Anasayfa / Köşe Yazıları / Dünya İki Kapılı Bir Han

Yazar Adıyaman Güne Bakış Gazetesi

Dünya İki Kapılı Bir Han

Her canlı doğar, yaşar ve ölür.Anne rahminden çocukluk devresine, çocukluktan gençliğe doğru deli dolu adımlarla hızla ilerlerken bir de bakıyorsunuz ki dayanmışsınız ihtiyarlığın kapısına…

Hayıflanmalar, üzüntüler, kederlenmeler… Keşke gençliğim geri gelseydi de şu ihtiyarlığın başıma neler getirdiğini ona bir anlatabilseydim!

Fani dünyada attığımız her adımın aleyhimizde işlediğini gördüğümüzde, burun buruna geldiğimiz ölümün acı hançeri saplanınca bağrımıza donakalır bütün hevesler.

Kendi kendimizi aldatıyoruz çocuklar misali. Şu fani dünyayı sabit ve hiç bitmez zannediyoruz. Ve kapıldığımız o zan sebebiyle her zaman kaybediyoruz insani hasletlerimizi,komşuluğumuzu, insanlığımızı, her şeyimizi.

Berbat ediyoruz dünyamızı,kaybediyoruz ahiretimizi. Yırtılan dünyamızı yamamak için, hep yırttık dinimizden. Ama heyhat, ma’mur edemedik dünyamızı, din de gitti, dünya da gitti elimizden!.

Ezelden yazılmış kaderin her hükmü icra ederken hükmünü, Hz. Adem’den beri değişmeyen kuralını  sürüyor insanlık meydanına.

İbret alır mı almaz mı insan bilinmez ama, her yaratık ezeli hükme boyun eğmek zorunda. Zira Kader planı hiç durmadan işliyor bütün zaman ve mekanlarda.

Dünya iki kapılı bir han, dokuz yüz elli sene ömür yaşayan Nuh Nebi’nin dilinde. Dün bir kapıdan girdik bu gün çıkıyoruz diğer kapıdan.

Bitmeyen arzular, istekler, hevesler , yarım kalan işler, emeller hepsi kalıyor geride. Biz de gidiyoruz beklenmedik bir zamanda bir başka menzile.

Yalakalıkla, dalkavuklukla elde ettiğimiz makamlar, rüşvetle, torpille sahiplendiğimiz mevkiler, haksızlıkla kazandığımız koltuklar hepsi kalıyor geride.

Haram helal demeden elde ettiğimiz servetler, nereden geldiğini, nasıl elde ettiğimizi bilmediğimiz sırça saraylar, afra tafra sattığımız son model arabalar, bize üzülmek yerine,bizden kurtulmanın kınasını yakıyorlar.

Hiç ibret almadığımız ölüm hergün bizden birilerini alıp götürürken, geride kalmıyor pişmanlık ve nedametten başka bir şeyimiz.

Beş gün önce ebedi aleme gönderdiğimiz dünya tatlısı ablam, tabir caiz ise hayat doluydu. Hiç olmadı arabası, apartmanı, serveti, şöhreti…

Fakirdi ama bir o kadar zengindi yüreği. Yemedi yedirdi, içmedi içirdi, giymedi hep giydirdi başkalarına…

Yaşadığı köyünde kıt kanat geçindi. Yüce Yaratıcı, sanki bütün köyün yapması gereken cömertliğini, sehavetini ona vermişti.

Her kese iyilik yapmayı, her kese yedirmeyi, içirmeyi, işini görmeyi, ihtiyacını karşılamayı, kendisine ibadet gibi adeta farz biliyor ve yerine getiriyordu gereğini…

Allah cömerttir, cömertleri sever. Başkasının kendisine verdiği her şeyi, kendisi yemeden içmeden bir başkalarına vermek onun olmazsa olmazıydı adeta.

O, köydeki her kesin hem annesiydi, hem ablasıydı, hem arkadaşıydı, hem de sırdaşıydı. Üzülüyordu herkesin her sıkıntısına her üzüntüsüne.

Karşılıksız, menfaatsiz, her kesin tarlasında çalıştı, bağında bahçesinde çalıştı, yardım etti, imdadına koştu. Üzülenlerle üzüldü, sevinenlerle sevindi. Onun vefatıyla da herkes üzüldü.

Biz ve seni tanıyan herkes senden razıydı. Sen bize hakkını helal et. Mekanın cennet olsun inşallah güzel ablam…

Bu Habere de Bakın

Bir Donmayı Nasıl Atlattık

Yıl 1961. Ortaokul 2. sınıftayız. Adıyaman’da öğrenci evlerinde kalarak okumaktayız. Ev (oda) arkadaşım Ali Şener …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir