Köşe Yazıları

Kendini Bil, Haddini Aşma!

Kendini Bil, Haddini Aşma!

 

Kendini bil. Eğer kendini bilmezsen başkalarını da bilmezsin. Başkalarını bilmeyen ve tanımayan bir kimse, hiç kimse tarafından bilinmez, tanınmaz ve değer verilmez.

Ne demek, kendimizi bilmek? İlk bakışta Pek çok insanımıza basit gibi gelen ama biraz düşününce sanıldığından çok daha fazla büyük anlamları olduğunu hepimiz biliriz.

Kendini bil” sözü yaklaşık üç bin yıl önce Yunanistan’daki bazı tapınakların giriş kapısına yazılmış ve Socrates tarafından sık sık kullanılmıştır.

Bu sözün birinci anlamı, haddini bil, demektir. Her kes haddini ve hududunu bilmelidir. Kilosunu, ağırlığını, hacmini bilmeyen, ya da olduğundan fazla kendini telakki eden haddini bilmezler her zaman başını örse vurur, akılsız başını param parça eder.

İnsan haddini bilir, hacmini bilir, boyundan büyük sözler söylemez, gücünün üzerinde işler yapmazsa rahat eder, hem kendisi mutlu olur, hem de başkalarını mutlu eder.

Çevremizde dolaşan yığın yığın insan sürüleri var ki, ne haddini bilir ne de hacmini bilirler. Bunların haddi zatında gürültü çıkaran kalabalıklardan başka bir şey olmadıklarını her kes ve her kesim bilir.

Kendilerinin sadece birer kalabalık yığını olduklarını yalnız kendileri bilmezler. Gözlerine birer at gözlüğü taktıkları için sağına soluna bakmadan, burunlarının dikine giden bu kalabalıklar insanlığın da yüz karasıdır.

Socrates’in “Kendini bil” sözü aslında bize çok şeyler anlatıyor. Yani kendini tanı, böylece başkalarını daha iyi tanırsın, anlamında kullanılmıştır. Başkalarını tanıyabilmen için, önce kendini iyi tanımalısın.

İnsanlardaki içgüdüler ortaktır. Bu nedenle de insanların ortak yönleri vardır. Kendimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi ve içgüdülerimizi iyi tanırsak diğer insanları daha iyi anlar, davranışlarımızı ona göre ayarlarız.

Kendi duygu ve düşüncelerimize gösterdiğimiz hassasiyet ve değeri başkalarına da gösteremiyorsak, bencilliğimizi ve despotluğumuzu ispatlamış oluruz, farkında olmadan

Makam ve mevkimiz ne olursa olsun. Hangi rütbe ve terfide olursak olalım. Eğer kendimizi başkalarında daha üstün ve faziletli görüyor ve değerlendiriyorsak, tâ baştan kaybetmişiz demektir.

Makamlar insanlara değer katmazlar. Bilakis insanlar makamlara değer katar ve şereflendirirler. Bir takım nâdanların, haddini bilmezlerin makam, mevki sarhoşluğuna bakmayın. Onların ne kendilerine, ne de topluma verecekleri hiçbir artıları olmaz.

Dün afralarından, tafralarından geçilmeyen, makam sarhoşlarının bu gün sokaklarda nasıl yalnızlaştıklarını hep beraber müşahede etmiyor muyuz? Öyleyse dünden ibret alıp, yarına daha akıllıca, temkinli ve tedbirli hazırlanmamız gerekmez mi?

Hayatta mutlu olmanın yollarından biri de nelerden hoşlandığımızı ve ne istediğimizi bilmektir. Sevdiğimiz işleri yapmak bizi mutlu eder. Gücümüzün yetmediği işleri yapmaya kalkarsak kendimizi, ailemizi ve yakınlarımızı güç duruma düşürürüz. Bazı hatalardan geriye dönüş olmaz. Kendimizi tanır, gücümüzün sınırlarını bilir ve sevdiğimiz işleri yaparsak hem başarılı hem de mutlu oluruz.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı