Anasayfa / Köşe Yazıları / GERÇEK SEVGİ GERÇEK SAYGI

Yazar Orhan Samsatlıoğlu

GERÇEK SEVGİ GERÇEK SAYGI

Yazımızın başlığına bakan birçok okuyucunun; “Sevgi ve saygının gerçek olmayanı, sahtesi de mi var?„ dediklerini duyar gibiyim. Buna ilişkin düşüncemi paylaşmadan önce sevgi ve saygının basit ve dar anlamlı tanımlarına şöyle bir bakalım isterseniz. Bilindiği gibi sevgi; insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağımlılık göstermeye yönelten duyguya denirÖrneğin; Allah ve Peygamber sevgisi, Kur’an sevgisi, din-iman sevgisi, vatan-millet- bayrak- devlet sevgisi,  ana- baba- kardeş sevgisi, akraba-dost-arkadaş sevgisi-çocuk sevgisi- doğa sevgisi-hayvan sevgisi gibi.

            Saygı ise; değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye veya bir şeye karşı dikkatli, ölçülü, özenli davranma duygusu olarak bilinir ve tanımlanır. Tanımlarından da anlaşılacağı gibi bu iki kavramın hem benzer hem de farklı yan ve yönleri var.

            İnsanlar; içinde yaşadıkları toplumun sosyal değerlerine, gelenek ve göreneklerine, yerel ve milli değerlerine, aile yapısına, aldıkları terbiye ve eğitim durumuna göre bir sevgi ve saygı biçimi geliştirir ve edinirler. Bu iki değerin kazanılıp özdeşleştirilmesinde, içinde bulundukları, havasını soludukları milli ve manevi değerlerin büyük rolü vardır. Hatta bilimsel araştırmalar; kişilerin fiziksel ve ruhsal yapılarının oluşumunda, üzerinde yaşadıkları çevrenin(doğanın, iklimin) de önemli etkilerinin olduğunu göstermiştir. (Örneğin; dağlık, yüksek ve soğuk çevrede doğup büyüyenlerin daha esmer, daha resmi ve biraz sert yaradılışlı olmasına karşın, sahillerde ve sıcak iklimlerde yaşayıp büyüyenlerin de genellikle sarışın ve daha ılımlı, daha sakin yaradılışlı olmaları gibi…)

            Sevgi ve saygı duygularının genetik yönleri yanında, sonradan edinilip benimsenen yanları da vardır. Örneğin biz; Müslümanlığımızın ve Türklüğümüzün gereği olarak, yukarıda saydığımız bütün sevgi çeşitlerini özümsemiş, benliğine işlemiş, hal ve hareketlerimizle kanıtlamış bir milletiz. Yaratılanı, Yaratan’dan ötürü sevmek gibi yüce bir erdemimiz var ve onunla guru duyarız. Sevgi için bu genellemeyi rahatlıkla yaparken, aynı durumun saygı için de geçerli olduğunu söyleyemiyoruz. İnancımız ve aidiyetimizin gereği olarak bütün kutsallarımızı, milli değerlerimizi, büyüklerimizi karşılıksız ve içten bir duyguyla hem sever hem de sayarız. Bu; sevgi ve saygının gerçek olanıdır. Ancak bunun yanında memur-amir ilişkilerinde, ast-üst münasebetlerinde, işçi-işveren konularında her zaman gerçek ve sevgiye dayalı bir saygıdan bahsedilmediği de bir gerçek. Eğer amirler, üstler, işverenler, büyükler maiyetindeki personelle, mesai arkadaşlarıyla karşılıksız bir yardımlaşma, iletişim, paylaşma, empati, sempati kurmamış veya kuramamışlarsa, böylesi durumlarda bir saygı vardır ama o saygının içinde sevgi yoktur. Yani bu saygı; çoğu kez içten, gönülden gelen bir saygı değil; geçici ve zorunlu gibi görünen bir saygıdır. Nitekim, günlük hayatta zaman zaman bazı işçi-memur veya astların, üstündekilere: “Sizi sayıyorum, sayarım ama sevmiyorum, sevmek zorunda değilim.„ dediklerini izliyor, okuyor, tanık oluyoruz.

            Bundan şunu çıkarmalıyız: İşverenler, amirler, üst pozisyondaki kişiler; zorunlu ve yapmacık saygının bilincinde olmalı ve davranışları ile gerçek saygı ortamını oluşturmalıdırlar. Eğer işçileriniz, memurlarınız ve astlarınız içlerinden gelen karşılıksız bir sevgi ve saygı ile sizi sevmiyor ve saymıyorlarsa ortada halledilmesi gereken bir sorun var demektir. Sonuçta; ne ekersek, onu biçeceğiz. Aşımıza ne doğramışsak, kaşığımıza da o gelecektir. Unutmayalım, sevgi her şeyin başıdır ve Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Ne mutlu bu bilinçte olanlara!..

Bu Habere de Bakın

DÜNDEN DEVAM

Fakat sürecin sonunda bu kulüp bu maddi desteklere ihtiyaç duymayacak, kendi çarkını döndürebilen hatta gelişen …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir