Köşe Yazıları

En iyi patlıcan musakka

Barışın çok iyi bir şey olmadığını dün öğrendim. Bu öğrenmem bir kereden olmadı. Aniden patlak vermedi. Hoop diye bir anda barışın iyi bir şey olmadığı kanısına varmadım. Her şey gibi bunda da bir sebep oldu ve en iyi patlıcan musakkanın, pardon en iyi barışın savaş olduğunu öğrendim… Kafam karıştı, burası neresi, ben kimim, siz kimsiniz, burada ne arıyoruz?

Lafı kaynatıp oynatmanın bir âlemi yok.

Biz gelelim saadete, yani bizim meseleye…

ABD Başkanı Donald Trump’ı ‘Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren bir aklı evvel çıkmış. İki yıl önce de 18 aklı evvel aynı yolu denemişti. Ancak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde “Nobel Barış Ödülü” diye bir ödül ihdas edilmediği için bu öneriyi dikkate alan sivri akılı –henüz– çıkmadı.

Belki de çıkar…

Yaranmak için birileri parmağını kaldırır, canhıraş ortaya atılır, “çok yerinde bir öneri” diyebilir.

Der mi der…

Adam zengin…

Deli de olsan, zengin olacaksın.

Kafatasının içinde bir gram beynin de olmazsa, önce zengin olacaksın.

Düşünün yani Amerika’nın başkanı olmak için bile zengin olacaksın.

Bir halt bilmen gerekmez.

Yolda yürümeyi bilmene de gerek yok. Nasıl olsa seni parmağında oynatan ekipler görevdedir.

Her lobi, kendine göre seni şekillendirir.

Gücü elinde bulunduran lobilerin oyuncağı olur, gününü gün edersin.

Öyle ucuz oyuncak değil, naylondan bebekle oynamaya benzemez, telden araba yapıp sokak sokak dolaşmak değil, bu dediğim.

Koca Amerika’nın başkanı oluyorsun, bundan iyi oyuncak mı olur?

O kadar komik ki, o kadar trajik ki, o kadar karmaşık ki, o kadar acınası bir durum ki…

Mesela Kızılderililer’in kanlarıyla sulanmış ülkende “barış” nutukları atabiliyorsun.

Sırf dersinin rengi siyah diye insanları köleleştiren, içinden bir başkan çıkardığı halde halen “zenci” düşmanlığı yapılan faşistlerin kol gezdiği, hatta yetki aldığı ülkede “barış” ödülüne aday bir başkan çıkabiliyor.

İran’da, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Libya’da, Filistin’de, Arakan’da, Mısır’da.. hasılı dünyanın dört bir yanında ama illa da Ortadoğu’da, illa da yoksulların yaşadığı yerde, illa da mazlumların coğrafyasında, illa da Müslümanların olduğu yerde, illa da “kukla” liderlerin bulunduğu ülkelerde, illa da zengin kaynakları bulunan beldelerde…

Dünyanın dört bir yanını sömürerek hayatta kalabilen Amerika’nın aklı bir karış havada başkanı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiş…

Komedi…

Elindeki kanla, ağzındaki salyalarla her bir yana tehdit savurun zekâ seviyesi normalin çok altında olan birisi Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmiş.

Dram…

Yarın aynı öneriyi halkı katledilen ülkelerde verirse şaşmam.

Bu da bir kara mizah…

Ne yazık ki bu dünya çok garip bir yer haline gelmeye başladı.

İnsanlar ölmesin diye çırpınan, savaşlar son bulsun diye çabalayan, zulümler son bulsun diye ayağa kalkanları değil, eli kanlı, terör örgütlerinin besleyenlerin adı barışla birlikte anılıyor.

Tıpkı terör örgütü ve onun siyasi kollarının “barış” derken düştüğü yabanlık gibi…

Barış, en çok savaşmayanda hoş duruyor.

Barış, yüreği sevgi dolu insanlara daha bir güzel yakışıyor.

Barış, elinde silah olanlara, sağa sola tehdit savuranlara, mazlumun ahını alanlara, zalimden yana duranlara, kundaktaki bebeği katledenlere, kadınları öldürenlere, yaşlılara kıyanlara, gencecik bedenleri toprakla buluşturanlara yakışmıyor…

Bu tiplerin alacağı ödüller çok ama bunların hiçbirisi barış değil…

En iyi savaşan ödülünü alabilirler mesela…

Hıyar tarlasında en iyi hıyar yarışmasında da düşünmek mümkün.

En iyi patlıcan musakka yarışmasına, -elinin maharetine güveniyorsa- girebilir…

Domates güzeli yarışmamız da vardı…

Karpuz güzelini unutmak olmaz…

Narenciye güzelleri de vardı; portakal, mandalina, greyfurt…

Belki de şamama güzeli olabilir.

Muşmulayı unutmak ne mümkün…

Keşke savaşı ve savaştıranları da unutabilsek…

 

 

 

 

 

 

Etiketler

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı