Köşe Yazıları

Bombacı nerede miydi? Ben gördüm…

Bombacı nerede miydi? Ben gördüm…

 

Türkiye’de yaşanmış en büyük bombalı katliam Ankara’da yaşandı. Türk Tabipler Birliğine göre 106 insan yaşamını yitirdi. İki bombacı da beklenildiği gibi Adıyaman’ın IŞİD örgütlenmesi içinden çıktı. Bunlardan biri Suruç Katliamı’nı yapan kişinin ağabeyi olan Yunus Emre Alagöz, diğeri de ikizi ile birlikte örgüte katılan Ömer Deniz Dündar. Ömer’in durumu katliamın nasıl geldiğini, her şeyin nasıl göz önünde gerçekleştiğini gösteriyor. Ömer kardeşi ile birlikte IŞİD’e katılıyor. Baba Mehmet Dündar onları getirmek için Suriye’ye defalarca gidip geliyor. Ömer’i orada IŞİD evlendiriyor. Sonra evlendiği kadın hamile kalıyor ve doğum için Adıyaman’a geliyorlar. Baba ihbar ediyor, oğlum IŞİD’e gitti geldi diye. İçeri atın, diyor. Emniyet ancak ifadesini alıp bırakıyor. Çünkü devlet o sıralar IŞİD’i terör örgütü olarak görmüyor, hala gördüğü de çok şüpheli ya! Bombacının eşi Adıyaman’da doğum yapıyor. Sonra ver elini IŞİD safları. Bu yılın mart başlarında bir kıraathane önünde babası ile sohbet ederken, tam o sıra Ömer eşini doğum kontrolünden getiriyordu.

Şimdi ihmaldi, zafiyet var mıydı, gibi sorular sormak çok anlamsız. IŞİD’e katılanların hepsinden MİT’in haberi vardı. Lojistik destek sunuldu. Tırlarla silah gönderildi. Bu bir devlet politikasıydı. Osmanlı bakiyesi diye ‘Stratejik Derinlik’ denilen ahmaklıkla, Ortadoğu’da emperyalist rüyalar görmenin bedelini ödüyoruz. Alevi Esad devrilecek, Kürtler zırnık elde etmeyecek siyasetsizliğinin yarattığı anlayış, Ankara’da patlayan bombaların birincil sorumlusudur.

Bakın, Ankara Katliamı sonrası, Davutoğlu ilk açıklamasında; “Bu milli birliğimize ve kardeşliğimize yapılmış bir saldırıdır” dedi. Arkasından işi MİT’in kurgulayacağı bir senaryoya bırakarak, işin içinde PKK, MLKP, DHKP-C ve DEAŞ (ne demekse) var sözleri ile ortalığı bulandırmaya çalıştı. Kimse belki farkında değil ama bu ülkedeki en faşist slogan ‘milli birlik ve kardeşlik’ sözüdür. Birincisi, birlikteliğin millisi olmaz. İkincisi, kardeşlik lafları ile Kürtleri ehlileştirmeye çalışırlar.

Ankara Katliamı, Türkiye’nin sağ-muhafazakâr kesiminin büyük çoğunluğunda üzüntü değil, açık veya gizli sevinç yaratmıştır. Bu katliamla ilgili İzlanda maçında olanları gördük. İktidar medyasının haber ve yorumlarında zerre kadar bir üzüntü kırıntısı belli eden haber ve yoruma rastlamadık. Tek dertleri, AKP’yi işin içinde sıyıracak mühendislik işlerine girişmek oldu. Bu katliam birliğimize-kardeşliğimize yapılan bir saldırıysa, neden AKP şöyle 100 binlerin katıldığı bir yürüyüşle katliamı protesto etmedi. Engelleyen mi vardı? Hem neden bütün katliamlar dış güçlere bağlanır? Neden bütün katliamlar ‘milli birlik ve kardeşliğe’ yapılmış saldırı olarak lanse edilir? Ve nedense bu bombalar, kurşunlar hep Kürtlerin, Alevilerin, sosyalistlerin miting ve etkinliklerinde patlar. Aptal mı zannediyorsunuz bizleri? Suruç Katliamı’nda sormuşlardı, HDP’li kimse niye ölmemiş? Oysa öldürülen gençler ya HDP’li, ya da HDP’nin dostlarıydı. Onlarca mitinge katılmış biriyim. Katılanların hepsi de bilir. Kalabalığın içinde simitçi, piyangocu, çerezci, gösterici diye yüzlerce sivil polis yer alır. Onların kafası ile soralım, olsun diye değil anlaşılsın diye; neden yaralı bir tane sivil polis yok? Siz bu kadar mı bizi hafife alıyorsunuz?

Milli birlikmiş, kardeşlikmiş. Eyvallah.  Tamam, dedik. Cumhuriyet kurulduktan beri neredeyse yüzyıl olacak. Bu süre zarfında, milli birlik adına her şey Türklük için yapıldı. Doğru mu? Doğru. Kardeşiz ya, o zaman durumu eşitleyelim. Bundan sonraki yüzyıl için de, mesele Türkiye Cumhuriyeti ismini Kürdistan Halk Cumhuriyeti yapalım. Resmi dili Kürtçeye çevirip, Türkçeyi yasaklayalım.  Mahkemelerde alınan kararlarda geçen ‘Yüce Türk milleti’ ibaresini ‘Yüce Kürt milleti’ne dönüştürelim. Türk Tabipler Birliği gibi başında Türk geçen bütün isimleri Kürt ile takas edelim. Tüyleriniz diken diken oldu değil mi? Eee hani kardeştik? Böyle olmasına da karşıyız. Sonuçta ceberut devlet anlayışında sadece isimler değişmiş olacak. Biz demokratik, eşitlikçi bir ülke istiyoruz. Mücadelemiz bunun için. Türk-İslamcı, muhafazakâr iktidar sahipleri, ne olur bize kardeşiz demeyin. Bizi düşman gören bir anlayışın kardeşi olamayız. Bizim kardeşimiz, arkadaşımız; Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde el ele yürüdüklerimizdir. Bizi öldürenlerin kardeşi olarak kendimizi saymamız, hem kendimize hem de bizimle aydınlık günlere yürüyen yoldaşlarımıza haksızlık olur.

 

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı