Köşe Yazıları

Eskiden Bayramlarımız…2

Neredeyse her evden çıkan insanların oluşturduğu yoğunluk camiye yaklaşıldıkça daha da artardı. Bu coşku ve heyecan görülmeye değerdi.

Bayram namazları kılınır kabristana gitmek için yola çıkılırdı. Bayramlaşma cami avlusundan itibaren başlar, kabristan ziyareti sürecinde devam ederdi. Tanıdıklar ilk bayramlaşmayı böyle yaparlardı.

Kur’an-ı Kerim okumasını bilenler kendilerini okur, bilmeyenler kabristanın girişinde bulunanlara okutur ve ücretlerini öderdi. Ücret derken belli bir rayiç yoktu tabi. Herkes gönlüne göre verirdi.

Bayramda mezarlık ziyareti arefe günü öğleden sonra başlardı. Özellikle kadınlar arefe günü giderlerdi. Erkekler her ikisine de giderdi ama bayram sabahı mutlaka giderdi.

Daha sonra da vefat etmiş geçmişlerimize karşı görevimizi yerine getirmiş olmanın huzuru ile evlerimize dönerdik.

Eve geldiğimizde sofralar hazır olurdu. Bayram sabahı genellikle kızartma dediğimiz sulu yemek ve yanında pirinç pilavı yenirdi. Bazı evler ise Ramazan boyunca boş kalan mideleri yağlı yemekle yormamak adına kahvaltı yemeği tercih ederdi.

Yemekler yendikten sonra sıra işin en heyecanlı kısımlarından biri olan bayramlaşmaya geçilirdi. Evli ve ayrı evlerde oturan çocuklar varsa bayram sabahı mutlaka baba evine gelir yemeği burada yer ve toplu bayramlaşma yapılırdı. Evvela anne babasının elini öper, duasını alır, daha sonra da herkes kendi bayram gezmesini yapmak üzere dağılırdı.

Biz çocukların beklediği en heyecanlı anlardan biri olan bayramlaşmada bizlere verilecek bayram harçlıklarının sevincini yaşamaktı.

Unutmadan şunu özellikle belirtmek istiyorum. Bayramlaşma ziyaretleri çok yoğun olur ve normal zamanlarda birbirlerine pek gitmeyenler bile bayramda mutlaka giderlerdi. Şimdiki gibi değildi yani.

Biz çocukların gönlü harçlıklarla mutlaka alınır, sevindirilirdi. Bizler de ilk fırsatta sokağa çıkar bakkaldan elmalı şeker, horozlu şeker, uzun şeker, vici vici, pamuklu şeker, fırfırı (fırıldak) gibi şeyleri alırdık. Pata patlatmanın ve çat çatı çatlatmanın zevki ve heyecanı da çok başkaydı… Balonlar adeta elimizden düşmezdi. Yazıya (mahallenin geniş meydanı) kurulan dönme dolap, salıncak, luna park gibi oyun yerlerine gider doyasıya eğlenirdik… Benim özellikle sevdiğim şeylerden biri de kiralık bisiklete binmekti. Rahmetli Ziya emmimiz vardı mahalle bakkalı, o kiraya verirdi. Tabi ben o zamanlar binmesini pek bilmediğim için bisikletin üç tekerlisini tercih ederdim…

Eskiden bayramları çocukça, çocuk duygularımızla yaşardık, doyasıya yaşardık.

Bayram derken şunu da eklemek isterim. Eskiden bir geleneğimiz vardı ki, bayramı adeta yaşayamazdık. Evden ya da yakın akrabadan biri vefat etiğinde, gelen ilk bayram o cenazenin ilk bayramı olur buna “ilk bayramı” denir ve adeta taziye oturması yeniden yapılırdı. Duruma göre bu bir iki gün de sürerdi.

Eskiden olan bir gelenek daha vardı. Bayram biterdi ama kadınların gezmesi adeta yeniden başlardı. Birkaç ay süren bu gezmelerde akraba ve tanıdıklar birbirlerine gider buna “bayram gezmesi” derlerdi. Tabi oturmalar bayramdakiler gibi kısa sürmezdi.

Bir şeyin daha altını çizmek istiyorum. Eskiden gerek bayramda ve gerekse gezmelerde önceden haber vermek yoktu ve ayıp karşılanırdı. Evlerimiz her zaman misafire hazırdı. Eskiden evlerimizde kalabalıktık, evlerimiz de dardı belki ama gönüllerimiz geniş, muhabbetlerimiz ve ikramlarımız gönülden olurdu.

Ramazan boyunca davulları ile mahalle sakinlerini sahura kaldırma işini yapan davulcularımız da bayram sabahı davulları ile evleri gezerek bahşiş/harçlık toplamaları da güne ayrı bir renk katardı.

Aynı muhabbet ve gönül zenginliği ile bayramlaştığımız günlere yeniden kavuşmak dileği ile Mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum.

Bu günlerin, hayırlara, sağlık, mutluluk, huzur, birlik ve dirlik içerisinde yaşadığımız günlere vesile olmasını diler, Bayramların bayramca, bayram tadında ve bayramların ruhuna uygun bir şekilde yaşanması temennisi ile sevgi ve saygılarımı sunarım.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu