Güncel

“Diktatörler gitti, refah gelmedi”

Arap Baharı ve Sonrasında Ortadoğu

“Diktatörler gitti, refah gelmedi”

 

Kuruluşunun 13. yıldönümünü düzenlediği ‘Medya Perspektifinden Arap Baharı ve Sonrasında Ortadoğu’ konulu panelle kutlayan Adıyaman’da Bugün Gazetesi’nin panelinde yine gündeme ilişkin önemli konulara parmak basıldı.

Adıyaman’da Bugün Gazetesi’nin 13. kuruluş yıldönümünde Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç ile Adıyaman’da Bugün gazetesi yazarlarından Necati Atar’ın konuşmacı olarak katıldığı ‘Medya Perspektifinden Arap Baharı ve Sonrasında Ortadoğu’ konulu panelde çok önemli vurgular yapıldı.

Adıyaman’da Bugün Gazetesi Sahibi Dr. Abuzer Demir’in gazetenin kuruluşundan bu yana geçirdiği süreyi özetlemesinden sonra, panelistlerden Necati Atar yaptığı konuşmada, Ortadoğu’nun çok girift bir coğrafya olduğunu belirterek şunları söyledi: “Gerçekten ne olduğu tam olarak bilinmeyen, anlaşılmayan, sürekli olarak çatışmaların, kavgaların, mezhep çatışmalarının olduğu bir coğrafyadır. İslam’ın ilk dönemlerinden bugüne kadar da devam etmiş, İslam tarihine bakıldığında bütün katliamların, kanlı olayların, peygamber fendimizin, vefatından itibaren 4 büyük halife de dahil olmak üzere bu coğrafyanın her zaman kanlı ve paylaşılamayan, anlaşılamayan bir coğrafya olduğu görülüyor. Arap baharı bir çoğun 2010 yılında seyyar satıcılığının engellenmesi üzerine kendisini yakması ve ondan sonra başta üniversite öğrencileri olmak üzere Tunuslu gençler arasında polise, devlet güçlerine karşı yapılan ayaklanmadır. Yıkılan iş yeleri, işgal edilen kamu binaları sonrasında Tunus’ta başlamış, daha sonra Mısır’a, oradan da Libya’ya ve birçok Afrika ülkesine yayılmış olaylar silsilesidir. Arap baharı tanımlanması her ne kadar kulağa hoş gelse de sanki yaşanan olaylar sonrasında olayların yaşandığı ülkelerde bir güzellik, bir esenlik yaşanmış, diktatörler devrilmiş, demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü savunucuları iş başına gelmiş gibi düşünülse de böyle olmadığını, 2010 yılından bugüne Libya’da, Mısır’da, Yemen’de, Suriye’de ve birçok Arap ülkesinde meydana gelen olaylardan biliyoruz. Batının Arap ülkelerinde yada Arapların yoğun olarak yaşamış olduğu ülkelerde çıkan çatışmaları bahar olarak nitelendirmesi, tanımlaması, daha sonra yavaş yavaş bunların kış olamaya doğru yol aldığı görülmekte. Bu kış etkilerini en çok Türkiye’de, kısmen de Fransa’da ver yakın bir zamanda bu olaylara destek veren, bu terör örgütlerini besleyen bütün ülkelerin canını yakmaya devam edecektir. İşsizlik, enflasyon, fikir özgürlüğünün önündeki engeller, yoksulluk, Arap baharının temel nedenleri arasında sayılmakta. İstenilen demokrasi, özgürlük ve insan haklarıdır. Her ülkede ve Türkiye’de en çok istenilenlerde bu konulardır. Çok büyük çaplı olayların olduğu Arap ülkeleri var. Bunların başlangıcı olan Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Cezayir ve Yemen deniliyor. Mısır’da hükümet olan Hüsnü Mübarek 30 yıl sonra diktatörlüğü bırakmak zorunda kaldı. Tunus’ta hakeza, Libya’da Muammer Kaddafi linç edildi. Mısır’ın il başlarda yapılan eylemlerin başarıya ulaşıyor gibi görülmesinin başta ABD olmak üzere birçok batılı ülkenin de gözünü korkutmuştur. Çünkü sonuçta Arap ve Ortadoğu ülkeleri ne kadar büyük bir çatışmanın içerisinde olursa, yönetilemez olursa İsrail’in güvenliği için bir o kadar önemlidir. Tunus’ta diktatör, Mısır’da diktatör, Libya’da diktatör devrilince ve özellikle Mısır’da Müslüman kardeşlerin desteklediği Muhammed Mursi’nin Cumhurbaşkanı olmasından sonra tekrar Mısır Tahir meydanları büyük olaylara gebe olmuş ve Sisi’nin de darbe yapmasıyla Muhammed Mursi şuanda cezaevinde idamla yargılanıyor. Mısır’da başarılı olan bir ayaklanmayı, yeni gelen bir hükümeti mesela ABD destelememiştir. Tunus’ta İsrail’in güvenliği söz konusu olduğu sürece ilk başlarda göz yummuş, daha sonra Arap ülkelerinde meydana gelen olayların halk ayaklanmalarının başarıya ulaşılmaması tıpkı Suriye’deki gibi bir karışıklığın süre bilmesi için her ülke kendi çapında büyük bir oranda destek vermiştir. Batılı ülkelerin ve Türkiye’nin Arap baharı olarak nitelendirdiği, halk ayaklanmaları sonucunda yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği bir olaydan bahsediyoruz. Yemen’de ayaklanmacılar başarılı olunca Suudi Arabistan önderliğinde Katar, Birleşik Krallık hemen orada muhaliflerin bulunduğu yerleri bombaladı. Türkiye’de onlarla birlikte hareket etmiştir. Muhaliflerin başarılı olmaları, hükümet kurmaları istenmemiştir. Mısır’da bir tek Türkiye Mursi’nin devrilmesine karşı çıkmış, başta ABD ve Suudi Arabistan olmak üzere bu konuda sessizliğini korumuşlardır ve darbeyi zımnen desteklemişlerdir. Sonuç olarak Libya’da 50 bin kişiden insan hayatını kaybetmiştir. Muammer Kaddafi linç edilmiştir. Şuanda iki başlı bir yönetim söz konusudur. Bu ülke kesinlikle 3 yıl öncesinden daha güvenli değildir. Kısır Hüsnü Mübarek’in döneminden, Suriye 3 yıl öncesinden daha kötü bir durumda. Irak 5 yıl, 10 yıl öncesinden daha kötü bir durumda. Bahar olarak nitelendirilen, diktatörlerin gitmesiyle halkın refahın, mutluğunun artacağı, barışın, demokrasinin geleceği bir Ortadoğu hayal edilirken, şuanda Ortadoğu’da kimin nerede ne yaptığını, kimin kimin yanında olduğunu tam olarak bilinemediği bir çıkmazın içerisine girildiği girmiş bulunmaktayız. Ortadoğu’da en önemli kaos Suriye’de devam etmektedir. Suriye’de tıpkı Tunus’ta olduğu gibi 2010 yılında ayaklanmalardan etkilenmiş, kendilerine “özgür Suriye ordusu” adını veredn muhaliflerin bas rejimini devirmek amacıyla ayaklanmaları ve Esad rejimindeki askerlerin ve polislerinde halkın üzerine ateş açmasıyla birlikte tam bir çıkmazın içerisine girilmiştir. Birçok ülkede çatışmalar 1 veya 5 ay gibi kısa sürede sonuçlanmışken, Suriye’de gerçek anlamda 4 yılda fazla sürmesinin nedeni Suriye’deki güçlerin hem birbirleriyle hem de Esad rejimiyle kendi aralarında çatışmalarından kaynaklanmaktadır. Hem Esad hem de Esad’la çatışanlar başka ülkeler tarafından destekleniyor. Esad’ı ve Bas rejimini destekleyenler arasında başta Rusya olmak üzere İran, Çin ve Kuzey Kore geliyor. Elnusra’yı, IŞID’i, El Fetih’i, El Kaide’yi veya Kudüs Cephesini destekleyen çeşitli ülkeler var. Kimi kaynaklara göre 300 ila 400 bin kişinin hayatını kaybettiği söyleniliyor. Sadece 2,5 milyon göçmenin Türkiye’ye geldiği, 1,5 milyon civarında mültecinin özellikle Ürdün’e ve diğer Arap ve batı ülkelerine giden mülteci sayısının 1,5 milyon olduğu ifadeliyor. Medya denilince özgürlükler, bağımsızlıklar akla gelir. Türkiye’de değil bağımsız medyadan medyanın kendisinden dahi söz etmek mümkün değil. Şuanda herhangi bir medya yoktur. Çünkü biz sadece dünyada olup bitenleri değil, kendi ülkemizde neler olup bittiğini, olayların kendisinden yola çıkarak, medyanın iktidarın veya muhalefetin yanında durmasından ve onların bakış açısını yansıtmasından anlıyoruz. Olaylar hakkında bir fikrimiz yok. Medya haberleri ya iktidar veya muhalefet açısından bakarak, yansıtıyor.”

 

Olaya nasıl bakarsanız, öyle görürsünüz

Panelistlerden Ali Bulaç ise yaptığı konuşmada, ‘Medya Perspektifinden ve Sonrasında Ortadoğu’ konusunda yaptığı konuşmada, Ortadoğu konusunda fotoğrafla resmin birbirinden farklı olduğunu aktararak, “Olaylara hangi noktadan bakıyorsanız, çizeceğiniz resimde öyledir. Ortadoğu tanımlaması yanlış bir tanımadadır. Bu tanımlama bizim ortaya koyduğumuz bir tanımlama değildir. Ortadoğu bir İngiliz subayının tanımlamasıdır. Ortadoğu’ya yakından çok dikkatli bir şekilde bakıldığı zaman bu bölgede ABD o bölgeye yeniden şekil vermeye çalışıyor. Federasyonda ABD’nin idari yapısıdır. ABD ve bu idari yapıyı bölgeye empoze ediyor. Bu durum dikkatli bakıldığı zaman üst modelindeki resim görülüyor. Geçmişte Saddam Hüseyin ve Hafız Esad zamanında askeri diktatörlükler vardı. Bir monarşiyle otokrat rejim arasındaki temel fark monarşilerde yönetim babadan oğula intikal eder. Eğer kuvvetler bir elde toplanmış, fakat babadan oğula devrilmiyorsa orada otokrasi vardır. Yada vesayetler vardır. Fakat bu vesayetlerde kendilerini açıktan açığa belli etmiyorlar. Bazen askeri vesayet olabilir, bazen de sivil vesayet olabilir. Vesayet form değiştiriyor. Ülkelerde siyasetin temel problemi bürokratik merkezle toplumsal merkez arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Arap baharı tanımlamasına itiraz etmemiz gerekiyor. Çünkü öyle bir bahar söz konusu değil. Bu tanımlamayı batılılar koydular. Ortadoğu’da olup bitenler konusunda batılıların, “Arap baharı” dedikleri söz aslında bir yanardağın birden patlamasıdır. Peki Ortadoğu’da bu patlamalara yol açan nedenler nelerdir? Bu patlamalara yol açan çeşitli sebepler var. Bunlardan bir tanesi baskı rejimleridir. Bütün Ortadoğu ülkelerinde eğitim sistemi işler halde, çocuklarını okuyorlar. Ve bu gençler medya üzerinden batı dünyasında sıkı temas halindeler. Medyadan gördüklerini değerlendirerek, “Neden biz karar mekanizmasında söz sahibi değiliz?” diyorlar. Bu durum dışında bir diğer faktör ise insanların ekonomik durumlarının kötü olmasıdır. Burada inanılması güç bir paradoks var. Ortadoğu kaynakları itibariyle dünyanın en zengin bölgesidir. Enerji kaynaklarının yüzde 65’i bu bölgede bulunuyor. Hatta bu hattı Orta Afrika’ya kadar uzatırsak,  bu rakam yüzde 72’leri bulunuyor. Petrol, doğalgaz ve diğer kaynaklar burada yer almakta. Fakat bu kaynaklar doğru dürüst bir şekilde kullanılmıyor. Bütün İslam aleminde sadece 30 milyon insan 30 bin Dolar gayri safi hasıla ile yarım dolarla geçinme durumda. Bu durumda milyonlarca insan var. Arap dünyasında muazzam bir israf söz konusu. Arapların başına gelen en büyük felaket geçen yüzyılda yani 20. yüzyılın başlarında petrolün bedevi bölgesinde ortaya çıkmasıdır. Petrol bedevilerin bölgesinde çıkınca hakikaten bedeviler deden inerek, Mercedes’e bindiler. Ve bu aileler zaman içerisinde yoksullaşarak, piyasadan çekildiler. Böylelikle sonradan görme oldular. Parayı nasıl kullanacağını bilmeyen kişiler oldular. Bu durum Arapların başına gelen bir felakettir. Piyasa kapitalizmini geçtikten sonra yada sosyalist rejimlerden çıkıp, piyasalara geçtikten sonra başka ülkelere benzer şekilde yeni zenginleri bu şekilde türettiler. Filistinlilerin uğradıkları mağduriyet ve o mağduriyet karşısında çaresiz kalmalarıyla birlikte 1948 yılından bu yana İsrail’le yaptıkları savaşlarda kaybetmelerinden sonra Araplar küçücük İsrail devletini yenemeyeceklerini anladılar. Aslında ortada “İsrail” diye bir vaka yok, bütün bir batı dünyası var. İsrail hak hukuk tanımaz bir şekilde işgallerine devam ediyor. İsrail’in 1967 yılından bu yana işgal ettikleri toprakları verecek mi vermeyecek mi diye merak edilmekte. İsrail bugüne kadar 21 güvenlik konseyinin kararını tanımamıştır. Ve hiç kimse İsrail’e bir müeyyide uygulamıyor. Filistin konusunda bir diğer konu ise mültecilerin vatanlarına dönüp dönmeyecekleridir. Asgari 7 milyona yakın Filistinli çeşitli ülkelerde yaşıyor. Toprakları işgal edildiği için vatanlarına dönemiyorlar. Bu insanların ülkelerine bir daha dönebilmeleri mümkün değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun İsrail devleti, Yahudileri Filistin’e davet ederek, Filistinlilerin topraklarını ellerinden alıp, büyük bir zulme imza atıyor. Kimse bu durumun önüne geçemiyor. İsrail, “Kudüs, İsrail’in ebedi başkentidir” diyor. Mescid-i Aksa’nın durumunu çözmeye hiç kimsenin gücü yetmiyor. İsrail’i ayakta tutan bölge ülkeleridir. Mısır doğalgazının yüzde 30’unu İsrail’e veriyor. Suudi Arabistan petrolünün tamamını veriyor. Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki anlaşmaya göre petrol ne kadar olursa olsun 28 Dolar’a alınıyor. İsrail sorunu belki de demokrasiyle çözülebilinir. Halkın iradesi rejime yansırsa belki de bu sorun çözülebilinir. Arap baharını batı organize etti. Bu bir projeydi, kendiliğinden ortaya çıkmadı. Bunu ortaya çıkaran iç dinamikler, dış devletler araya girerek, süreci tekrardan kontrol altına aldılar. Ortadoğu sistemine entegre olmayan bir sistem kuruldu” dedi.

Güne Bakış Haber Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı