Köşe Yazıları

Bu medya ne yaptı lan size!

Bu medya ne yaptı lan size!

Bundan birkaç yıl önce, AKP’li muktedirler ABD’yi yeniden keşfetmişlerdi. Canları sıkıldığında; “Bakınızzz bu CaHaPe Dersim’de katliam yaptı katliammm” derlerdi. Kuşkusuz ki tarihi bir gerçeğe işaret ediyorlardı. Ne var ki bu gerçeği sadece seçim malzemesi olarak kullanıyorlardı. Ne Dersim’in adını geri iade ettiler, ne de katliamda öldürülen insanların mağduriyetlerini tanzim ettiler. İşte o Dersim katliamı ve Cumhuriyetin ilk dönem katliamları için Türk medyası bakın neler diyordu. Ağrı İsyanı ile ilgili olarak 13.07.1930 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Yunus Nadi: “Doğu sınırımıza cahil bazı kimselerin saldırmaya cüret ettikleri bazı münasebetsiz hareketleri, bastırıp cezalandırırken, onu bağımsız bir kavmin hareketi gibi görmeyi, hem siyasete hem de gerçeğe uygun bulmayız…” Yunus Nadi ve Türk medyasına göre tek gerçek, Kürtlerin Türk olduğuydu. 1937’deki Dersim Katliamı ile ilgili olarak, Ulus Gazetesi ise 22.06.1937 tarihindeki sayısında başyazı olarak: “Taşıdıkları kabile ve aile arlarıyla, etnografik birçok deliller, bu halkın esasen Türk olduğunu ispatlarken, onlar geriliklerini bir başka milliyet iddiasının siperleri arkasına koymak istemişler; yanlış iddianın sonucu, çevreleri için yabancı unsur olmuşlardır…” Cumhuriyet Gazetesi’nde de buna paralel haber ve karikatürler yayınlanıyordu. 1925-1938 yılları arasında Kürtleri aşağılayan ve bu örneklerden daha ağır binlerce demeç, haber, yorum, karikatürü arşivlerde bulmak mümkün. Askerlerimiz şakileri inlerinde vurdu, kahraman Mehmetçiğimiz bozguncuları tepeledi, ordumuz büyük temizlik operasyonuna başladı gibi manşetler birbiri ile yarışırdı.

Sonra 1990’lara gelindi. Bölgede şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Köyler yakılıyor, boşaltılıyor, faili belli cinayetler işleniyordu. Bugün AKP tarafından ortada bırakılan o dönemin anlı şanlı yazarları, askeri helikopterle bölgeye götürülüyor, askerlerle yemek yiyip, bir paşadan brifing alıp dönüyorlardı. Ardından başlıyorlardı kahramanlık destanları döşemeye. Medya bir bütün olarak üç maymunu oynuyordu. Örneğin Metin Münir 15.04.1994 tarihinde Tempo dergisine verdiği mülakatta: “Sayın Cumhurbaşkanı Özal’ın Çankaya’da yaptığı toplantıda, biz davetlilere, Doğu’da neler olup bittiği anlatıldı ve bizden birtakım isteklerde bulundu. Bu istekler tarafımızdan kabul edildi ve uygulamaya konuldu, bu ortak tavrımızdı…” Bu isteklerin neler olduğu kısa süre sonra anlaşıldı. Yakılan, boşaltılan köyler görülmeyecek yazılmayacaktı, dışkı yedirilen Yeşilyurt köylülerinin üzeri çizilecekti, Dersim’in karneyle yiyecek almaya zorlanması, yargısız infazlar gözlerden uzak tutulacaktı. Bolu-Sapanca-Sakarya üçgeninde öldürülen Kürt işadamları için faili meçhul denecekti, diğer faili belli cinayetlerle beraber. Şırnak ve Lice’nin tarumar edilmesinin faili olarak medya anında teşhisi koyacak ve devlet aklanmış olacaktı.

2010’lara geldiğimizde, devlet içi iktidar kavgası sayesinde, devlet medyasının ve dönem iktidarlarının Kürtler için söylediklerinin yalan ve dezenformasyon olduğu gerçeği ortaya saçıldı. Hem de yalan yazan, Kürtleri hakir gören gazeteler, hiçbir şey olmamış gibi geçmişin suçlarını yayınladılar. Barışa bir umut için yapılan görüşmeler, medyanın da buna bağlı olarak dilini birazcık da olsa düzeltmesine neden oldu. Bazı gazeteler bundan sonra ‘barış gazeteciliği’ yapacağız başyazıları yazdılar. Devletle yatan devletle kalkan Türk medyası, bugün ‘savaş gazeteciliği’ yapmaya tekrar başlamıştır.

20 Temmuz’dan itibaren birçok Kürt kenti abluka altına alındı. Bu ablukalar halen devam ediyor. Eskiden köyler boşaltılırdı, şimdi şehirler boşaltılıyor. Kentler, askeri garnizonlara çevrilmiş durumda. Türk medyası, Dersim Katliamı için atılan manşetleri yine yeniden tedavüle sokuyor: Süpürme harekâtı devam ediyor, temizleme ve tepeleme başladı vb…  20 yıl sonra bir başkası çıkıp yalanlarınızı ortaya serecek ve siz hiçbir şey olmamış gibi yapacaksınız ve kendinize gazete, gazeteci diyeceksiniz.  Ayrıca köyler boşaltılırken, Kürtler zorunlu göçe tabi tutulurken sessiz kalanlar, sonraları Kürtler steril hayatlarımızı bozdular diye şikâyet etmeye başladılar. Bugün aynı şeyler yaşanıyor. Sessiz kalırsanız, o göç edecek Kürtlerin acısı ruhunuza kadar sizi takip edecektir. Kürtler zorla göçe tabi tutulurken, siz mutlu peri masallarında yaşayacağınızı mı zannediyorsunuz?

 

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı