Köşe Yazıları

Boyacı Ahmet

Ulu Cami’den Eski Hükûmet Caddesine doğru çıkarken onbeş yirmi adım sağ ilerinizde Attar Pazarına inen cadde. Sağınızda değişik kalemlerden bakkallar, solunuzda da hep ayakkabı satan esnaf. Yüz metre kadar aşağıda sağda Kale’lerin (Abıkeya’ların) köşedeki dükkânı. Dükkân-yazıhane karışımı bir mekân. Onun da tam karşısında Mehmet Ağa’ların Gülbahar Oteli. Otele çıkan kapının bitişiğinde gene Mehmet Ağa’ların bir zamanlar ”han„ olarak kullandıkları bölüme açılan büyük ve geniş cümle kapısı.

Otelin altında tuz, manifatura, gazyağı satan değişik dükkânlar. Tam köşede doğu-batı istikametinde açılıp Buğday Pazarına(arsaya) çıkan daracık bir sokak. Sokak boyunca sağlı sollu, aynı büyüklük ve nitelikte, çatıları sac ile kaplı sıra sıra  dükkânlar. Manifaturacı, kunduracı, terzi dükkanları. Girişte hemen sağda Boyacı Ahmet’in dükkânı. Kumaş, daha doğrusu peştamal boyacısı.

Kırk-kırkbeş yaşlarında. Orta boylu ve zayıfça. Esmer. Siyah saçlı, siyah gözlü. Halim selim, yumuşak huylu, sessiz ve sakin bir insan. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz. Sabahleyin besmele ile açtığı darbasını, akşam kapatana kadar kendisini tamamen işine verir. Dükkânında yalnız çalışıyor. Yanında kalfası, çırağı yok. Belli ki her şeyi tek elden üretme heveslisi. Dükkânın bir köşesinde kocaman özel bir gazocağı. Üstünde de orta büyüklükte bir kazan. İçinde kök boyalı su kaynamakta. Başka bir köşede de küçük bir tezgâh. Üstünde gürgenden oyularak kazılmış değişik figürler taşıyan basma kalıpları. Peştamal yapıp satıyor.  Şehrin tek boyacısı ve tek peştamal imalatçısı.

Bir top Amerikan bezini peştamal(önlük) ebadında keserek onlarcasını üst üste koyar. Dükkânının bir kenarında içinde balmumu erittiği küçük bir tabak. Bu tabakta her an, her saniye erimiş balmumları hazır bekliyor. Kullandığı kök boyası genelde koyu mavi ve lacivert arası.Zira köylü müşterileri hep bu renk önlükleri tercih etmekte. Önceden biçip hazırladığı peştamallık Amerikan bezini güzelce tegâhın üstüne serip düzleştiriyor. Ardından bir kenardaki süslü, şekilli, oyma gürgen kalıplardan bir iki tanesini erimiş balmumuna batırıp Amerikan bezine damga gibi, mühür gibi bastıra bastıra gezdiriyor. Yıldızlar, çiçekler, değişik süs ve figürler… Tıpkı, ilkokuldayken resim derslerinde yaptığımız patates baskıları gibi. Biraz sonra bu baskılı peştemallık bez, kaynamakta olan boyaya  batırılmaya hazır. Yavaşça kaldırıp kaynar kazandaki kök boyaya batırıyor. Kazan, bir iki peştamalı alıyor. Bilerek fazlasını batırmıyor. O durumda, buruşan peştamalların her tarafı kök boyası almayabilir. Alacalı olmaması için tek tek batırıyor. Bir değnekle kaynayan boyadaki peştemalı iyice karıştırıp boyayı güzelce emdirdikten sonra aynı değnekle kaynayan boyadaki peştamalı iyice karıştırıp boyayı güzelce emdirdikten sonra aynı değnekle çıkarıp süzülmesini bekliyor. Süzülme tamamlanınca boydan boya astığı iplere birer birer asıp kurumaya bırakıyor. Bazen siparişlerin fazla olduğu durumlarda, boyadan çıkan önlükleri, kurumaları için aşağı bitişiğindeki büyük hanın avlusuna götürüp astığı da oluyor. Sonuçta iki üç saat sonra mavi, lacivert, gri renklerde, değişik motiflere süslü el emeği, göz nuru onlarca peştamal. Kimi köylü  kadın ve kızlarımızda, kimi Halk oyunları ekibindeki kızlarımızın üstünde… Özgün, el yapımı, Boyacı Ahmet Usta imzalı yöresel peştemallar…

Köylü annelerimiz, bacılarımız, gelinlerimiz, gelinlik kızlarımız, Fransa Dijon’da şampiyonluk kazanan Halk Oyunu ekibimiz, yıllarca bu peştemalları taktılar. Vakta ki Ahmet amca bu işi bırakana kadar. Şimdilerde o ürünler artık birer antika… Onların yeri artık dolaplar, gardroplar, müzeler… Çünkü onlar bizim kültürümüz, geleneğimiz, göreneğimiz… El emeğimiz, göz nurumuz. Allah senden razı olsun sevgili Boyacı Ahmet amca…

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu