Getto Boğaziçi’ne Neşter

Öncelikle geçen hafta Türk Silahlı Kuvvetlerinin “Pençe Kartal 2” operasyonunda, PKK terör örgütünün yaptığı katliam sonucu şehit olan 13 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Bir önceki yazımda Boğaziçi üniversitesi kalkışmasının perde arkasını, nedenlerini konuşup ve “Boğaziçi bizimdir bizim kalacak” diyerek direnen Getto Boğaziçi yapılanmasından bahsetmiştik. Bir devlet üniversitesinde böyle bir yapılanma asla kabul edilemez.

Devlet eliyle devşirme ve beyin göçü bu ülkeye ihanettir

Başta ABD ve Batı’nın diğer ülkelerine bu milletin vergileri ile oluşturulan imkanlarla, başka devletlere hizmet eden, onlar gibi anlayan, düşünen ve yaşayan devşirme bir yapının, devlet eliyle oluşturulan bu beyin göçünün ancak müstemleke ülkelerinde görülebilecektir. Elitist ve beyaz mahallelilerin kendine has gördüğü Boğaziçi üniversitesine yapılan bir rektör atamasıyla yerli ve milli duruş adına neşter vurulunca, meselenin sadece bir rektör atamasından ibaret olmadığı anlaşılmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi akademik getto kimliğini korumakta ısrar ediyor. Memleketin zeki evlatlarını burada ABD’ye hayran bilinçlere çeviriyorlar. Tornadan çıkmış bu zeki Anadolu evlatları elitizme ve Batı hayranlığıyla bir an önce Batı şehirlerinde kapitalist ve siyasi merkezlerin kapılarında görev almakla yanıp tutuşuyorlar. Hocalar, bu düzeni sürdürmek için var güçleriyle tepki veriyor. Devlet üniversitesinde, başka devletlere devşirme yetiştirme rollerine oldukça sadıklar. Protestoların kökeninde bu var. Tek bir başörtülünün bile asistan olmadığı bu kadro, protestolarını etkili hale getirmek için başörtülüleri en ön safhaya yerleştiriyorlar. Yeni “hürriyet kadın” imgesi, başörtü üzerinden piyasaya sürülüyor.

Küresel bir aklın parçası olarak çalışıyor ve kendilerini öyle algılıyorlar. Nitekim bu akıldan da ses geldi. Biden’in bakanlarından birisi mesaj verdi. Çünkü bu akıl küresel, trend, kapitalist ve en güçlü hegemonya. Bu nedenle herkesi amaçları doğrultusunda bir araya getirebiliyor. Eşcinsel ve başörtüsü burada bir araya geliyor. Özgürlük, özerklik ve demokrasi en etkili söylemler. Oysa bu söylemler, tamamen getto ve devşirme düzenlerini sürdürmek için kullanılıyor. Özerklik derken, bilimsel feodalizmini korumanın peşindeler. Atamaya karşı çıkarken de “bu düzenimize dokundurtmayız” diyorlar. Çünkü dört yıldır uygulanan atama yöntemine bir tek kelime laf etmediler ve bir tepki de ortaya koymadılar. Onlar kendi “küresel devşirme düzenini ve bireysel rantlarını” korumanın peşindeler.

Biz masum çocuklar değiliz…

Garip değil mi? Devletin en fazla imkânlarla donattığı, en zeki evlatların gittiği bu üniversite, kurtarılmış mahalleyi andırıyor. Bu mahalle beyaz, elitist, kibirli, Batıcı, seküler ve sol. HDP eş başkanı Pervin Buldan’ın “bu ilkede hakkını arayan herkes terörist olarak görülüyor” anlayışıyla, destek vermek için gittiği üniversitede yapılan konuşmalar sosyal medyaya düştü. Masum, zeki saf ve tertemiz Boğaziçili bilinen eylemcilerin kendi aralarında bu konuşmalar geçiyor:

“Biz çok masum, mağdur çocuklar değiliz. Biz çok öfkeliyiz, iradeliyiz.”

“Devrimci dönüşüm olacaksa onu HDP kitlesi ile tartışacağız, birlikte duracağız kitle olarak sizi (HDP) görüyoruz.”

“Kayyumlar önce HDP’li belediyelere atandı. Bütün kayyumlar gitmeden Boğaziçi kayyumu da gitmeyecektir, biz bunun farkındayız.”

“Bizim gücümüz sadece Boğaziçi’nden gelmiyor. Biz HDP, DİSK, LGBT, gençlik yapılanmaları ve devrimci bütün taraflarla görüşüyor, güç birliği yapıyoruz. Bizim için Her yer Boğaziçi her yer direniş.”

Türkiye ve Ortadoğu Batı’nın operasyon alanı olmaya devam ediyor

Jeopolitik açıdan dünyanın kalbi durumunda olan bu coğrafya, terör örgütleri, mafya babaları, emperyalizm savaşları ve istihbarat birimlerinin silahlı- silahsız her türlü çatışma alanıdır. Mesela cumhurbaşkanı Özal’ın ailesinin verdiği mücadele sonucu mezarının açılmasına rağmen, ölümünün üzerindeki sır perdesi hala aralanabilmiş değildir. Uğur Mumcu Özal’ı arayıp önemli bilgi verir. Özal, Adnan Kahveci’ye anlatır. Mumcu Eşref Bitlis Paşa’ya da anlatır. Mumcu patlama ile, 12 gün sonra Adnan Kahveci trafik kazası ile, 12 gün sonra Eşref Bitlis uçağı düşürülerek öldürülür. Özal şaşırır. 2 ay sonra da Özal aniden ölür. (M. Güldağı)

Eğitimci- yazar değerli ağabeyim Ali Erkan Kavaklı’nın bir anekdotu bütün bu gizli yapılanmaların, olayların iç yüzünün daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı kanaatindeyim:

‘’Annemin rahmetli dayısı ODTÜ’yü birincilikle bitirmiş, sağlanan bursla yüksek lisansını ve doktorasını ABD’de yapmıştı. Türkiye’nin ilk jeofizik mühendislerindendi. Bakan, milletvekili sınıf arkadaşları vardı. Neden önemli görevlere gelemediğini sordum. Güldü:”Beni bir düşünce kuruluşuna çağırdılar. Masonluk teklif ettiler. Kabul edersem istikbalimin parlak olacağını anlattılar. Reddettim.” dedi. Rahmetli, Etibank Genel Müdürlüğü’ndeki odasında gazete okuyarak emekli oldu.’’ Sen adamın kovanına çomak sokarsan olacağı bu.

Üstelik bu konuda Boğaziçi Üniversitesi yalnız da değildir, Boğaziçi Üniversitesi ve benzerlerinin işlevi ABD’ye hizmet edecek gençleri devşirmek. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, general, üst düzey bürokratların nerelerden mezun olduklarını araştırın. Çoğunun Boğaziçi, ODTÜ, Saint Joseph, Robert Kolej ve Galatasaray Lisesi çıkışlı olduğunu, bursla ABD’ye gittiğini, Türkiye’ye dönüşlerinde önemli yerlere –geldiğini değil- getirildiğini görürsünüz.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu