Köşe Yazıları

Arkadaşlık – Dostluk

Teknoloji, köyden kente göç, geçim sıkıntısı, çalışma hayatı, apartmanların çoğalması gibi sosyal ve kültürel gelişmelere dayalı olarak gittikçe anlam ve önemini kaybedip aşınan ve yozlaşan bu iki kavrama biraz göz gezdirdiğimizde, aralarındaki yakınlık kadar uzaklık ve farklılıkların da bulunduğunu görürüz. En basit ve dar anlamıyla arkadaş demek; bir işte birlikte bulunanların her biri demek. Eskilerin hempa, yaren, refik dedikleri…

Arkadaşlık, bazen  bilerek ve bilinçli olarak kurulup gerçekleştirilen bir ilişki olduğu gibi çoğu zaman da hayatın akışı içinde birtakım zorunlulukların getirdiği bir birlikteliktir. Herhangi bir ön araştırmaya ve incelemeye, bilinçli bir tercihe dayanmayan, şartların oluşturduğu bir birliktelik… Örneğin; okul arkadaşlığı, asker arkadaşlığı, yol arkadaşlığı, iş arkadaşlığı, hastane arkadaşlığı gibi… Bu benzeri arkadaşlıklar, sosyal yaşantının getirdiği zorunlu birlikteliklerdir.

Bu birlikteliğin içinde beğendiğimiz, hoşumuza giden, kafamıza uyanların varlığı kadar; benimsemediğimiz, paylaşmadığımız, hoşlanmadığımız hal ve hareketler ve kişiler de vardır ve olacaktır. Bunlar; robot olmamanın, insan olmanın, farklı huya suya sahip olmanın normal ve doğal sonuçları…

Sosyal yaşantının zaruretlerinden kaynaklanan birliktelikler, üzerinden zaman geçtikçe arkadaşlığa dönüşür. Demek ki  her birliktelik, bir arkadaşlık değildir. Bir ön elemeden, araştırma ve incelemeden, gözetleme ve denemeden geçirildikten sonraki birliktelikler, zamanla arkadaşlığa dönüşür. Artık daha yakın birliktelikler, daha güzel beraberlikler, karşılıklı maddi ve manevi yardımlaşma ve paylaşımlar söz konusudur. Paylaşma, omuzdaşlık, ünsiyet, empati gibi erdemler gittikçe artar. Geçen zamana bağlı  olarak bu arkadaşlığın iyice derinleşip  kök saldığı görülür. İşte bu kökleşmiş, denenmiş, kararlaştırılmış, bilinçli olarak sürdürülen arkadaşlığa da dostluk diyoruz. Demek ki dostluk; arkadaşlığın gelişip derinleşen halidir. İmbikten  geçirilip damıtılan, sarrafın mihenk taşında ayarını ispatlamış olan bir kavram. Artık o iki arkadaş; birbirini gerçekten seven, birbirlerine  güvenen iki kişi olmuştur. Her bakımdan birbirlerine güvenen, bir çeşit kader ve dâvâ arkadaşlığı sözü veren ve bunu hal ve hareketleriyle de gösterip kanıtlayan iki insan…

Dostluk; öyle güzel bir erdem, öyle anlamlı bir arkadaşlıktır ki zaman zaman  akrabalığın bile önüne geçer. En kötü gününüzde, en acıklı zamanınızda, siz çağırmadan dostunuz yanınızda, yanıbaşınızdadır. Sırdaşınız, maddi ve manevi destekçinizdir gerçek dost. Bütün dert ve kederlerinizi onunla, onlarla paylaşır ve çare-çözüm bulursunuz.

Bu güzel birlikteliğin kalıcılığı, tarafların karşılıklı  anlayış, uyum ve fedakârlığına, vefakârlığa ve paylaşmaya dayanır. Taraflar; uzun bir geçmişi olan bu güzelliği sürdürmek için eşit anlayış, eşit paylaşım, eşit vefakârlık içinde olmalıdır. Belki de hayatın sonuna kadar devam edecek olan bu birliktelik, sonradan karşılaşılan birtakım maddi veya manevi çıkarlara, tek taraflı düşüncelere asla alet edilmeden ilk günkü gibi sürdürülmelidir. Hayatın acı-tatlı yönleri, inişler ve çıkışlar, birtakım gel-gitlerin, dostluğa halel getirmesine müsaade edilmemeli. “Pazara kadar değil, mezara kadar„ ifadesi bütün yönleriyle uygulanmalı ve asla aksatılmamalı. Yolda karşılaştıklarımız, yola beraber çıktıklarımıza tercih edilmemeli. Aksi halde yolumuzu da dostumuzu da kaybetmemiz işten bile olmayabilir.

Biz o dostumuzu öyle kolay bulmadık ki kolay da vazgeçelim. O dostluğumuz birden bire gelişip  filizlenmedi ki yolda bulduklarımızı kendisine tercih edelim.  Dost ve dostluk; yolda bulunabilen, yürürken karşılaşacağımız şeyler değildir. Köklü bir geçmişe, denenmiş bir zamana bağlı olduğu için üzerinden yıllar geçtikçe daha da anlam kazanan, antik değerde bir hazinedir. Bu hazine, bir iki ufak tefek kusur veya yanlışa kurban edilmez, edilemez. Tıpkı atalarımızın; “Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.„ sözünde ifade edildiği gibi. Zaten peygamberler dışında kusursuz bir insan var mı ki biz de kusursuz dost arayalım?.. Eğer gülü seviyorsak, dikenine de katlanacağız. Bunun başka çaresi yok.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu