Köşe Yazıları

Elif Ana -3

Dünden Devam

Bir gök gürlemesi daha… Ardından koyu, gri bir gölge kapladı içeriyi ve sonra birden kayboldu. Bu esnada Elif ananın dudağından dualar döküldü. Pencere zangır zangırdı. Kapı, gıcırdıyordu. Kuşlar, pencerenin camına çarpıyorlardı. Elektrikler bir sönüyor, bir yanıyordu. Sobadaki ateş sarı, gri bir alevle yanıyor, güp, güp diye ses çıkarıyordu. Üzerindeki güğüm fokur fokur kaynıyor, kapağı okullardaki teneffüs zili gibi çalıyordu.

Elif ana, su getirdi, ekledi. Tısss diye ses çıkardı güğüm.

“Sahi yağmurdan niye korkuyorsun ana, merak ediyorum. Söylesene, niye korkuyorsun?” dedi Zafer arkası arkasına.

“Az yaklaş. Yanıma gel,” dedi Elif ana. Yanındaki minderi gösterdi, oturmasını istedi.

Başını eğdi, yere baktı, uzun bir süre hiç konuşmadı. Gözlerine doluşan yaşları dökmek istemiyordu belli ki. Ama gözlerindeki hüznü görebiliyordu. Yüreğini kanatan bir şeylerin olduğunun farkındaydı. Bir başka bakıyor, bir başka süzüyordu bakışları. Dudakları titriyor, gözlerinin ışığı sönükleşiyordu. İçinde birikmiş acıların izleri yüzüne o kadar yansıyordu ki onun hiç bu kadar içine gömüldüğünü ve kendisini sakladığını hatırlamıyordu.

Elif ana ayağa kalktı, pencereye kadar yürüdü, kollarını göğsünde birleştirerek, yağmuru dinledi.

“Çocuktum. Dört ya da beş yaşındaydım. Bilemedin altı… İlkbahar bitti bitecek. Bugün ki gibi şimşekler çakıyor, gök gürlüyordu. Bir fırtına, bir fırtına… Gökyüzü patlamıştı sanki. Dereler taşmış, damlar çökmüş, ağaçlar yerinden sökülmüştü. Hayvanlar telef olmuş, günlerce eve kapanmış, dışarıya çıkamamıştık. Kıyamet kopacak diyorlardı.”

“Bu yüzden mi korkuyorsun yağmurdan,” dedi Zafer.

“Bilemiyorum. Belki de… Şimşek, fırtına, yağmur ve kara bulutlar olunca, içim bir tuhaf olur. Kalbim sıkışır, ruhum daralır, hüzünlenirim. Bana ait bir şeyi kaybedeceğim hissine kapılır, ağlamak gelir içimden. Ağlamak, ağlamak, ağlamak; sabaha kadar ağlamak… Ve… Ve…”

“Evet, ana… Ne?”

“Kardeşim… Annem… Babam dışarıdaydılar yağmur yağdığında… Eve gelirken sele kapıldılar… Annemi ve kardeşimi bulamadılar. Kayboldular. Nereye aktı, nereye gömüldüler kimse bilmiyor. Yağmur yağınca içimde fırtınalar kopar bu yüzden. Yanımda olmanı bu yüzden istiyorum.”

“Anladım ana,” dedi ve yüzü düştü Zafer’in.

Elif ana ağlıyordu. Zafer, bilmeden üzmüştü onu. Somurttu, dudağını büzdü, ısırdı, az daha sokuldu Elif anaya. Başını göğsüne koydu, beline sıkıca sarıldı.

“Özür dilerim ana. Bilsem sormazdım. Özür dilerim,” dedi.

Bir ay çabucak geçmişti. Sınava Malatya da girecekti. Havalar iyice ısınmıştı. Aylar, hatta yıllarca bu sınava hazırlanmıştı Zafer. Çok rahattı. Eğer bir şansızlık olmazsa iyi puan alacaktı. Babası, annesi, öğretmenleri ve tabi ki Elif ana onun için dua ediyorlardı.

Elif ana, elini öpmeye geldiğinde, cebine harçlığını koymayı ihmal etmedi. Gözyaşı içinde ve büyük bir umutla yolcu ettiler.

Yol boyunca konuşmadı babasıyla. Şehrin kuzeyindeki dağlardan, çaylardan ve derelerden geçerlerken, ciğerlerine bolca temiz ve serin hava çekiyordu. Ulbaba, Akdağ ve Recep Çayı… Pamuk Çayı ve Aran Dere… Derin derin nefesler alıyordu. Dağları, vadileri ve gürül gürül akan suları ilk kez görüyordu. Ulu çınarlar dev bir ejderha gibi bulutlara sarılmışlardı. Tepelerden aşağıya doğru daralarak inen yırtıkların içi yemyeşildi. Çalılar, dikenler ve bodurlaşmış ardıçlar… Sular bu yırtıklardan yılan gibi kıvrılarak akıyordu. Bembeyaz köpüklü sular… Dağlar, kahreden bir sessizlikle iniliyordu. Aniden bir ağıt sildi kulaklarının pasını. Şoför, sesini kısacak oldu ki koymadılar. Aksine aç dediler. Aç, biraz daha aç İdris. Bir dumanlı dağ… Bir aşk türküsü… Bir efsane… Mehmet, sevdiği kız uğruna dağlarda çobanlık yapıyordu. Bütün derdi Zeliha’yı görebilmekti. Çoban olmak için onca dil dökmüş, onca maharetler sergilemişti köylülere. Ve tam on yıl geziyor dağlarda. Tam on yıl keskin kayalıklardan, derin uçurumlardan, geçilmez sulardan geçiriyor sürüyü Mehmet. Zeliha, kendisi için çobanlık ettiğini biliyor, ancak karşılık veremiyor. Çaresizdir. Derdini kimseye anlatamıyor. Sadece dağlar ve kuşlar biliyor kalbinin Mehmet’e ait olduğunu. Çünkü sadece onlara açabiliyordu içini. Sadece onlarla konuşuyordu. Yalnız kaldığında başını dağlara doğru çeviriyor, duyabileceği kadar bir sesle gözyaşları içinde aşkını mırıldıyordu.

Ve dayanamaz, kör olur, lal olur, yemekten içmekten kesilir, bir deri bir kemik kalır Zeliha. Kendine bile küsmüştür.

Mehmet ise çobanlık yapmaya devam etmektedir. O da dağlara anlatır aşkını. Kuşlarla konuşur, toprakla dertleşir. Her bir çiçek yoldaşı olur.

Sonunda ölür Zeliha. Çoban Mehmet bunu duyunca, kendini kayalıklardan aşağıya bırakır.

Bir anda bir çığlık böldü sessizliği.

“Yola kaya düşüyor İdris, dikkat et.”

Kayalar büyük bir gürültüyle yuvarlanıyordu. Allahtan, şoför tez fark etti de gaza bastı, arabayı kurtardı kayalardan.

Sonuçlar yarın açıklanacaktı. Herkes gibi Elif ana da heyecanlıydı. En büyük dileği Zafer’in doktor olmasıydı. Sabahı iple çekiyordu. Müjdeli haber gelince, sevinecek, Zafer’e sarılacak, birlikte mutluluk gözyaşları dökeceklerdi.

Sabah ezanı ile uyandı. Dalmıştı ki telaşla silkindi, namaza hazırlık için yataktan çıktı.

Müthiş sevinçliydi. Zafer’i hatırladıkça tebessüm ediyordu. İlk kez kocası Turan askerden geldiğinde onu görmek için pencerenin önünde beklerken bu kadar heyecanlanmıştı.

Sabah namazını kıldıktan sonra Kur’an okudu. Okuması biter bitmez, Kur’an’ı yerine koydu.

Kulağı kapıdaydı, çaldı, çalacak… Bütün hücreleri ile kapıya kitlenmişti. Bir an önce kapı çalsın istiyordu. Kapı ‘tık’ dedi mi hasta haliyle zıplayacak, Zafer’e sarılacak, birlikte ağlayacaklardı.

Yıllar sonra ilk kez mutluluktan ağlayacaktı. Kapının çalması geciktikçe, aklından kötü kötü fikirler geçiriyordu. ‘Yoksa…’ diyor, gerisini düşünmek istemiyordu.

Hiç giymediği beyaz örtüyü takmıştı bugün. Zafer’in sevincini bu beyaz örtüyle karşılayacaktı.

Zafer, gazete bulabilmek için erkenden inmişti çarşıya. Hayli zorlandı gazete bulmakta. Beklediği üniversiteyi kazanamamıştı, ama tıp fakültesini kazanmıştı.

Kırtasiyenin önündeki kalabalık sevinç çığlıklarını tebessümle karşıladılar.

Devamı Yarın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu