Köşe Yazıları

Deprem; Kıyametin Provası

24 Ocak 2020, saat 20.55 de Elazığ-Sivrice merkezli yaşanan depremde vefat eden 38 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabr-ı cemil diliyorum. Bütün yakınlarına acil şifalar dilerken, depremin hissedildiği yaklaşık 30 ildeki vatandaşlarımıza ve bütün milletimize geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

Bu tür afetlere karşı kenetlenen bu aziz milletimize rabbim, böyle afet ve musibetleri bir daha yaşatmasın duası ile önemli birkaç hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Evvela depremin meydana geldiği saatten bu yana, bütün medya ve televizyon ekranlarında bilim adamları önemli uyarı ve analizler yapıyorlar. Ancak bu değerlendirmelerin hiçbirinde dini açıdan depremlerden çıkarmamız gereken derslerden yani depremin mana, ruh boyutuna değinilmemesini dikkat çekici buluyorum. Öncelikle İslam; bilime, bilimsel analiz ve değerlendirmelere karşı olmadığı gibi aksine bilimsel çabaları kevni ayetlerin tefsiri mesabesinde farzı kifaye olarak görür ve teşvik eder.

Deprem; kıyamet sahnesinin Dünyada yaşanan provasıdır. Kur’an bize çok önemi uyarılarda bulunuyor. Akıl sahiplerini şiddetle ikaz ediyor. Küçük bir örneğini 24 Ocak 2020 de  şahit olduğumuz her insanın bizatihi ve kesinlikle yaşayacağı, kainatın bütün dengesinin alt- üst olacağı ve adını verdiği Kıyamet Suresi depremlerin en ölümcül, kaçınılmaz en korkuncu ve sonuncusudur.

Kıyamet Suresinde şöyle buyruluyor: ‘Kıyamet gününe(depremine), insanın o kötü(şeytani), nefsine yemin ederim ki; insan, kemiklerinin bir araya toplayamayacağımızı mı zannediyor? Evet, Biz onun (insanın) parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye, gücümüz yeter. Fakat insan önündeki bu kıyameti (gelecekteki bu depremi) yalanmak ister. Bunu göremeyen, görmek istemeyen insanlar alaycı bir üslupla ‘ Kıyamet günü ne zamanmış’ diye sorarlar. Onlara cevaben ‘ Göz kamaştığı (yerinden çıkarcasına), ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman.’ İşte o gün insan, kaçacak yer, kaçış nereye, diyerek, fakat o günahkar insana verilecek nihai cevap. Hayır, hayır! Sığınacak yer yok o gün varıp durulacak tek yer Rabbinin huzurudur.’

Başka surelerde onlarca sahnesi anlatılan depremin, en korkunç ve dehşet dolu anlarını anlatan, yarılma, ayrılma, bölünüp parçalanma anlamına gelen İnşikak (deprem) Suresi bizleri şöyle ikaz ediyor: ‘ Gök yarıldığı, Rabbini dinleyip ona yaraşır şekilde boyun eğdiği, yer uzatılıp dümdüz olduğu, içinde bunanları dışarıya atıp boşaldığı ve Rabbine kulak vererek: Ey İnsan ! Şüphe yok ki sen Rabbine doğru çaba göstermektesin ve O’na varacaksın. Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesapla hesaba çekilecektir. ‘ (İnşikak Suresi 1-8. Ayetler)

Kuranda bir surenin ise adı deprem, yani zelzeledir. Sure, depremi ve insanın deprem anında ve sonrasında karşılaşacağı sahneyi anlatır. Sure mealen şöyledir: Yerküre çok ciddi bir sarsıntıyla sallandığı, toprak içindeki bütün ağırlıkları, her şeyi çıkardığı ve insan şaşırmış, kendinden geçmiş bir psikoloji ile ‘ Ne oluyor bu yere’ dediği zaman işte o gün yer, Rabbinin ona vahy etmesiyle (ne var ne yok) bütün haberlerini anlatır. Darmadağınık, şaşırmış, bitmiş, tükenmiş olan insan, o gün ‘kim zerre miktarı hayr yapmışsa onu görür, şerr işlemiş ise de onu görür.’ (Zelzele Suresi.)

Hz. Peygamber: Yerin vereceği haberler her köle ve kişi hakkında ‘şu gün Şöyle yaptı ‘ üzerinde insanın (nerede olursa olsun) yaptıklarını haber vermesidir buyuruyor. (S.tefasir c.7.s 389)

Ruh olmadan nasıl ki insanın bedeni yalnız başına bir anlam ifade etmiyorsa, yerküre, kainatda olup biten esrarengiz düzenin, olayların da bir ruhu ve manası olmalıdır. Yoksa eksi 12 derecede aç, susuz, 24 saat sonra ekiplerin çıkardığı iki buçuk yaşındaki Nusra bebeğin hayatta kalmasını sadece bilimle, tıpla nasıl izah edeceğiz?

Deprem Adıyaman’da da çok ciddi hissedildi. O şaşırmış, panik- atak, can havliyle fırlayan insanlar… Kaçış nereye, kimden, nereye kaçıyoruz? Bir an için, o anda, hepimizin, olduğu yerde öldüğünü düşünelim. Yaptığımız işler ne kadar doğru idi? Bulunduğumuz ortam ve arkadaşlar ne kadar hayırlı idi? Helal ve haramla ne kadar meşgul idik? Kaldı ki Hz Peygamberin ifadesi ile bulunduğumuz mekan her an itibariyle yaptıklarımıza şahitlik edecek. O halde kaçış nereye? Eynel mefer? O gece bir dost şunu hatırlatıyordu: ‘ Biz 1 saattir dışarıdayız, donuyoruz, perişan oluyoruz, peki bu Suriyeli insanlar, çocuklar, kadınlar ne yapıyor, nasıl yapıyor? Hala bazılarımız Suriyeliler olmasaydı bu zamlar olmazdı, ben işsiz kalmazdım, benim işim bozulmazdı, maaşıma şu kadar zam yapılırdı diyebiliyoruz. Bu nasıl bir insanlık?

Her canlı nefsin, ölüm hakikati ile birkaç saniye içinde burun buruna gelebileceğini bütün dehşeti ile bizlere yaşatan olağanüstü bir durumdur deprem. O halde insan olarak depremlerden hayatımızda önemli ve izler bırakacak sonuçlar çıkarmalıyız. Amel defterimizi sağımızdan almamıza imkan sağlayacak bakış açısı, ibadet, çalışma, hazırlıklara ve maddi-manevi değişimlere vesile ve fırsat olarak görmeliyiz. Çünkü dünya geçiciliğini, basitliğini, gerçek yüzünü hem de birkaç saniye vuku bulabilen deprem olgusuyla bizlere yaşatıyor, bizleri ikaz ediyor.

Oyuncuları biz, sahnesi Dünya, konusu ölüm ve ötesi olan bu deprem sahnesinden önemli dersler çıkarmak zorundayız. Aksi takdirde son olarak vuku bulacak olan kıyamet depreminden Allah korusun kaybedenlerden oluruz.

Ve son olarak Araf Suresi 155-156. Ayetlerde ifade edildiği Hz. Musa Rabbi ile buluşmak ve bağışlanmak üzere kavminden 40 kişiyi seçiyor ve belirlenen yere gittiğinde bir depremle karşılaşıyor ve “ İçimizdeki beyinsizlerin, günahkarların yaptıkları yüzünden bizi helak eder misin Ey Rabbim” diye dua ediyor.Biz de içimizdeki sefihlerin yaptıklarından dolayı bizi helak etme, bize hikmet, basiret ,feraset ve merhamet ver, Ey Allah’ım diyoruz.

Selametle, Allah’a emanet olunuz.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı