Köşe Yazıları

GAFUR ABİNİN ARDINDAN…

2007 yılının Ekim ayında Mercan TV önderliğinde Adıyaman basın camiasının da desteğiyle Türkiye’de bir ilk olarak “Kütüphanesiz Okul Kitapsız Öğrenci Kalmasın” kampanyasını başlattığımızda Gafur abiyle henüz tanışıyorduk.

Kendileriyle tanışmamız Adıyaman’da adını şimdi hatırlayamadığım büyük bir organizasyon sonrasında gerçekleşmişti. Değişik salonlarda birçok seminerler veriliyordu. Halk Eğitim Salonunda dönemin Milli Eğitim Bakanının katılımıyla eğitim şurasına benzer bir toplantı düzenlenmişti.

İşin ucunda eğitim olunca katılayım dedim. Basın mensupları dışında toplamda 15-20 kadar katılımcı vardı. Milli Eğitim Bakanının bütün söylediklerinden aklımda kalan tek şey Adıyaman’ın 20 yıllık eğitim sorununun çözüldüğüne dair açıklamalarıydı.

Milli Eğitim Bakanının açıklamalarından sonra, kürsüye çıkmadan bulunduğu yerden konuşan birinin sözlerine dikkat kesilmiştim. Önce Adıyaman’ın okul, derslik, öğretmen durumu hakkında bilgiler vermiş, sonra da Adıyaman’ın eğitim sorununun bugünkü ödenek ve çalışma anlayışıyla 100 yılda dahi çözülmeyeceğini söylemişti.

Tek tek hangi ilçede, hangi köyde, hangi mahallede okul ihtiyacını olduğunu, hangi okullarda öğretmen açığı bulunduğunu açıklamış ve Milli Eğitim Bakanının yüzüne karşı, bu kadar sorunumuz varken birbirimizi kandırmanın gereği yok. Sorunlarla baş etmenin yolu öncelikle sorunlarımızı kabul etmekten geçer demişti.

Milli Eğitim Bakanı da o gevşek gülümsemesiyle, “Bizdeki raporlar öyle söylemiyor. Madem ihtiyacınız var, o zaman vız vız yapmak sizden bal yapmak bizden” diyerek konuyu geçiştirmişti.

Toplantı esnasında, konuşanın kim olduğunu sordum. Yeni Milli Eğitim Müdürümüz Abdulgafur Büyükfırat olduğunu, üstelik hemşerim olduğunu söylediler.

Kendileriyle mutlaka tanışmam gerektiğini söyledim. Toplantı çıkışında tanıştık, ayak üstü kısa bir sohbetten sonra çay içme bahanesiyle bir yerlere gittik.

Kendileri de bizi ismen tanıdıklarını ve basından ““Kütüphanesiz Okul Kitapsız Öğrenci Kalmasın” kampanyamızı takip ettiklerini söylediler.

Sonrasında birlikte birçok okula gittik. Gittiğimizi birçok okulun idarecilerinin Gafur Beyin kendilerini ziyaret edeceğinden haberi olmazdı. Daha okulun bahçesine adım atar atmaz eğer teneffüs saatiyse çocuklar etrafını sarar, “Gafur amca, Gafur amca” diyerek etrafında fır dönerlerdi. Onlarla biraz sohbet ettikten sonra ilk hademe odasını, sonra çay ocağını ziyaret eder birkaç öğretmenle ayak üstü sohbet ettikten sonra müdürle görüşmeden okuldan ayrılırdı.

Mahalle aralarında gezinirken yanında geçtiği okulun önünde durup, çat kapı içeri daldığı da olurdu.

Adıyaman’da çok kısa bir zamanda çok önemli bir sinerji yaratmıştı. “5 dakikanı bana ayır” sloganıyla, il genelindeki tüm ilk ve orta öğretim kurumlarında ilk dersin ilk 5 dakikasında okuma kampanyası başlatmıştı. Kampanyanı amacı, dilin gelişmesi ve korunması için öğrencilerden başlayarak toplumun tüm kesimlerinin okuma alışkanlığını kazanmalarını sağlamaktı.

Kampanya tuttu, hızla yayıldı. Hatta kendisinden sonra bile bir müddet devam etti.

Gafur abiyle hem yüz yüze hem telefonla sık sık görüşürdük. ““Kütüphanesiz Okul Kitapsız Öğrenci Kalmasın” çerçevesinde ziyaret ettiğimiz birçok okula bizimle birlikte Milli Eğitim Müdürüymüş gibi değil de basın mensubu bir arkadaşımızmış gibi gelirdi. Hatta birçok okulda kendisi hiç konuşmazdı.

Bazen de arayıp, hazırlıksız çıktığını yanımda kitap olup olmadığını sorardı. O zamanlar aracımın bagajında her daim 80-100 tane kadar kitap bulundururdum. Var Gafur abi deyince de nerede olduğumu sorar, beni alır gideceği okula götürürdü.

Vatandaş tarafından, öğrenciler tarafından kıymeti epey bilinen ama eğitim camiası ve ilin siyasileri tarafından sahiplenmeyen bir abimizdi. Birçoğu ona ayak uydurmaktansa durduk yere ünlendiğini kendine ayak bağı olacağını düşünür, birçoğu da “5 dakikanı bana ayır” kampanyasının gereksiz olduğunu ve kendilerine ek iş çıktığını düşünürdü. Bunu bizatihi eğitim camiasının içindeki arkadaşlarımdan biliyorum çünkü.

Gafur abi hakkında, görev yaptığı ve Adana’ya ataması yapıldıktan sonra onlarca yazı yazdım. Yazılarıma en çok eğitim camiasının temel bireyleri muhalif oldular. Onların derdinin eğitim değil, kendileri olduğunu bildiğim için her defasında gülüp geçtim.

Bu ilin Bürokrasileri arasında eskiden beri tanışmak istediğim tek kişi hep Milli Eğitim Müdürü olmuştur. Ne Gafur Bey’den önce ne de Gafur Bey’den sonra bu ile atanmış hiçbir Milli Eğitim müdürüyle, Milli Eğitim Müdürü olması hasebiyle tanışma şerefine nail olamadım.

Gafur abi hayatımda tanıdığım en sivil iki bürokrattan biriydi. Diğeri, TPAO Bölge- Genel Müdürümüz Besim beydi. İkisiyle de tanışmış olmaktan, arkadaş olmaktan, sohbet etmekten, birlikte çay içip yemek yemekten her zaman onur duymuşumdur.

Gafur abi her daim okuma sohbetlerimizin konuklarından biri olmuştur. Öyle kalmaya da devam edecektir.

Kısmet olursa yarın akşam saat 9’da değerli dostum Osman Bozkurt’un facebook üzerinden gerçekleştireceği canlı yayında Gafur abiyi konuşmaya devam edeceğiz.

Biz onun onurlu duruşunu, sivil duruşunu, çocukla çocuk, büyükle büyük oluşunu hep sevdik…

Çocukların Gafur amcası, gençlerin Gafur abisi, Eğitim Camiasının sivil itaatsizlik sembolüydü.

Rabbim mağfiretiyle yargılasın, sevdiklerine tahammül gücü versin.

Mekânı cennet olsun inşallah…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı