Köşe Yazıları

Bu Doyumsuzluk Nereye Kadar?

Doyumsuz bir ruh hali içerisindeyiz. Unutmayın ölüm var, ölüm. Kimse öbür tarafa bir şey götüremeyecek. Artık bunun farkında ve bilincinde olalım. Gerçi herkes bu acımasız gerçeği bilir; ama yine de götürecekmiş gibi davranmaya, yaşamaya devam eder.
Girdikleri savaşta zafer kazanıp, haklılık naraları atmak için olmadık yollara başvuranlar; bir gün hepsini dünyada bırakıp gideceğini bilmezler mi?.. Sahip olduklarına, aslında sahip olmadıklarını bilmelerine rağmen; yine de paraya, mala, mülke, mevki, makam gibi değerlere tapınma hastalığından yakasını kurtaramazlar.

Gökdelenlerin yaparlar, son model arabalara binerler, insanlarla yüz yüze görüşmezler,  asla birbirleriyle görüşmeyeceklerini düşünürler; ama günü gelince geride bıraktıkları, konuşmadıkları, görüşmedikleriyle görüşecekler ve hesaplaşacaklar.

Bütün servetleri bir gecede ellerinden alınanlara, sarayları başlarına yıkılanlara, son nefesini darağacında verenlere, dünyayı yarattıkları düşünen diktatörlerin akıbetlerine bakarak hiç kimse bir ders çıkartmıyor. Şeytan’ı vesveselerle, her şeyin sahibi olan Hâkim-i Mutlak unutuluyor.

Tüm canlılar beraber yaşamaya çalışırken, paylaşımcı ve yardımsever olurken, insanlar bir türlü beraber yaşamayı ve paylaşımcı olmayı öğrenmedi/öğrenemedi.

Para, makamlar, güç, iktidar seviliyor, araba seviliyor, gökdelenler-binalar seviliyor, hat-kat-yatlar seviliyor, kedi-köpek-yılan seviliyor, kırıyor, döküyor, yıkıyor, kurşunluyor, öldürüyor, bıçakla kesiyor, vs.vs.

Ama bir türlü insan, insanı sevmiyor/sevemiyor.

Herkes biliyor; ama kimse kabul etmiyor, kabullenemiyor.

Kime sorsanız, herkesin dilinde bir sevgi ve kardeşlik teranesidir almış başını gidiyor; ama kendisini doğuran, büyüten anneye-babaya, kırk yıllık kardeşine, evladına, dostuna… tahammül etmiyor/edemiyor.

Sevgi ve kardeşlik türküleri dilde sakız olmuş söyleniyor, mangalda kül bırakılmıyor; ama uygulama, icraat yok. Her şey yazıda, söylemlerde kalıyor

Metropollerde açlıktan kıvrananları, köprü altlarında, inşaat köşelerinde yaşayanları düşününce, diğer yandan bir tencere yemeği paylaşanların kanaatine şahit olunca, doğrusu insan kendisinden ve etrafındaki mal ve mülk düşkünlerinden, sevgi, saygı, hürmet, şefkat yoksunlarından utanıyor inanın.

Shakespeare öyle diyor ya! “Güneşi seviyorum diyorsun, güneş açınca gölgeye kaçıyorsun. Yağmuru seviyorum diyorsun, yağmur yağınca şemsiye açıyorsun…!”

Günümüz sevgileri lâfta ve kâğıtta kaldığı müddetçe; ne bu savaşlar, ne bu terör, ne de bu fukaralık biter.

Nereye kadar sürecek bu doyumsuzluk?

Mezara kadar mı?

O dört duvar arasına girildiği zaman, her şey bitecek sanıyor musunuz?

Unutmayın; ama asla unutmayın!  O iki metrelik çukurda ve fukaralığın gölgesinde kıyamete kadar azap var, sahibi olduklarının, söylediklerinin, yaptıklarının sorumluluğu var, hesabı var, bilesiniz.

Hiçbir şeyde aşırıya kaçmamak gerekir. “Ölmeyecekmiş gibi dünya için; ama her an ölecekmiş gibi ahiret için çalışmalıyız.”

Hayvanların paylaşımcılığına, kanaatkârlığına şahit olduğumuz şu fani dünyada, biz canlıların en şereflisi olan insanların bu anlamsız ve kanaâtkarsız, şükürsüz doyumsuzluğu nereye ve ne zamana kadar sürecek, söyler misiniz?

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu