Anasayfa / Köşe Yazıları / Ak Parti ve Ahmet Aydın’ı Eleştime Yarışı

Yazar Kazım Çetinkaya

Ak Parti ve Ahmet Aydın’ı Eleştime Yarışı

Ak Parti ve Ahmet Aydın’ı Eleştime Yarışı

 

Sayın Ahmet Aydın’ı 2007’ de beraber aday adayı olduğumuz süreçte tanıdım. Ona  vekillik nasip oldu, bize olmadı. Takdir-i İlâhi böyle imiş!…

Siyasette vefa olmadığı gibi, kimin nerede ne zaman siyasette sivrileceği de belli değildir. Talih kuşu bir şekilde başınıza konar. Hayırlı mıdır, şerli midir , onu ancak Allah bilir.

Sayın Aydın’la  en son bir yıl önce görüştük. O buluşmamızda AK parti üzerinde oynanan oyunlardan, memleketimizde dönen dolaplardan, çarpık ilişkilerden, bazı yanlış görevlendirmelerden, parti içindeki yanlış gidişattan ve hatalı uygulamalardan bahsetmiştim.

Parti merdivenlerini aşındıran bazı dalkavukların, AK parti ile alakalarının olmadığını söylemiştim. Menfaatleri ve çıkarları için bukalemun gibi renkten renge girdiklerini söylemiştim.

O görüşmemizden sonra bir daha sayın Aydın’ı aramama ,görüşme talebinde bulunmama rağmen  görüşmek, bir araya gelmek nasip ve mümkün olmadı. Herhalde etrafındaki yalakalarda bize sıra gelmedi

Daha önceki birkaç yazımda da yapılan yanlışlıklara dikkat çekmiştim. Ve bu yazılarımın tam on bir tanesini önce Teşkilat Başkanı sayın Mustafa Ataş’a, bir ay arayla dönemin Başbakanı sayın Ahmet Davudoğlu’na ve bir ay sonra da sayın Cumhurbaşkanı’na iadeli taahhütlü gönderdiğim halde bu güne kadar ne demek istediğimi sorgulayan geri dönüş olmadı. Ayrıca, ne Vekiller ne de Teşkilat ilgilenmemiş ve kaale almamıştı.

Detayları bir tarafa bırakarak, başka bir zaman başka bir yazıda irdelemek üzere bugün sayın Aydın ile ilgili bir girizgahta bulunayım.

Bu güne kadar Ahmet Aydın’a yandaşlık üzerinden farklı biçimlerde,  işler istendiği gibi gitmeyince, faturayı kesecekleri adam aramaya başladıklarını, giderek artan dozda Aydın’a dokundurmaya başladıklarını görüyoruz.

Sayın Aydın milletvekili iken bu köşede, AK Parti’de yanlış giden işlerle ilgili tam on altı adet köşe yazısı yazdım. Ama ne Ahmet Aydın, ne başka bir vekil, ne de etkili ve yetkili diğer zevat bir muhasebe yapmadı…

Nasıl olsa rüzgar  hep tatlı esiyordu. Bir gün muhalif bir rüzgarın eseceği ihtimali hiç ama hiç hesaba alınmıyordu. Nasıl olsa önceleri patlıcan’a sonraları da padişah’a dalkavukluk yapanlar onların da etrafını sarmışlardı.

AK parti ve Ahmet Aydın için en tehlikeli badire, dostlarını ve düşmanlarını ayırma, kimin dost, kimin düşman olduğunu, bilme – belirleme badiresidir.

Hakikaten de etrafını saran menfaatperestler, Ahmet Aydın üzerinden menfaat sağladıkları sürece, yapılan hataları bile alkışlayarak düzeltme fırsatı vermemekle en büyük kötülüğü yapanlardı.

Çünkü sayın Aydın’ın yanında, Hz. Ömer’e, “hata yaparsan seni uyarırız, eğer hataya devam edersen seni şu kılıcımızla doğrulturuz.” diyenler gibi “gerçek dostlar”’ın sesleri pek çık(a)mamıştı.

Oysa dost odur ki, dostunun “dosdoğru” kalmasına çalışır; yaptığı yanlışlarda onu uyarır, yanlışlarını düzeltmesine destek verir, noksanlarını telafi etmesine yardımcı olur.

Ahmet Aydın’ın düşmanları, mahiyetine bakmadan, daha iyisini önermeden söylediği her sözü doğruladılar. Yaptığı her işi alkışladılar. Sorduğu her suale , “siz bilirsiniz “ dediler. Attığı her adımda keramet aradılar.

Onların tek dertleri sayın Aydın’ın yakınında olmak… Çünkü kendilerine olabildiğince çıkar sağlama peşindeydiler… Ona sanki hatasızmış gibi davrandılar. Onun da insan olduğunu, hata yapabileceğini, yanlış yapabileceğini bildikleri halde… yapıcı eleştiride bulunarak yanlışların düzeltilmesine katkı sağlamadılar.

Bu tipler iyi günde yanında olurlar, ama bir kez düşmeyegörsün, derhal terk edip yüz üstü bırakırlar. Dün alkışlayıp göklere çıkardıklarını unutur, bugün eleştirip yerin dibine batırırlar.

Bunlar görünürde taraftar gibi de olsalar, aslında düşmandırlar. Çünkü yanlışları onarmamakla çöküşü hazırlamakta, çıkarları öyle gerektiği için alkış tutmaktadırlar.

Daha önce de yazmıştım. Bu kimliksizler, Ak günler kara günlere dönüştüğünde bir tanesini bile yanınızda bulamazsınız. “Nereye”?  diye sorduğunuzda, “biz zaten burada değildik ki” derler. Menfaatleri nerede ise çekip oraya giderler.

Bu karakterleri 24 Haziran seçimlerinde doyasıya seyrettik!… Daha önceleri AK parti yönetimlerinde bulunarak, Ahmet Aydın’a yalakalık yapan bir sürü mahlukatın, çıkarları uğruna başka partilerle nasıl paslaştıklarını, buluştuklarını, dans ettiklerini hep beraber izledik!..

Ve sonuç ortada!…Kimse kendini ve bizi kandırmaya yeltenmesin. Ortada bir önceki seçimlerde 69.5 ‘lerden 42.5 lere gerileyen bir AK parti var. Dört milletvekili çıkarmakla kimse teselli olmasın. Ve yapılan yanlışlara devam edilirse, yerel seçimlerin büyük bir hezimetle sonuçlanacağını şimdiden söylemek keramet değildir!…

Bu güne kadar rüzgârlar hep Ahmet Aydın’dan yana esiyordu. Bazı menfaatperestlerin menfaatleri elden gidince Ahmet Aydın’ı eleştirme kampanyası başladı.

Halbuki “körü körüne taraftar olmak” da, sırf muhalefet olsun diye haksız yere eleştirmek de fazilet değildir; bu “şahsiyetsizlik”’in bir ürünüdür.

Evet, elbette Ahmet Aydın eleştirilemez değil. Ancak menfaatlerine dokunulunca, yönetim kadrolarından ayrılınca, mevkiler elden gidince eleştirenlerin samimi olduklarını düşünmüyorum.

Çünkü fayda umduğu sürece yalakalıkta yarışanlar, rüzgarlar tersine döndüğünde birden bire karşı kıyıya yönelmişlerse, eleştirilerinde haklılık payı olup olmadığına bakmaya gerek yoktur. Zira samimiyetsizdirler.

Dün yandaşken “hakkı gözetme”’yi esas almıyorlardı. Bu gün eleştirirlerken de “hakikati tesbit etme”’yi öncelemiyorlar. Dün yücelttiklerini bu gün alçaltıyorlarsa, yarın ne yapacaklarına dair hiçbir “müsbet kişilik örneği” taşımıyorlar demektir.

İşte görüyoruz, düne kadar Ahmet Aydın’ın yanında/yakınında olmaya, onunla aynı karede görünmeye can atan bazıları, bugün yön değiştirdiler. Geldikleri nokta, “seçim” sonuçlarının faturasını Aydın’a kesmek oldu.

Dün Ahmet Aydın’ı “ölçüsüzce yüceltenler”’in , bu gün yine “ölçüsüzce eleştirme”’lerini yanlış buluyorum. Çünkü “ölçü” yoksa, “hak/ hakikat” de yoktur. Ölçüsüz insanlar, çıkarları nereden geliyorsa orayı kıble edinirler.

Bugüne kadar sayın Aydın’ın insan olması hasebiyle yaptığı yanlışları görmezden gelip, ikaz edeni suçlayan yalakaların, “çıkarları elden gidince eleştirmeye başlamalarını yeni bir “yalakalık yatırımı” olarak görüyorum. Çıkarları için susup yanlışları düzeltmeye çalışmayanlar, çıkarlar zora girince eleştirip, “yeni güç”e mesaj iletme ilkesizliğini gösteriyorlar.

Geçmişte zaman zaman elimden geldiği , şartlar müsait olduğu kadar “uyarı görevi’ni yapmış biri olarak, bu gün diyorum ki: Dün her söylediğine alkış tutanların, bu gün Aydın’ı eleştirme hakları yoktur.

Dünkü yalakalık nasıl çirkinse, bugünkü eleştiri ve karşıtlık da çirkinliktir. İnsanda birazcık onur, birazcık omurga olmalı. Dün de, bu gün de, yarın da gözeteceğimiz tek şey, “hak ve hakikat”’tir.

Menfaatlerine göre yön değiştirenlerin dünkü yandaşlığı nasıl samimiyetten yoksunsa, bugünkü karşıtlığında da hakkaniyet bulunmuyor.

Ama yine tekrarlıyorum, bu gün rüzgâra göre yön değiştirip, eleştirmeye başlayanlar, yarın rüzgâr yeniden Aydın’dan yana eserse, hemen kıvırtırlar. Bundan dolayı bir kez daha diyorum:

Siyasetçi, yanında mutlaka “doğrucu Davutlar” bulundurmalı; her alkışı destek, her tenkidi köstek olarak görmemeli; gerçek dost kimdir bilmeli.

 

 

Bu Habere de Bakın

Niye  Kutlamadık 64. Yıl Dönümünü

Niye  Kutlamadık 64. Yıl Dönümünü   Bizim demokrasimiz de siyasetimiz, kutuplaşmak, karşıya laf kavuşturmak, abartmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir