Anasayfa / Köşe Yazıları / Ben Adıyaman’ım

Yazar Orhan Samsatlıoğlu

Ben Adıyaman’ım

Ben, Gürlevik suyundan kana kana içmişim. Buzdolabını hiç tanır mıyım?

Ben, Pirin Çayının doğal sularında yıkanmışım. Havuzlardan bana ne!..

Ben; sokularda, Mahap Emmi’nin dinginde dövülen bulgurların pilavıyla büyümüşüm.   Antep,   Malatya bulgurları nedir ki?..

Ben, maskan arıstaklarındaki sepetlerin kavurmasını hıtap yapıp yemişim. Etli ekmeğe değişir miyim?

Ben; Terbizek kavununu, salatalığını doya doya yemişim. Sera ürünleriyle beni kandırabilir misiniz?

Ben, Mamo Dayı’nın pörçüklülerini vitamin olarak depolamışım. Bana Çumra, Karaman havuçlarından lütfen bahsetmeyiniz.

Ben, Hıştur’un narlarını habbeleyip yemişim. Başka bir nar tanır mıyım?

Ben, Kollo Emimi’nin şeker pancarlarını kış mevsimleri boyunca hep tüketmişim. Başka şekere ihtiyaç duyar mıyım?

Ben, dağ köylülerimizin kadayıf gibi tel tel doğrayıp terbiyelediği tütünlerin Ecevit’e özel  olarak götürüldüğüne tanık olmuşum. “Kota„yı içime nasıl sindiririm?

Ben, Oduncu Pazarındaki eşek yükü odunlarla ısınmışım. Onların nallarından çıkan müziklerin ahengi kulaklarımdan silinir mi?

Ben, eski belediye binasının dibinde depotizosuz satılan tas ve sitil yoğurtlarını yemişim.Bana ne Silifke’nin yoğurdundan…

Ben, Ayrancı Pazarı’nda taslarla satılan tuluk ayranlarını içip durmuşum. Lütfen bana Susurluk’tan falan bahsetmeyin.

Ben; naneçükle, yarpızla, çıldırımla gidermişim bostanı ihtiyacımı. Spesiyalı, çoban salatasını ne tanırım, ne bilirim…

Ben, Ulucami önündeki Helle Höllo’nun, Ebzer Emmi’nin tulumba tatlılarını tırnaklı ekmeğe  katık yapmışım. Bana ne künefeden, baklavadan. Hatay’dan, Antep’ten…

Ben, marul bahçelerindeki haymaların dibinde sayısız marulları şekere bandırarak yemişim. Başka marulu nerden bileceğim?..

Ben, Vartolu merhumun boyam şerbetini poşet poşet, torba torba evime taşıyarak  tüketmişim. Coladan, Frukodan bana ne?

Ben, Çelikhan’ın soğanını, fasulyesini yıllarca soframa baş tacı yapmışım. Amasya’yı, Kastamonu’yu bana hiç söylemeyiniz. Tosya’yı da aynı kefeye koyun isterseniz…

Ben, yaz aylarının hafta sonu tatillerinde derelerde doya doya tava yemişim. Damağımdaki tadı hiç silinebilir mi?

Ben; Hacı Usta’nın, Şükrü Usta’nın, Dolma’ların lokantalarında çağla bademli bakla, kuru fasulye, tırşik, şillik yemişim. Lüks lokantalar bana aynı nostaljiyi yaşatabilir’mi?

Ben, Abdurrahman Fillik sınıf arkadaşımın Saray Sineması’nda Fosforlu Cevriyeyi, Aşktan da Üstün’ü seyretmişim. Hem de siyah-beyaz olarak… Bana ne Düğün Dernek’ten, Kutsal Damacana’dan?..

Ben, Belediye arazözünün caddeleri suladığı ikindi saatlerinde tozla karışık buharlar arasında dolaşarak “Yazıyor, yazıyor!„ diye bağıran Selim rahmetlinin Son Havadis’ini Tercüman’ını okumuşum. Bana ne Sözcüden, Cumhuriyet’ten…

Ben; o yılların tek ortaokulu Adıyaman Ortaokulu’nda, mezun olduğum okulum Adıyaman Lisesi’nde müdür olarak, Milli eğitim müdürlüğünde yardımcı  olarak, belediyede  başkan yardımcısı olarak hemşehrilerime hizmet etmek imkanını bulmuşum. Daha ne isterim? Şükretmez miyim?.. 

   Toparlarsak; demek ki özümde, gözümde, sözümde, tenimde, genimde, bedenimde hep sen varsın Adıyaman. Evet; ben, senmişim. Sen de bensin. Onun için söyler dururum: Seni sevmek ibadet. Maksat Adıyaman’sa gerisi teferruat..

Bu Habere de Bakın

Diriltilen Ölü

Evvelden darbelerle bu millet on yıl geri götürülürken, şimdi kürt sosyalizmi ile 50 yol geriye …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir