Köşe Yazıları

Dünyanın Bütün Çiçekleri…( 1 )

 

Ceyhun Atuf Kansu’nın ‘Dünyanın Bütün Çiçekleri’ isimli şiirini duymuş, okumuş ya da dinlemişsinizdir. Bir köy öğretmeninin duygularını yansıtan şiir daha sonraları sanatçı Selda Bağcan tarafından da seslendirildi. Öğretmenlik mesleğine atıfta bulunan ve bir köy öğretmeninin mesleğine olan aşkını anlatan şiir oldukça duygulu bir formatta yazılmış. Mesleğe olan bağlılığın önemini anlatır bize. Öğretmenlik önemli ve değerli bir meslektir çünkü. Öğretmenin öğrencisiyle olan bağının yani kurulan doğru iletişimin önemi çok büyüktür. Öğrenci öğretmenini sevdi mi şahane bir eğitsel devinim yaşarsınız. Hatta çoğu kez de öğretmen, öğrenci olur.  Öğretmen olduğunuzu kimi zaman unutursunuz onun karşısında. Mutlu bir seremoni yaşarsınız öğrencilerinizle. Ve onlar artık sizin öğrencinizden öte çiçeklerinizdir. Kır bahçesinde renk renk açan çiçekler. Solmasını, boynunu bükmesini istemez, her gün sular, koklar, temiz hava şırınga edersiniz. ‘Dünyanın bütün çiçeklerini getirin bana son bir ders vereceğim…’ diyen şair hayatın aslında ne büyük kıymete tabi olduğunu betimlemiştir.

Nice benzer şiirlerle, öykülerle karşılaşırız. Hatta bunların çoğunu içimizde, çevremizde yaşarız. Yakınımızdaki bir öğretmendir anlatıcı kimi zaman ya da bir öğrencidir öğretmeniyle maytap geçtiği zamanları anlatan. Keyifle geçirilen öğrencilik-öğretmenlik yıllarıdır insanı mutlu kılan. İnsanı mesleğine bağlayan ve onu itibar sunan. Memleket sevdasıdır aslında bunun temeli. Toplumsal sevgidir, inançtır halkına karşı duyulan.

Bu heyecan ve aşkın yansıdığı nice dostlarınız, arkadaşlarınız hatta komşularınız olmuştur elbette. Altınşehir ilkokuluna geldiğimde toy bir öğrenci ama idealist bir eğitimciydim ben de. Öğrencileriyle buluşan ve onlara hayatın önemini kavratmayı benimseyen bir genç bir öğretmen. Kent merkezinin birkaç kilometre dışındaki okul, köy okulu gibiydi. Sekiz derslikli ve tek katlı. Şehrin tek toplu konut alanı içindeki okulun bulunduğu semte şehirleşme yeni yeni gelmekteydi. Toprak yollarıyla, dağ çiçekleriyle, ihata duvarı dahi olmayan yolu stabilize ve çamurlu bir okuldu Altınşehir ilkokulu. İlköğretime dönüşen okula artık taşımalı öğrenciler de gelmeye başlamıştı. İlk ve ortaokul öğrencileri birlikte eğitim görüyorlardı. Törenler ve bazı kutlamalar şenlik hasında geçiyordu.

İlk öğrencilerimin anısı çok büyüktür bende her öğretmende de olduğu gibi. Hemen hemen hepsi meslek sahibi, çoluk çocuk sahibi şimdilerde. İlk müdürün görevinden isteyerek ayrılmasından sonra yaklaşık on altı yıl birlikte çalışacağım yeni okul müdürü de görevine başlamıştı.

Öğrencilerin yıl boyu yapmış oldukları çalışmaların, ürünlerin yıl sonunda değerlendirilmiyor olması beni rahatsız ediyordu. Bütün öğrenciler yapmış oldukları o güzel resimleri, el işlerini, teknik çalışmalarını ya çöpe atıyor ya okula hediye ediyor ya da bir arkadaşına hatıra olarak terk ediyordu. Anı olarak vermek de güzeldi elbette. Ancak bunun farklı bir seremoniyle verilmesi başka bir mana yükleyecekti o ürüne. İlk sergimizin hazırlıklarına başladık. Sanırım 1999 ve 2000 yılı sonlarıydı.

İkinci katının da yapıldığı okulun üst kattaki dersliklerini ve koridorunu sergi sofaları olarak kullandık. Sıralar birleştirildi, üzerlerine masa örtüleri serildi. Sonrasında ise sergilenecek olan o yılın ürünleri dikkat çekecek şekilde yerleştirildi. Evden müzik setinin getirilmesi ve klasik müzik kasetlerinin temini ile her şey tamamdı. Altınşehir ilkokulu böyle bir organizasyonla ilk kez kendini mahalle halkına, velilere sunuyordu.

Sonraki yıllarda sergi faaliyetleri ek binanın zemin katında gerçekleştirildi. Ağırlıklı olarak teknik ürünlerin sergilendiği bu sergi çok daha fazla ilgi gördü. Oldukça havalı bir biçimde dizayn edilmiş salonun tesiri ziyaretçilerini hayran bırakmıştı. Öğrenciler sergi salonunda görev almak için sıraya girmişlerdi. İş-teknik, resim ve kitap sergileri oldukça ilgi görmüştü. Yerel basında da yer aldı. Dönemin vali yardımcıları ve milli eğitim amirlerinin de katılımlarıyla kokteyl havasıyla yapılan açılışlar büyük kentlerdeki sergi açılışlarını aratmayacak düzeydeydi. Pastası, klasik müziği, düşünce bildiren masa ve sohbetleriyle mahalle halkının, yani velilerin de ilgisini çekmişti.

Mükâfata değer görülen bu serginin eğitimde öğrencilerin birlikte iş yapabilme ve sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli katkıları olduğunu yadsımamak gerekir. Öğrenciler çiçeklerse eğer onları incitmemek ve  hayatın içine katarak mutlu olabilmelerini sağlamak gerekir.

Çünkü öğrenciler ne boş bir levhadır ne tohum ekilmemiş tarla ne de doldurulmayı bekleyen boş bir bardak.

Kendilerini ifade edebilecekleri ortamları sağlayabilmek kafidir aslında.

Onlara okuma yazma gibi temel bilgi ve kavramlar öğretildi mi yeter. Yol alır yürürler.  Okumaya yazma bilmeyen bir öğrenci yürümeye başlayan bir çocuk gibidir. Çocuk, yürümeye başladığı anda elini tutmaz bırakırsınız. O, artık yürür yürür yürür. Temel eğitim de öyle; okuma-yazmayı öğret ama yalnız bırakmadan birlikte yürü. Çocuklar birer cevherdir. Bu cevherleri doğru değerlendirmek ve kendini ifade edebilecek zeminler oluşturmak ta eğitimcinin sorumluluğu ve görevidir.

Ceyhun Atuf Kansu’nun dizeleri belki çok keskin, ama unutmamak gerekir ki çocuklarla öğretmenleri bir yumak gibidir. Hele hele ilkokul öğrencileri; sevgidir, sıcaklıktır, umuttur. Onlarla olmak bir öğretmenin belki de en mutlu olacağı arzusudur.

Okulun sergi kültürüyle buluşması öğrencileri mutlu etmiş, her öğrenci sonraki yıllarda kendini daha çok derslere ve aktivitelere katmalarını sağlamıştı. Sergi yapılacak olmasından dolayı eserler özenle saklanıyor ve sene sonu iple çekiliyordu. Okul personelleri de bu keyifli etkinlikle yılsonlarını daha keyifle tamamlamanın sevincini yaşıyorlardı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu