Köşe Yazıları

Asluhu ve Nesluhu

Geçmiş zamanın birinde, hükümdar devleti idare etmekte çok zorlanmış. Hayat pahalılığı, anarşi, hırsızlık, adam kayırma, liyakatsizlik, salgın hastalıklar almış yürümüş. Hükümdar´; bütün gayretine, geceli gündüzlü çalışmasına rağmen, bunlara yetişemiyor ve hepsine çare olamıyormuş. Ahaliden birisi gelip, “Memleketi ancak hazret-i Hızır kurtarır. Hazret-i Hızır’ı bulup getirecek birini bulursak memleket kurtulur” demiş. Bu teklifi beğenen hükümdar, memleketinin her tarafına tellallar göndermiş. Kırk günde Hızır AS bulup saraya getirene elli bin altın verileceğini, fakat yalandan ben getiririm deyip altınları alıp da getiremeyeninde idam edileceğini duyurulur.

Bu ilân üzerine adamın biri gelip, “Ben Hızır AS bulup getireceğim” der ve altınları alır. Bu kimse çok fakir ve yaşlı birisidir. Nafakasını temin edemediği için çocukları perişan haldedir. Kendini feda ederek, çoluk çocuğunu kurtarmak için böyle bir şey yapmıştır.

Memleketine döner dönmez, başlar altınları harcamaya. Çocuklarının her birine birer ev satın alır. Yine her birine de geçimlerini sağlayabilecekleri kadar, bağ, bahçe, dükkân satın alır. Artan altınları da fakirlere dağıtır.

Kırkıncı gün çocuklarıyla, yakınlarıyla helalleşen ihtiyar, kurbanlık koyun misâli sarayın yolunu tutup kapısından içeri girer. Boynunu bükük eli boş padişahın karşısında geçer.    Daha padişah bir şey söylemeden vezirlerden biri seslenir:

“Padişahım bunun önce başını gövdesinden ayırıp, sonra da bedenini parça parça yapıp, sokak başlarına asalım. Padişahımızla alay etmenin cezasının ne olduğunu herkes bilsin, görsün” der.

Diğer vezir hemen söze karışır:

“Bu işkence az gelir hükümdarım. Bedenini parçaladıktan sonra, büyük bir kazanda pişirelim” der. Bu arada üçüncü vezir söz isteyip;

“Hükümdarım, büyüklere affetmek yakışır. Bu kimse bir cahillik yapmış. Yanlışa yanlış ile cevap vermek uygun olmaz. Bu vezirlerin dediklerini yapmayı doğrusu ben size yakıştıramam. Siz kendinize yakışanı yapınız lütfen!” der.

Olayın başından beri, bu tartışmalar yapılırken, “çocuğun” biri ortada dolaşıp durmaktadır. Vezirler bunun ihtiyar adamla geldiğini zannederler. Gelen adam ise saraydan birinin çocuğu zanneder.

Bu çocuk vezirlerin konuşmalarını dikkatle dinleyip, sonunda “Asluhu nesluhu” yâni insanın aslı, atası neyse, nesli de öyle olur”, der. Bu çocuk ve bu sözü hükümdarın dikkatini çeker.

Merak edip sorar: “Ey çocuk sen kimsin, o sözlerinle ne demek istiyorsun?”

Çocuk cevap verir: “Ey hükümdarım, bu sözümle şunu kastettim:

İlk konuşan vezirin babası kasaptı. Bunun için aslına uygun olarak ihtiyarın parçalanmasını istedi.

Diğerinin babası ise aşçı idi. Bunun için bu da ayrıca pişirilmesini de istedi.

Üçüncü vezirin babası ve dedesi ise, evliya bir zattı. Ömrü boyunca kimseye zulmetmemiş, herkese merhamet ederek, kusurlarını affetmiştir. Bu da aslına uygun olarak, affedilmesini istedi.

İşte bunun için ben hepsinin sonunda, “Asluhu nesluhu” dedim. Sen aslı nesli temiz olanlarla çalış, bunları kendine yardımcı yap! Böyle yaparsan kısa zamanda, sen de memleketin de rahata, huzura kavuşur. “Aradığın vezir bu, aradığın Hızır da benim!” dedi. Ve birden kayboldu.

Sultan derhal bu iki vezirin işine son verir. Memleketi üçüncü vezire teslim eder. Kısa zamanda memlekete huzur gelir.

Kıssadan hisse nefsimize gelsin…

Son zamanlarda dünya ve ülkemiz zorlu günlerden geçiyor. Bu böyle sürmez her şey gibi bu da geçecek. İşte bu süreçte herkes aslına göre yorum, nesline göre yöntemler öneriyor. Rabbim bizi cahillerin eline bırakmasın ve elimizdekinin kıymetini bilmek için bizi onun yokluğu ile imtihan etmesin.

Günümüzde de bize doğruyu gösteren nice işaretler varda, bizde onu görecek fehim var mı..

Rabbim geleceğimizi aslı iyilerden nesli iyilere emanet etsin, aslı ve nesli iyi insanların sayısını artırsın…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu