Anasayfa / Köşe Yazıları / Böyle bir yalan az bulunur

Yazar Naif Karabatak

Naif Karabatak

Böyle bir yalan az bulunur

Yalan söylemek bir hastalıktır ama aynı zamanda yalan söylemek bir meslektir, bir kazanç kapısıdır, –genellikle– çirkin bir oyunun en önemli argümanıdır.

Bir insan niye yalan söyler diye psikolojik açıklamasını yapsak, sayfalar dolusu yer tutacağına kuşku duymuyorum. Ancak o kadar sayfa okumaya tahammülünüz olmadığını bildiğimden kestirmeden söylemekte fayda görüyorum.

İnsanlar esas olarak birkaç nedenle yalan söyler. Bunların birincisi kendisini önemli göstermek için yalana başvurulmasıdır. İkincisi ortaya attığı yalandan bir gelir elde ediyor olmasıdır. Üçüncüsü ise düştüğü zor durumdan kurtulma amacıyladır ki, aslında bu da her zaman “maddi” olmasa bile bir gelir kısmına gireceğini düşünüyorum. Dördüncüsü ise bir başkası için yalan söylenmesidir.  Dördüncü sırada yer alan bu madde kendi içinde ikiye ayrılıyor.

Birincisi beyaz yalana giriyor. Yani ara bulma, küsleri barıştırma, evliliği kurtarma.. gibi. İkincisi ise bir başkasından maddi ve manevi destek alarak, finansörün çıkarları doğrultusunda yalan söylemedir.

***

Sayfalar dolusu yazmaya gerek yok, yukarıya aldığım dört madde ve ek olarak “hastalık nedeniyle yalan söyleme”yi de eklediğinizde esas olarak beş temel yalan söyleme nedeni olduğunu görebiliriz. (Şimdi tıpçılar ayaklanıp canıma okumuyor mu?)

Bunun sağ kolları, sol kolları, yukarıya çıkan maddeleri, aşağıya inen maddeleri diye psikologlar sizi bunaltır durur. Oysa ben kestirmeden anlatarak hem sizi zaman israfından kurtarıyorum hem de kafa karışıklığını önlüyorum.

Beşinciyi boş verirsek, ilk dört madde bize yalanla ilgili tüm ipuçlarını verir. “Kendisini önemli gösterme” diye ilk sıraya aldığım da aslında bir hastalık türü olsa da, hasta olmayanlarda da bu tür bir alışkanlık olduğu gözleniyor. Bu tipler, özellikle siyasette ve toplumda yer edinmek için ne yalan söylerler ne yalan!

Her gün cumhurbaşkanıyla görüştüğünü söyleyenleri bakanların kendisini aramak için sıraya girdiğini anlatanlar neler neler.

Ortaya attığı yalanla gelir elde edenler kısmını çok açmak istemiyorum. Zira bu kategoriye giren o kadar çok insan var ki, hangi birisiyle bu maddeyi açıklasam, bir yanı eksik kalır.

Asıl konumuz ise dördüncü maddenin ikinci paragrafı. Yani “Bir başkasından maddi ve manevi destek alarak, finansörün çıkarları doğrultusunda yalan söyleme.

***

Türkiye’de basını ve siyaseti belirleyen aktörlerin en sık başvurduğu yöntem bu yöntemdir. Bunun için yalan söylemeye uygun karakterde birisini bulmak gerekir. Yaşı önemli değil, helva kokusu geliyor olsa da dini imanı para olan birisini bulmak gerekir. Şahsiyetsiz olmalı bu kişi. Onursuz olmalı. Utanması olmamalı ki, yalanı ortaya çıktığında bile senden benden daha pişkin durabilsin. Tabii bu sadece ülkemizde değil, dünyanın her bir yanında oyun kurucuların başvurduğu yöntemlerden birisidir. Bir yalan atarsın ortaya, sonra bunu kırk akıllının çıkarmasını beklersin. Öyle bir yalan söylersin ki, gerçek olduğuna inanılsa da, yalan olduğu anlaşılsa da finansör bu işten kârlı çıkar. Yani yalanın ortaya çıkması bile yalanı söyletenin kâr hanesine yazılır. Bunun için yalan da iyi seçilmeli, yalancı da.

***

Çocukluğumda bir radyo hikâyesi dinlemiştim. Kimin hikâyesidir kim anlatmıştır, nerede geçmiştir, doğrusu bilmiyorum ama bir hikâyedir ve muhtemelen de hayal ürünüdür.

Zamanın birinde bir kralın canı sıkılmış, can sıkıntısını giderecek bir etkinlik düşünmüş. “En iyi yalan söyleme” diye bir yarışma tertip etmiş. (Belki de o zaman Acun Ilıcalı olmadığından bu tür yarışmaları bizzat kral tertiplermiş.)

Ülkenin dört bir yanına tellaklar salınmış, duyurular yapılmış, en iyi yalanı söyleyene kral hazretlerinin bir çuval altın vereceği de not düşülmüş.

Aslında çok masumane ve sırf bir eğlenceden ibaret bir yarışma tertiplenmesinden öte bir şey değildir bu. Yani bunun sonucunda birisi çok para kazanacaksa o da yarışmanın galibi, yani en iyi yalan söyleyen, en inandırıcı yalan söyleyendir.

Bu yarışmadan sonra kimse koltuğundan olmayacak, rakipleri diskalifiye edilmeyecek ya da koltukta oturan koltuğundan kaldırılmayacak. Birileri mal kaybetmeyecek, mal kazanmayacak, güç sahibi olmayacak ya da gücünü kaybetmeyecek.

Yüzlerce, binlerce kişi yalan yarışmasına başvurmuş ve hepsi de “hiç de inandırıcı olmayan yalan” söyleyip, altınlara sahip olmadan çekip gitmiş.

Ve bir gün bir yalancı gelmiş kralın huzuruna; Merhum kral babanızın bana bir çuval altın borcu vardı demiş.

Kral tam “yalan” diyeceği sırada, bakmış ki yalan dese yarışmayı kazanıyor ve bir çuval altını alıyor. Doğru dese yarışmayı kaybediyor ama bir çuval altını alıyor.

Ve adam bir çuval altını alıyor, yarışma da orada noktalanıyor…

***

Bilmem bu hikâyeyi niye anlattım.

Birileri bir yalan söylüyorsa ve her iki şekilde de kazanan taraf aynı taraf oluyorsa, orada durup düşünmek gerekir.

Elbette bu yalandır ama yanlış bir yalan ama doğru bir yalan; sahibine her iki şartta da gelir getiren bir yalan!

Bu Habere de Bakın

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-2

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-2 -Dünden Devam- Mümtaz bey 1,60 boylarında, hafif göbekli, kısa, tıknaz birisiydi. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir