Köşe Yazıları

Adıyaman’da Nostaljik Bir Tur: 4

Sokağın ortasında sol tarafta culfacı Sait Usta’nın dükkânı vardı. Küçücük, kerpiç bir dükkânda yaz-kış, bezleri eğirip ip haline getirir, onlardan da yolluk ve savan yapardı. Tezgâhı, yere doğru kazılmış bir çukura yerleştirmiş, kendisi de kısacık boyuyla bu çukurun içindeki iskemlesine oturarak çalışırdı. İlk girişte nerede olduğunu fark etmek mümkün değildi. Selam verdi. Hal hatır sordu. Hayırlı müşteriler dileyerek dışarı çıktı. Onun beş on kapı ilerisinde Hacı Usta’nın gazoz imalathanesi vardı. Önceleri motosiklet tamirciliği yapmış, sonradan iş değiştirerek gazoz imalatına başlamıştı. Kendisini Ortaokul yıllarından tanırdı. Selam verip içeri girdi. Serin ve mis gibi bir havası vardı imalathanenin. İki üç genç, seri bir şekilde şişelere gazoz doldurup kapaklarını makinede kapatıyorlardı. Çarşıda, pazarda, dükkânlarda hep bu gazoz satılırdı meşrubat olarak. O da çocukken kapaklarını ve şişelerini biriktirip satmış ve bir hayli de okul harçlığı çıkarmıştı. Gençlerden birinin özel olarak olarak yaptığı gazozunu içtikten sonra izin isteyip dışarı çıktı. Birkaç adım ileride, yolun sağında bisiklet tamircisi Memet Usta’nın dükkânı vardı. Memet Usta, şehrin ilk ve tek gerçek bisiklet tamircisiydi. Mehemedo ve diğerleri, sonradan öğrenen “alaylı„ denecek kişilerdi. Bu işin gerçek“mektepli„ si Memet Usta idi. Onun bitişiğinde tatlıcı Çiğdem’in dükkânı vardı. Tam köşedeki bu dükkân, şehrin tek tatlıcısına aitti. Sadece kadayıf yapıp satardı. Yazın da limonata satarak para kazanırdı. Bu civardaki Gazhane’yi Muhiddin-i Arabi mescidini de bir başka zamanda ziyaret edecekti.

Bir süreden beri ayrı kaldığı memleketinde kentleşme, modernizasyon ve gelişme adına önemli atılımlar yapılmıştı. Şehir, eski sınırlarını çoktan aşmış ve dört yönden de bir hayli yerleşim alanları oluşmuştu. Ne var ki yüksek apartmanlar, AVM’ler, plazalar onu hiç ilgilendirmiyordu. O; eskiyi, doğalı, antik olanı arıyordu. Zira bu yeniliklerin ve modern kentleşme ürünlerinin en âlâsını, yerleştiği Ankara’da misliyle bulmak mümkündü… Önemli olan tarihi, tarihi dokuyu, kültür miraslarını, antik eserleri koruyup yaşatmaktı.

Öğlen namazını kılmak üzere Sıratut Camiinin avlusundaki bir banka oturup dinlenmeye çalıştı. Çocukluğunu, ortaokul ve lise öğrenciliği yıllarını hatırlamaya başladı. O mütevazı, o şirin, o doğal Adıyaman bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyordu.  Kayalık yolunun üstündeki ahşap iki katlı devlet hastanesi, Abuzeri Gaffari türbesi, Nakibin Havuzu, Çırıçır Pınarı, Hacı Abuzer Baba türbesi… Tuz Hanı, marul tarlaları, üzüm bağları, erik bahçeleri… Birbirini fizik olarak gören, bilen, tanıyan binlerce esnaf, komşu ve mahalleli… Tevazu, yardımlaşma, güler yüz, tatlı dil, sempati ve empati… Çoğu artık yok olup anılarda kalan güzellikler… Gözleri yaşarmış, küçük küçük damlalar yanaklarından aşağıya süzülüyordu. Yanına yaklaşıp selam veren Hacı Mahmut Allahverdi’nin sesiyle kendine geldi. Ayağa kalktı. Yanağındaki yaşları silerek kucaklaştı. Hal hatırdan sonra öğlen namazı için birlikte içeri geçtiler. Yıllardır özlediği geri kalan yerleri de daha sonra gezip ziyaret edecekti…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı