Köşe Yazıları

Brokoli ve Özgürlük

Kavramların ne kadar önemli olduğunu, o kavrama hasret kaldığımızda çok daha net, çok daha doğru, çok daha gerçekçi bir şekilde anlayabiliriz. Bilmediğimiz bir kavram, hiç karşılaşmadığımız bir kelime, hiç telaffuz etmediğimiz bir cümlenin hasretini çekmemiz mümkün değil.

Özgürlük de bunlardan birisi.

Bir kavrama hasret kalmak için onu tümden bilmemek de yetmiyor. Kapsadığı alanı, içerdiği tüm ve derin manayı, kişinin ve kişilerin hayatına katacağı tadı, tuzu, lezzeti de bilmek gerekiyor.

Çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarımda ‘Brokoli’ lügatime hiç girmemişti. Sadece lügatime değil, soframa da konuk olmuş değildi. Ben brokolinin varlığından bihaberdim ama benden ötede, bir yerlerde brokoli diye bir şey vardı. Kimine göre sebzeydi, kimine göre meyve. Hatta kimine göre hayatın olmazsa olmazıydı. Alt tarafı bir sebzeydi; tatsız, tuzsuz ve anlamsız.

Ama diğer bütün sebzelere, diğer bütün meyvelere olduğu gibi brokoliye de anlam katan soslar vardı.

Ne olursa olsun, brokoliyi büyüklerin çoğu sevmezdi; çocukluğunda hiç sofralarına konuk olmuş değildi.

Belki de damak tadı çocuklukta, hatta bebeklikte oluşuveriyordu. İnsanların annesinin yemeğini çok sevmesi de belki bundandır. Annesinden daha iyi yemek yapan birini bulsa dahi, “Annemin yaptığı yemeğin lezzetinde” diye bir kıyası olur. Ondan daha iyisi olmaz ama ondan daha tatsızı, daha tuzsuzu, daha yenmezi çok bulunur.

Tıpkı brokoli gibi, bütün kavramlar, bütün kelimeler, bütün heceler, bütün cümlelerin içerdiği anlam, kapsadığı alan, kişinin yaşadıklarıyla doğrudan ilgilidir.

Fakirlik çekmeyen birisinin ‘fakir’ kelimesinden anladığıyla, iliklerine kadar fakirliği yaşayan birisinin ‘fakir’ kelimesinden anladığı çok farklıdır.

Zengin için ‘fakir’, şirketse bir sosyal sorumluluk projesi, değilse ufak tefek yardım yapılacak bir muhataptır. Zengin insan, kendini iyi hissetmek istediğinde, yardım duygusu depreştiğinde ya da bir işi olsun diye dua ettiğinde kabul olması açısından açılan ellere konan üç beş kuruştan ibarettir.

Fakir olan için fakirlik öyle değil.

Fakirlik, bütün bir dünyanın kendisine sırt dönmesidir.

Fakirlik, dünyanın bütün zenginliklerinin kendisiyle bir türlü buluşmamasıdır.

Fakirlik, yoksunluktur, yoksulluktur, biçareliktir, hasret çekmektir.

Beki de fakirlik, acıyla yoğrulmak, susuzlukla boğuşmaktır.

Midenin kazınmasıdır fakirlik. Ekmeğin kokusuna hasret kalınmasıdır. Mahcubiyettir, ezikliktir, çaresizliktir, umutsuzluktur, anlamsızlıktır.

Fakirlik, birilerinin neden zengin olduğunu, kendisinin neden fakir düştüğünü bir türlü anlamlandıramamadır. Afrika’nın birçok yerinde olduğu gibi zengin yeraltı kaynakları ve madenlere rağmen, bir parça ekmek, bir damla suya hasret yaşamaktır fakirlik.

Çocuğuna mama alamamak, annenin göğsünde süt izine rastlamamak, babanın cebinde beş parayı görememek, oyuncakla tanışamamak, yiyeceklerin adını ve tadını unutmaktır. Hatta çoğunun adını ve tadını hayatı boyunca hiç bilmemektir.

Fakirlik, hasret kalmaktır ama öyle böyle hasret değil, varlığından haberdar olarak hasret kalmaktır.

Brokoli öyle değildi.

Biz varlığından habersizdik.

Dolayısıyla da bir hasretliğimiz yoktu.

Özgürlüğü de brokoliye benzetiyorum, kimileri için.

Bizim zamanımızda özgürlük, hasret çekilen bir şeydi. Ulaşılması zor, kavuşulması için emek verilmesi, çaba harcanması, kavgasının edilmesi gereken en önemli kelime, en önemli kavram, en önemli değerdi. Biz özgür değildik. Belki de bu nedenle özgürlüğün nasıl bir şey olduğunu/olabileceğini hayallerimizle, umutlarımızla, inancımızla biliyorduk.

Özgürlük, bir insanın sahip olması gereken en önemli olmazsa olmazıydı ama o gün bize çok uzaktı.

Bugün özgürlük nutukları atanlar, o gün özgürlüğü bütün bir millete fazla görenlerin ta kendisiydi.

Özgürlüğü, bir lütuf, bir ulufe, bir hediye, bir armağan gibi gıdım gıdım sunma hakkını elinde bulunduranlardı, bugün özgürlük nutku atanlar.

Bugün, yerini, yurdunu, kazancını, sevdiklerini, hatta sevmediklerini bile bırakıp gelen mültecilerin ‘özgürlük’ kavramını algılamamalarının temel nedeni, brokoli gibi esaretin farkında olmamalarındandır.

Özgürlüğü bilmek için özgür olmamak gerekir ya da “elindekinin kıymetini” kaybetmeden anlayan olmak gerekir.

Esir olmak, gözlem altında kalmak, sorgu suallerle bir ömür çürütmek, yasaklarla yaşamak zorunda kalmak gerekir.

Bir milletin dilini şekillendiren, ne yediğine, ne giydiğine, ne söylediğine, ne izlediğine, ne okuduğuna karışan, hatta insanların kendi inancının ifasını bile belirlemeye kalkışan küstah bir zorbalıkla karşılaşmayan, özgürlüğün ne demek olduğunu bilmez.

Bugün özgürlük diyenler, bunu dünün zalimlerinin adını anarak yapıyor. Dünün zulümlerini, refah seviyesi diye sunma zavallılığına kalkışıyor. Zulümle büyümediğinden, zalimleri bir türlü tanıyamıyor. Özgürlüğü, bir laf salatasından öte kullanmıyor. İçine sindiremiyor, çünkü bilmiyor. Sadece bir iktidar, bir güç elde etmek için kullanıyor ve bunu kullanırken de hiçbir değer yargısı tanımadan bunu yapıyor.

Özgürlüğü anlamak için, özgürlüğün lafının dahi edilmesinin yasak olduğu zamanlarda yaşamış olmak lazım.

Ne ki, kimileri için özgürlük bir fantezi, kimileri için insanca yaşama şeklidir.

Tıpkı brokoli gibi…

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu