Köşe Yazıları

Bunun suçlusu kim?

Son günlerdeki tartışma konularından biri de gençlerin deizme yöneldiği tartışması.

Deizm,bir tanrının varlığına inanıp onun yaşama evrene müdahil olmadığını, fizik ve biyoloji yasalarına göre evrenin varlığını sürdürdüğü inancıdır. Kısacası bir deistin tanrısı dua edilemeyecek, dua etseniz bile size kulak vermeyecek bir tanrıdır. Bu Tanrı yaşamın hiçbir anında ne kişiye manevi bir dayanak ne de onun ölüm karşısındaki çaresizliğine karşı bir güven yeridir.

Deizm inancı İslam’ın Kur’anda açıkça ortaya koyduğu Tanrı tasavvuru ile örtüşmez.

“Kullarıma söyle ben onlara yakınım, dua ettiklerinde onlara mutlaka icabet ederim.” veya “Yağmuru yağdıran siz misiniz yoksa biz miyiz?” diyen Allah ile Deist Tanrı taban tabana zıttır.

Dindar nesil yetiştireceğiz diyerek yola çıkıp dine ve dini kurumlara büyük yatırım yapan siyasi iktidarın 19 yıl sonunda geldiği nokta dinden soğumuş, Tanrı tasavvurunu değiştirmeye başlamış bir nesil olması üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.

Deizim yayılmasını kimileri ahlaki zayıflığı, iki yüzlülüğü, dini kullanmaya eğilimli bir takım dini figürlere, kimisi dinin devamlı gündemde tutulmasının yarattığı tiksintiye bağlıyor. Kimine göre din diye anlatılan aklın kabul etmeyeceği anlatılara, uydurmalara kimine göre de dini yaşantının modern zamanlardaki sorunlara çözüm bulamamasına önerdiği çözümlerinde günümüzde karşılığı olmamasına yoruyor. Bunun yanında teknojinin getirdiği bilgiye çabuk ulaşma ve kuşkucu aklın teslimiyetçi dini düşünceye üstün gelmesine.

Tüm bunlarda doğruluk payı olsa da modern zamanlarda gerek ailenin gerekse eğitim sisteminin bunda payı olduğunu düşünüyorum. Allah’ı anlatmadan, tanıtmadan sure ezberletip, sevgi yerine korkuyu esas alarak oluşturulan bir tanrı tasavvuru var. İnsanca yaşamı günah ve sevap hesabına indirgeyen, günah işleyenleri acımasızca işkencelerle tehdit eden, mezara girdiğinizden itibaren sorguya başlayıp devamlı hesap soran, töleranssız, eli sopalı, gazabı önde merhameti ardından gelen bir Allah anlatımı da önemli.

Oysa Kur’an “Rahmeti sonsuz merhameti sınırsız Allah’ın adı ile” cümlesi ile başlar. Mesela biz evlatlarımıza besmele çekmenin sevabını anlatmak yerine rahmetin sınırsızlığı nedir? Merhamet nedir? Merhamet ile rahmet arasındaki bağ ya da farkı anlatmıyoruz. Tabir yerindeyse Allah’ın kitabın başına koyduğu kart vizitini değil de kötülük etmek için bir araya gelmiş, şirk reislerine inmiş ayetleri sanki sıradan günahkarlara inmiş gibi anlatarak ilahi mesajı saptırıyor, alakasız bir Allah tasavvurunu yerine koyuyoruz.

Sevgi ve korku bir araya gelemez. İnsan sevdiğine yanaşır, korktuğundan kaçar. Aynı zamanda günah ve korku insan psikolojisinde derin bir suçluluk ve pişmanlığa sebebiyet verir. Kendilerini sürekli günahkar olarak tanımlayanlar suçluluk psikolijisi içinde yaşar. Günahsız yaşamak mümkün olmadığına göre her günahta tevbe edip onu tekrarlayan sözünü tutamadığı için içinde korkusu büyüyen ibadetini de nimete şükür anlayışı yerine cehennemden paçayı kurtarma anlayışı ile yapan insanlar oluşur.

Ben Müslümanların büyük kısmının Allah tasavvurlarının Kur’an’ın bize anlattığı tasavvuru ile büyük farklar taşıdığına inanıyorum. Müslümanların çoğu Allah’a inanıyor ama kafalarındaki Allah Kuran’ın betimlediği Allah değil. İnandıkları Allah, siyasetçinin, din bezirganlarının insanları köleleştirmek, dini kullanarak düşünemez korku içindeki robotlara çevirmek için kendi işlerine geldiği gibi tanıttıkları Allah. İşte yeni nesil bunu fark etti ve hakikati öğrenmek konusunda rehbersiz kalınca da Deizim onlara çare oldu.Ne tanrıdan vazgeçiyor ne de ona dua edebiliyorlar. İçlerinde oluşan şey boşluk ve çaresizliktir.

Diyanet işleri ise bana göre omurgasız bir kurumdur. Sebebi iktidarın dini tutumuna göre kendisine ayar vermesi. Sanki tek islam inanç biçimi Eşari-sünni anlayış gibi bugün davranmaktalar. Yarın iktidara laikler geçerse bir de bakmışsın tüm söylemleri değişmiş. Tepeye bir mevlevi çıksa farklı, radikal biri gelse farklı dilden konuşacak. Oysa hakikat tekdir. Ahlak adama ve siyasete göre değişmez bu yüzden insan doğasına uygun ahlaki değerler ve tevhit inancı hakikat alanındadır.19 yılda defalarca eğitim sistemi değişirse gençlerin kafası allak bullak olur. Bunu değil bir insan bilgisayar bile kaldıramaz.

Sonuçta hem inancını hem de meadını (ahiretini) kaybetmiş, sıkıntıya düştüğünde dua edecek Allah’ı olmayan gençler kalır geriye.

Yazık bu gençlere. yazık geleceğimize, yazık toplumumuza.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu