Köşe Yazıları

Asım Efendi, Lucianus ve Safvan Bin Muattal…

Divan Edebiyatı nazım türlerinden 145 Gazel, 18 Na’t, 6 Medhiye, 4 Müfredat, 2 Tarih Taşı, 1 Fahriye olmak üzere toplam 180 civarında şiirleri olan ve Recaizade Ekrem’in istifade ettiği söylenen Asım Efendi ile Samsat’ta doğan, 14 yaşına kadar da burada yaşayan, ironinin mucidi ve ilk bilim kurgu yazarı, 80’in üzerinde bilinen eseri olan LUCIANUS, bu toprakların, bu coğrafyanın insanları.

Ayrıca Hazreti Peygamberi gördüğü, söylediklerine şahit olduğu ve onun hayatından aldığı derslerle hayatını biçimlendiren, onunla savaşlara katılan sahabelerden Safvan Bin Muattal (r.a) da bu topraklarda.

Şimdi üzerinde ve içinde bu kadar değeri taşıyan bu şehri kalkar sadece çiğköfteyle tanıtmaya kalkarsak bizi merak edecekler çiğköftenin acısı dışında bir şey hatırlamazlar. Çiğköfteyi küçümsemiyorum, aksine bugüne gelmesinde emeği geçenleri kutluyor, Allah yollarını açık etsin diyorum. Sorun bu değil. Sorun, çiğköfteyle uğraşırken ondan daha kadim değerlerimizi ihmal etmemiz. Tabi ki çiğköfteyi, bademi, üzümü, fıstığı, cevizli sucuğu, balı, tütünü ve daha onlarca değerimizi el üstünde tutalım, hep birlikte hak ettiği yerlere taşıyalım. Bu görevimiz. Hem de hepimizin top yekûn görevi. Asla bundan geri durmayalım. Ancak tarımda ve gıdada olduğu kadar sanatta, edebiyatta ve inançlarda da iyi olduğumuzu, kadim bir tarihe ve yere sahip olduğumuzu hatırlamalıyız/göstermeliyiz. Bilmek ve anlamak yetmiyor. Yemek toplantılarında ve özel gecelerde hatırlanmaktan da öte bir önemi ve değeri olduklarını hatırlamalı, ulusal, hatta uluslararası tanıtımlara taşımalıyız.

Bu memleketin tarihini ve kültürünü çiğköfte leğeninin dibine hapsetmek bu memlekete yapılabilecek en büyük haksızlık olacaktır. Çiğköfte de bizim, Lukianus’ta… Safvan Bin Muattal’ da bizim, Nemrutta… Biri diğerine tercih edilemeyeceği gibi, bigâne de kalamayız.

Kültür bir bileşkedir. Bir süzgeçtir. On yılların, yüz yılların damıta damıta biriktirdiği bir sonuçtur. Hazinedir. Değerdir. Onurdur. Her birine sahip çıkmak, tanıtmak, anlamlı ve onurlu bir yere oturtmak görevimiz. Dünya bununla kalmıyor, ekonominin en önemli parametresi haline getiriyor. Savaş duvarları, barış güvercinleri, balkon sefaları, aşk çığırtkanlıklarının yerini bin yılların serüveni almış durumda. Durup seyredemeyiz. Bu toprakların değerleri gün yüzüne çıkarılacak, yetmez, kuş uçmaz, kervan geçmez bir karış toprak, bir ulu ağaç, bir kara delik, bir uçsuz mağara kalmadığına göre, tek tek, bir bir ulaşılacak, gözlerine gözlerine sokulacak.

Peki, kim yapacak bütün bunları?

Nasıl yapılacak?

Tabi ki hepimiz. Hep birlikte. Basın, STK, kamu otoritesi, siyaset, halk, öğretmen, mühendis, doktor, işçi, emekçi, sanayici, tüccar…

Neye sahip olduğumuz değil, ne kadar tanıttığımız ve değer verdiğimiz önemli.

Kavga için ürettiğimiz terminolojinin yerini daha güzel bir dünya ve hayat için işimize yarayacak bir terminoloji alacak, almak zorunda.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu