Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar

Bir hemşirenin anıları

16 Ekim 2014 Perşembe, 12:54

Bir hemşirenin anıları

Söyleşi:  Hikmet Kızıl

 

Adıyamanlı Yazar Feride Bektaş 1971- 2009 yıllarını kapsayan meslek hayatına dair anılarını derlediği bu kitabın da; ” Kaleme aldığım bu eserimin içeriğinde dünden bugüne kullanılan tıbbi malzemeleri, sağlık camiasının kılık kıyafetleri, o dönemde kullanılan bazı ilaçların insan vücudunda oluşturduğu hasarlar… Hastanede(devletin malzemeleri ve çalışanın işgücü…) çalışan personelin, hastane malzemelerinin doktorun keyfiyetti doğrultusunda daha doğrusu ekonomik menfaati doğrultusunda nasıl kullanıldığı anlattım. Kitabın bir başka bölümünde ise hemşire arkadaşlarının trajı-komik anıları da birinci ağızdan kaleme aldım.

1980 Askeri Darbesinde yaşanılan olaylar, Adıyaman halkının maruz kaldığı işkenceler, yaşadığı zulümleri kısmen de olsa anlatmaya çalıştım, yaşadıklarım, şahit olduklarım, bana anlatılan ibret verici olaylardan örülü bu çalışmamı elde edebildiğim resimlerle destekledim. Geçmişte yaşanılan bu olaylardan ders çıkarma babında kaynak olabilecek bir çalışma olduğu inancındayım… ”diyen yazarımızın yeni kitabı “Geçmiş Olsun Bir Hemşirenin Anıları “ okuyucuyla buluştu.

25-28 Eylül Adıyaman Tanıtım günleri kapsamında okuyucularına kitaplarını imzalayan Feride Bektaş’ın son kitabı “Geçmiş Olsun “Bir Hemşirenin Anıları” oldukça yoğun ilgi gördü. Daha önce Adıyaman Kültürünü ve sosyal yapısını anlattığı romanı “ Gâvur Mahallesi Adıyaman” ile iyi bir çıkış yapan Feride Bektaş ile son kitabı hakkında konuştuk.

 

Feride Hanım biraz kendinizden bahseder misiniz?

Evli, bir çocuk annesiyim. Üniversite mezunu, hemşireyim, okumayı çok severim. Evimin en kıymetli eşyası kitaplarımdır. Ne zaman canım sıkılsa onlarla kendime geliyor okuduğum her yaprak, bitirdiğim her satırla soluklanıyorum. Kitap okumak benim için nefes almak kadar elzemdir. Kendimi, özümü tanıdığım günden bu yana büyük bir aşkla kitap okurum… Bu okuma aşkı yaşanmışlıklarla buluşup yekvücut olunca artık dimağıma sığmaz olmuştu. Bu birikim önce şiir yazmama ardından Büyük Üstat Abdurrahim Karakoç’un “Kızım şiirlerini kitap haline getirmelisin,” önerisi üzerine ön sözünün Üstat Abdurrahim Karakoç’un yazdığı Bekleyiş şiir kitabım Gündüz Yayınlarınca basılması yazarlık yolunda ışığım oldu. Akabinde Kosova’da Türk Dünyası Kadın Şairleri Antolojisin de 19 şiirime yer verildi.

Yerel gazetelerde köşe yazısı ve şiirlerim yayımlandı. Çorum- Aşura aylık dergisinde makalelerim yayımlandı.2005 yılında Adıyaman Radyo Tek’in düzenlediği anketle Yılın Hemşiresi seçildim. Aynı yıl ‘1-Aralık ‘Adıyaman’ın İl Oluşu nedeniyle düzenlenen şiir yarışmasında 150 şiir arasında Adıyaman Hasreti şiirim 4.oldu.

Adıyaman’da doğduğum Mahalle halk tarafında Gâvur Mahallesi olarak bilinir. Ben bu mahallenin ailede üçüncü kuşak çocuğuyum. Anneannem, annem ve ben Gâvur Mahallesi ’de doğmuşuz. Mahallemizin resmi adı Mara Mahallesidir.

Mahallemizi Mara Mahallesi olarak sorduğunuz da pek az insan bilir; fakat Gâvur Mahallesi olarak sorduğunuzda 7 yaşından tutun da 70 yaşında kime sorarsanız sorun elinizden tutukları gibi mahallemize alıp getirirler. Annem Alzheimer (Alzaymır) hastası.

Annem, her gün döne döne mahallede yaşanmış olayları anlatıp duruyordu. Anlatılanların bir kısmını ben de biliyordum. Bilmediklerimi de eski komşularımıza özellikle de Hıristiyan komşularımızla yaptığım görüşmelerde anlattıkları birebir annemin anlattıklarıyla örtüşüyordu. Mahallemizden geçip annemin yanına gittiğimde eski komşularımızın oturdukları evlerin o virane halleri bana; ”Daha ne duruyorsun neden bizi kaleme alıp, unutulmaktan, yok olmaktan kurtarmıyorsun!” duygusunu uyandırıyordu. Yazdığım Kitabın adını farklı bir ad altında basıma almak mahalleme ihanet gibi geliyordu bana.

Bu hassasiyetimden ötürü bir dilekçeyle Sayın Melki Ürek Metropolitan’a müracaat ederek kitabıma mahallemiz olan Gâvur Mahallesi-Adıyaman ismini koymak için izin istedim. Sayın Melki Ürek Beyefendi de dilekçeme cevaben ; ”Tarafınızca bize dilekçeyle yapmış olduğunuz müracaat üzerine romana isim olarak “Gavur Mahallesi-Adıyaman “konulmasının herhangi bir sakınca görülmemiştir. Bilgilerinize sunulur. Demişlerdir.

Dilekçenin bir nüshası da kitabımı basıma alan Adıyaman Belediyesindedir.

Sayın Hikmet Bey, bu detayı okuyuculara niçin aktarmak istediğimi soracak olursanız; çünkü Kitabımın adını GÂVUR MAHALLESİ-ADIYAMAN koyma karar verdiğimde önceliğim etik düşünüp etik davranmak oldu. Hıristiyan komşularımız incinebilirdi. Gerçi Mahallemiz kozmopolit bir yapıya sahipti (Alevi, Sünni, Kürt, Türk,Ermeni Süryani ) yine de çok duyarlı ve hassas olmak zorunda hissettim kendimi… Bu nedenle kitabın adı hakkında ki bu detayı ve hassasiyetimi okuyuculara da bilsinler istedim.

 

Son kitabınız “ Geçmiş Olsun” okuyucudan tam not aldı, bu başarınızı neye borçlusunuz?

“ Geçmiş Olsun” un  okuyucudan tam not almasının ve de bu başarımın asıl nedeni; Olayların tamamının yaşanılmış ve gerçek olaylardan örülmüş olmasındandır.

Bu başarıyı neye borçlusunuz? Sorusuna gelince; Şayet yaptığınız işte yürek gücü varsa, gönül sıcaklığının sürekliliği varsa yani özetleyecek olursak “AŞK” varsa işte o zaman başarı kaçınılmaz oluyor. Ben gücümü-başarımı yüreğimin sesinden alıyorum. Okuyucularım da bu sesin rehberliğiyle kitabın her satırında yol alırken yaşanmışlıkların kâh iğreti kâh trajı-komik yüzüyle karşılaşıyor. Gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması bu olayların her satırını vazgeçilmez kılıyor.

 

Feride Hanım Yazmaya nasıl başlarsınız?

Yapı itibarıyla oldukça hassas ve duyarlı biriyim. Güçlünün Güçsüze, Haksızın Haklıya, Zalimin Mazluma yaptığı zorbayı iliklerime kadar hissederim, yapılan haksızlıklar bana yapılmış gibi algılarım. Hiç bir vakit üç maymunu oynayıp yaşanılanlara NEMELAZIM diyemedim.

Empati kavramı olmazsa olmazlarımdandır. İyi de bir gözlemciyim. Etrafımızda olan biten olayların detaylarını birçok insan gözden kaçırırken ben kamera gibi hafızama nakşederim. Bu nakşediş bazen canımı öyle acıtır ki sanki o olayı izleyen, gözleyen değil de bizzat yaşayan ben olurum… Yaşanılan olayın içeriğine başlık atacak olursam Sosyo- Ekonomik, Pastoral, Lirik yani insana-canlıya dair olaylardan oluşan gerçekler, diye özetleyebilirim. Sanırım yazar olmak ya da Şair olmak böyle bir şey olsa gerek.

Yazacağım eser, gerçek olayların yaşanmışlıklarında can bulur. Hayale dayanan kurgu dolu eser üretmek- yazmak sanırım pek bana göre değil… Genellikle gecenin dinginliğinde yazarım. Sessizlik beni benden alır ve şahit olduğum yaşanmışlıkların gözbebeğine oturtur. İşe o vakitlerde zaman kavramımı yitiririm. Bazen sabah ezanın sesiyle kendime gelirim, bazen de eşimin isyan eden seslenişiyle…

 

Yazı dünyasında örnek aldığınız isimler var mı? Varsa kimlerdir?

Bu yaşa kadar o kadar çok kitap okudum ki okuduğum her kitap bende ayrı bir etki yarattı. Çok büyük Üstat yazarlarımız var. Eserleri hep bende derin hayranlıklar yaratmıştır. Onların yanında kendimi okyanusta bir damla olarak görmüşümdür. Belki nedenlerden biri de bu yazarlarımızdır, bir türlü okuma açlığım doymak nedir bilmiyor.

Okuduğum kitapları mümkün olduğunca akıl süzgecimden geçiriyorum. Akıl süzgecimden geçen eser bu kez ruh âlemime doğru yolculuğu başlar… Eser, evrensel bir dille konuşturulmuşsa o kitap benim için örnek eser ve yazarı da örnek yazardır.

 

Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

Orta Okullara yönelik iki hikâyem bitme aşamasında. Hikâyenin içeriği kısmen gerçek olaylar kısmen kurgu (macera).  Kurguyu işlerken dersle ilgili bilimsel bilgileri hikâye tadında öğrenciye aktarmaya çalışmaktayım. Kitabım bittiğinde Çocuk-Erişkin Psikoloğu ve bir Psikiyatristin kontrolünden sonra basıma vereceğim. Yine gerçek olaylardan yola çıkarak ve kahramanların resimleriyle desteklenerek yazmak istediğim öykü kitabı projem var. Bunlardan daha büyük ve ülke dışında da ses getireceğine inandığım, belki de filmlere konu olacak ve ismini vermek istemediğim büyük bir projem var. Hedefim özellikle bu projemi hayata geçirip yazmaktır…

 

Okuyucuda bırakmak istediğiniz etkiler nelerdir?

Yapılan ve yaşatılan hoşnutsuzluklara- çirkinliklere mazeret bulmayı değil, kendilerini o insanların yerine koymaları… Yaşanmışlıkları muhasebe ederken dürüst davranma ilkesiyle düşünmelerini sağlamak. Okuyucunun, yaşanılmış olan bu gerçekler üzerinde EMPATİ kurma etkisini oluşturmak.

 

Tecrübeli yazarlarımızdan biri olarak okurlarımıza ve genç kalemlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Okurlarımdan özellikle ricam, yetişmekte olan gençlere okuma alışkanlığını kazandırmalarıdır. Oturduğumuz il ve ilçelerde gerek bir semtten bir semte vasıtalarla giderken gerek il ve ilçeler arası yolculuklarda boş gözlerle etrafı seyredip zaman harcamanın yerine bir kitabın birkaç sayfasını okumanın manevi kazancını anlatıp gençlere model olmak, örnek oluşturmak gerekir.

Genç kalemlere tavsiyem, şayet yazar olmak ve yazmayı meslek edinmekse hedefleri öncelikle:

1- Bol bol okusunlar,

2- Yazacakları eser için çevreyi ve insanları yakından izlesinler,

3-Okuyucunun, topluma ve bireylere yönelik psikolojisini olumsuz etkileyecek yazımdan uzak dursunlar,

4-Yazdığı eserlere yüreğini katarak yazsınlar,

Yazarlığı hedefleyen kişi yazdıkça okur; okudukça oluşan birikimle yazmaya başlar.

Sayın Hikmet Kızıl Beyefendi; Saygıdeğer Kâhtalı hemşerilerime Adıyaman’ımızın bayan bir yazarı olarak sesimi duyurma, eserlerimi (kitaplarımı) tanıtama olanağını tanıdığınız için size teşekkür ediyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: