Köşe Yazıları

Dede-Torun Sohbetleri:18

Dede-Torun Sohbetleri:18

(Nato Kafa, Nato Mermer)

Mehmet Dede, torunu Mustafa’yı okul çıkışında almış, yol üstündeki parkta her zamanki kamelyalarında sohbet ediyorlardı.

  • Dede, dedi Mustafa. Bugün yemekler benden. Patron benim, tamam mı?
  • Hayrola oğlum? Bir piyango falan mı çıktı? Parayı nerden getirdin?
  • Nerden olacak dede? Senin verdiğin harçlıklardan… Arttırdığım, biriktirdiğim paralar.
  • Peki, yediklerimize yetecek mi? Ya yetmezse?..
  • Canın sağolsun dede! Yetmezse yetmesin… Arkamda koskoca dedem yok mu?

Gülüştüler. Gelen garsona birer tava, yanında da birer porsiyon kadayıf siparişini verdikten sonra, sıra Mustafa’nın bir gün önceki ödevine gelmişti. Mehmet dede:

  • Siparişlerimiz gelene kadar senin şu deyimler meselesini ve öğretmenin verdiği o deyimi konuşalım mı?
  • Evet dede. Haydi konuşalım?
  • Bak oğlum! Deyim diye biz, Türkçemizdeki iki üç sözcükten meydana gelen kalıplaşmış öbeklere diyoruz. En az iki, en çok dört beş sözcükten oluşurlar. Konuşurken veya yazarken kullanırız.
  • Niye kullanırız dede?
  • Anlatıma renk katmak, çekici kılmak için oğlum. Deyimler sayesinde anlatımımız daha derin ve daha güzel bir boyut kazanır. Deyimler gerçek anlamlı da olur, mecaz anlamlı da… Mecaz anlamlıları daha iyi anlamak için, sözcüklerin arka planındaki ifadelere dikkat etmekte yarar var. Bir sözcüğü çıkarıp, onun yerine eşanlamlısını koyamayız. Özelliği, orijinallığı bozulur.
  • Nasıl yani dede?
  • Şöyle oğlum: Örneğin; “Dereyi görmeden paçaları sıvamak„ deyimi, günlük işlerde aceleci olmamızı belirtir. Biz bunu; “Nehiri görmeden paçaları sıvamak„ şeklinde değiştiremeyiz. Keza; sözcüklerin diziliş sırasını da değiştiremeyiz. Örneğin; “Pabucunu dama atmak„ yerine “Dama atmak pabucu„da diyemeyiz.
  • Tamam mı oğlum?
  • Tamam dede.
  • Deyimler; mevcut olan durumu, yani gözlemlerimizi, tesbitlerimizi ifade eder. Hemen hemen hepsinin bir çıkış kaynağı, bir öyküsü vardır. İleride sana bazılarının öyküsünü de anlatırım inşallah.
  • İnşallah dede!..
  • Şimdi gelelim senin ödevine: “Nato kafa, nato mermer„
  • Gelelim dede.
  • Bak oğlum, bu deyim Türkçemizde yok. Dilimize Yunancadan girmiş. İstersen önce sözcüklerini tek tek anlatayım. Deyimin aslı (orijinali) şöyledir: “Na to kefari, na to mermari„ Na: İşte demek. To: Sözcüklerin başına getirilen bir ön ek… Sizin İngilizcede öğrendiğiniz “the„ eki gibi… Hani “The desk, the tabledediğiniz gibi. Kefari: kafa demek. Mermari de mermer…Yunanlılar bunu; söz anlamayan, söz dinlemeyen, anlayışı kıt olan veya anlamak istemeyen kişiler için kullanıyorlar. Biz de aşağı yukarı aynı anlamda, aynı durumlar için kullanırız. Sözümüzü anlamayan, anlamak istemeyen kişiler için kullanırız bu deyimi. Kaba bir tabirle; “işte kafa, işte mermer„ anlamında… Yani, “Sen taş kafalı birisin. Senin kafan taş gibi„ demek istediğimiz durumlarda kullandığımız bir deyim.
  • Şimdi çok güzel anladım dede. Ben de dünden beri, acaba bu “nato„nun bizim bildiğimiz şu bir araya gelen devletlerin oluşturduğu örgütle bir ilgisi var mıdır diye düşünüyordum… Demek ki yokmuş.
  • Tabii ki yok oğlum. Yalnız sana şunu da söyleyeyim. Her ne kadar bazıları bu deyimi sıkça kullanıyorlarsa da biz, mecbur kalmadıkça kullanmayalım oğlum, olmaz mı?
  • Tabii ki dede. Karşımızdakine; “Sende kafa yok. Sen; taş kafalı, mermer kafalı birisin.„ Olur mu?.. Ben, bu deyimi hiç kullanmayacağım dede… Eğer mecbur kalırsam o başka…
  • Aferin oğlum! Çok güzel!.. Bak işte siparişlerimiz de geldi. Bugün de ne kadar acıkmışım… Galiba bir porsiyonla doymayacak gibiyim…

Biraz durdu. Torununun gözlerine baktı. Bir süre bakıştılar. Ardından kahkahayla gülmeye başladılar. Mehmet dede, bir yandan yemeğini yiyor, çaktırmadan da torununun gözlerine bakarak mırıldanıyordu:

  • Korkma Mehmet, korkma! Ye, yiyebildiğin kadar… Nasıl olsa bugün yemekler Mustafa’dan… Bugün patron o…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu