de emanetini asıl sahibine teslim ederek aramızdan ayrıldı. Güle güle sevgili kardeşim. Mekânın cennet olsun inşallah! Rab’bim sana gani gani rahmet eylesin. Nur içinde yat sevgili arkadaşım.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu