Köşe Yazıları

Ekmek İsrafı

  Bilindiği gibi basit ve dar anlamıyla israf; gereksiz yere yapılan harcama demektir: Böyle davrananlara da eskiden müsrif  denirdi. Şimdilerde “savurganlık„ ve “savurgan„ ile  karşılıyoruz bu sözcükleri. Sofralarımızın baş tacı olan demirbaş gıdamız ve nimetlerimizin başında ekmek gelir. Bu nimetin kültürümüzde ve inancımızda çok özel ve kutsal bir yeri vardır.  Nerede görürsek görelim, yerdeki bir ekmek kırıntısını alır, üfler, öper, başımıza koyarız. Hatta bazı tartışmalı durumlarda, karşımızdakini ikna etmek için “Ekmek çarpsın!„ diyerek üzerine yemin ederiz. Bu yeminle her şey bitmiş, tartışmaya son nokta konulmuştur. Yazılı ve sözlü anlatımlarımızda ekmekle ile ilgili birçok deyim, atasözü ve özdeyişi kullanırız. Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi süsleyip bereketlendiren bir nimettir ekmek.

  Bizim bu kadar hayati değeri olan bu nimetin tüketiminde de maalesef bilerek veya bilmeyerek birçok yanlışımız ve kusurumuz var. Bu israfın girmediği ev-aile sayısı yok denecek kadar az. Birçok kişinin çalıştığı yerlerde(yemekhanesi olan resmi ve özel kuruluşlarda) her gün yenmeden atılan ekmeklerin haddi hesabı yok. (Velev ki bu ekmek atıkları çöpe atılmayıp değerlendirilse bile…) 

  Ülkemizin de dahil olduğu Sofra Grubu denen bir kuruluş var. Bu örgüt, her yıl nisan ayının son haftasında bir etkinlik düzenliyor. Bu etkinliğin adı “Yemek İsrafını Durdur Günü.“

Bu grubun yönetim kurulunca yapılan araştırma, inceleme sonuçlarını sizinle paylaşmak istiyorum. Buna göre:

  1. Dünyada her yıl ortalama 984 milyar dolarlık bir yemek atığı kaybı yaşanıyor.
  2. Her şahıs, yılda 227 kg gıdayı çöpe atıyor.
  3. Dünyadaki yemek israfının sadece yüzde 25’i ile yetersiz beslenen, açlık sınırında olan 795 milyon insanı doyurmak mümkün.
  4. Yurdumuzda yemek israfının yıllık maliyeti 214 milyarı buluyor.
  5. Yılda 1,7 milyar (1 milyar 700 milyon) adet ekmek çöpe atılıyor.
  6. Çöpe atılan sebze ve meyve miktarı, yılda 18 milyon ton…

Rakamların dehşet büyüklüğüne dikkat eder misiniz?.. Heba olan nimetle, milli servete bakar mısınız? Gerçekten ibret verici, gerçekten korkunç ve ürkütücü… Böyle bir davranışa, böyle bir rahatlığa, böylesi bir sorumsuzluğa hakkımız var mı?.. Buna karşılık, hanemize yazılan günahlar da cabası… Oysa yurdumuzda ve dünya genelinde sabahtan akşama kadar o çöplük senin, bu konteynır benim diyerek dolaşan ve rızkını çöplüklerden toplayan bir sürü insan var. Geçmişte savaş ve kıtlık yıllarında dedelerimizin, ninelerimizin bir dilim kuru ekmek bulamadıklarını gayet iyi biliyoruz. Hâl ve gerçek bu iken, ekmek tüketiminde ne kadar hassas, ne kadar dikkatli olmamız gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmıyor mu?

Yazımızda geçmişte yaşanan gerçek bir ekmek öyküsüyle son vermek istiyorum: Su altında kalan Tarihi Samsat’a bitişik Kilisan (Sütbulak) köyünden amcazadem merhum Mahmut Mutlu, bazı işleri için şehre (Adıyaman’a) geliyor. Koyun, kuzu, tavuk, buğday-arpa çuvalı yüklü traktörün römorkuyla… Şehirdeki işlerini bitirdikten sonra eski mezarlığın bitişiğindeki parkın duvarının dibine oturuyor. Köyden gelirken içine birkaç yufka ekmeği koyduğu çıkınını açıyor. Şehirden (fırından) aldığı sıcacık tırnaklı ekmeği (pideyi) azar azar kopararak sulanmış yumuşak yufka ekmeğin içine katık niyetine koyup sardıktan sonra iştahla yiyor. Yufka ekmeğin içine katık olarak tırnaklı ekmek… Evet, işte hepsi bu… Bunu bize yıllar sonra anlatırken söyledikleri hâlâ aklımda: “Param olmadığı için yapmamıştım. Tırnaklı ekmek o kadar lezzetli idi ki onun yerine katık olarak başka bir şey düşünmemiştim.„ İşte bizim için ekmek budur… Onun yerini tutacak başka bir şey yoktur ve olamaz… Bunu israf etmek mümkün müdür?..

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu