Güncel

“Mevlana’yı övmekle, Mevlana’yı övmüş olmayız”

Prof. Dr. Süleyman Çaldak, Mevlana’yı Anlamayı Anlattı

“Mevlana’yı övmekle, Mevlana’yı övmüş olmayız”

 

Adıyaman Üniversitesi tarafından M. Vehbi Koç Konferans Salonu’nda “Mevlana’yı Anlamak” konulu konferans düzenlendi.

İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Çaldak’ın verdiği konferansa Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Talha Gönüllü, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Seyit Temir, Prof. Dr. Ali Aydın, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Koca, akademik ve idari personel ve öğrenciler katıldı.

Sözlerine bu haftanın Mevlana Haftası olduğunu hatırlatarak başlayan Prof. Dr. ÇALDAK Mevlana’yı övmekle övmüş olamayacağımızı, Mevlana’nın övülmeye ihtiyacı olmadığını belirtti. Mevlana’dan bahsederek sözlerine değer kazandıracağını ifade eden Prof. Dr. Çaldak Mevlana’dan bahsederek, sözlerinden bahsederek bizim itibar kazanacağımızı kaydetti.

Prof. Dr. Çaldak şöyle konuştu; “Bu hafta Mevlana Haftası olması hasebiyle Mevlana gibi büyük bir dâhinin büyük bir insanında anılması hususunda birkaç kelam söylemek icap eder. Aslında Mevlana hakkında çok şey söylenmesi gerekir ama bizim söyleyeceğimiz şeyler de fazlalık olur. Yani Mevlana’yı övmekle biz Mevlana’yı övmüş olmayız. Çünkü övülmeye muhtaç bir insan değil. Ancak biz ne yaparız Mevlana’nın sözlerinden Mevlana’dan bahsederek kendi sözlerimize bir değer kazandırırız. Belki biz bir itibar kazanırız. Nitekim günümüzde bu işin ticaretini yapanlar da var. Mevlana’dan ekmek yiyenler var. İnşallah biz o konuma girmeyiz. Fakat benim Mevlana ile ilgili yegâne endişem Mevlana’yı doğru tanımak. Hakkıyla tanımak. Olması gereken yerde tutmaktır. Mevlana’yı kendi asrı itibarıyla düşünürsek, 13. yy, 13. yy siyasi ve sosyal hayatını bir düşünürsek, günümüzden çokta farklı değil. Günümüz Anadolusu, İslam Dünyası’ndaki kargaşanın hemen daha dehşetlisi, buna benzeri aynı yaşanıyordu. O dönemde Mevlana’nın ön plana çıkarttığı pek çok öğretiler var ama en önemlisi neydi; hoşgörü diye biliyoruz. Herkeste Mevlana’nın hoşgörüsünden bahseder. Bu memlekette problemlerimize çözüm aramak istiyorsak Mevlana’yı yeniden tanımamız, O’nun hoşgörüsüyle tanışmamız ve o hoşgörüyü de edinmemiz icap eder. Hoş görü deyince aklıma gelen bir hikâyesi vardı. Aslında programda yoktu.

Mevlana bir hikâye anlatır. Bu hikâyede dört arkadaş beraber yolculuğa giderler. Bunlardan biri Türk, biri Arap, Biri Fars, biri de Rum. Aşağı yukarı bunlar o dönemde Anadolu’da yaşayan topluluklardan birer sembol. Yolda bir miktar para bulurlar. Biri bunlardan derki, Türk olan, bu parayla üzüm alalım da üzüm yiyelim. İranlı itiraz ediyor, Fars olan, hayır diyor, biz bu parayla engür alalım diyor. Arap diyor ki bu olmaz diyor. Biz bunla inep alalım diyor. Tabi Rum da diyor biz bununla istafil alalım diyor. Başlıyorlar tartışmaya, tartışma büyüyor kavgaya dönüşüyor. O arada bir arif insan oradan geçiyor. Arif insanda soruyor probleminiz nedir? Durumu anlatıyorlar, böyle bir şey oldu bir türlü anlaşamıyoruz. Arifte diyor ki dördünüzün de istediği aynı şeydir biri Arapça üzüm demektir, biri farsça üzüm demektir, biri de Rumca üzüm demektir. Dördünüzün de istediği aynı şeydir ama siz birbirinizin dilini anlamadığınızdan dolayı kavga ediyorsunuz.

Günümüzdeki kavgalara da dikkat ederseniz aslında hepimizin istediği aynı şeydir. Huzur diyoruz, dirlik diyoruz ama birbirimize kurşun sıkıyoruz. Barış diyoruz ama birbirimizin boğazına sarılıyoruz. Belli ki istediğimiz aynı şey ama farklı şekillerde farklı üsluplarla konuştuğumuz için düşündüğümüz için bir türlü anlaşamıyoruz. Öyle ise bize ne lazım, Arif bir insan lazım ki bu dilleri birleştirsin. Mevlana aslında öğretisinde arif insanlar yetiştiriyor. Şimdi arif olmakta öyle kolay değil. Ben şimdi şunu diyebilirim, ben aslında şunu diyebilirim. Bunu söylüyoruz ya, öyle olmak lazım. Şimdi şu toplulukta birisi bana itiraz etse hoşgörü gider. Kıyamet kopar. Hoşgörülü olmak söylemekle aynı şey değil. Onun için dikkat ederseniz Mevlana bütün öğretisinde görülmeyi değil olmayı esas almıştır. Hani diyor ya ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün. Şimdi görülmek kolaydır. Görünür çok demokrat, çok iyi niyetli, pek çok şey söyleriz ama hakikatte olmak çok zordur. O ariflerin işidir. İşte Mevlana Mesnevisi ile o arifleri yetiştiriyor. Tarih boyunca da bunu yetiştirmiş. Belki de onun kitabı bir mektep olmuş. Bir ekol olmuş. Ta yazıldığı günden günümüze kadar hep okunmuş özellikle de Mevlevi dergâhlarında cami ve mescitlerin küçük odalarında her sabah namazlarından sonra Mesnevi han denen Mesnevi’yi bilen onu anlayan onu anlatan insanlar günlerce aylarca onu anlatmışlar. Okumuşlar yıllarca. Pek çok kişi o eğitimden geçmiş. Pek çok arif o insanlar, o tezgâhtan yetişmiş. Mesela şeyh Galip gibi. Dünya çapında büyük arifler, daha pek çok Mevlevi büyükleri Neşati ve Naili gibi daha pek çok sanatçı o tezgâhtan yetişmiştir. Ya onun için Mevlana’yı çok iyi okumamız icap eder. Ona inanıyorum.”

Güne Bakış Haber Merkezi

 

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı