Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi

“Bu, Dönüşü olmayan bir yoldur”

29 Haziran 2016 Çarşamba, 09:14

Boynukara, yargı sisteminde yapılacak değişimi anlattı

“Bu, Dönüşü olmayan bir yoldur”

 

TBMM genel Kurulunda görüşülmesi devam eden yargı sistemine ilişkin değişim ve dönüşüm tasarısı hakkında partisi adına söz alan AK Parti Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara,” Yargı bitti, türü propagandalar yapılmaktadır. Evet, bir şeyler değişti ve bitti. Neler mi bitti? Devletin hiyerarşik yapısı dışındaki ilişkilerden emir, talimat alan anlayış bitti. Darbeleri devrim olarak sunan yargıçların tahakkümü bitti. ‘Farklı bir karar verirseniz kaos çıkar.’ ifadeleriyle yargıya aba altından sopa göstererek tehdit etmek isteyen siyaset tarzı tükendi. ‘Meclis çatısı altında siz istediğiniz kanunu çıkarın, yasama metninin ağırlığı yüzde 5, Yargıtay’ın ağırlığı yüzde 95.’ diyerek yasamayı tehdit eden yargıç anlayışı bitti. Kısacası, yargı üzerinden Türkiye’yi esir almak isteyen anlayışlar bitti ve çöpe atıldı. Bu, dönüşü olmayan bir yoldur.” dedi.

Partisi adına tasarı için söz alan AK Parti Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara, “Yargı sistemine ilişkin önemli bir değişim ve dönüşüm tasarısını görüşüyoruz. Bunu ucuz polemik ve şişirilmiş korkular üzerinden değil, birkaç gün içinde faaliyete geçecek olan istinaf mahkemeleri üzerinden değerlendirmekte yarar var.

Esasen istinaf yargısı sistemimizin yabancısı değil. Tanzimat Dönemi modernleşmesiyle sistemimiz içinde yerini alan istinaf, cumhuriyetin kurulmasından bir süre sonra beklenen faydayı sağlayamadığı ve işleri uzattığı gerekçesiyle 1924 yılında kaldırılmıştır. Beklenen faydayı verememe gerekçesi, yetişmiş ve yeterli sayıda hukukçunun bulunmamasıyla ilgilidir. Buna rağmen ilk derece ve temyiz yargılamaları arasında ara kademe oluşturulması fikri gündemdeki yerini hep korumuştur. Adli yargı açılış töreninde yapılan konuşmalar, bilimsel makaleler ve geçmişte hazırlanan ancak yasalaşma şansı bulamayan tasarılar bu tartışmaların izlerini günümüze taşıyan belgelerdir.” dedi.

Boynukara, “Çift dereceli yargılama sistemimizin neden olduğu aşırı merkezileşmeyle ortaya çıkan ve çözülmeyen sorunları üç başlıkta toplamak mümkün: Birincisi, çift dereceli sistemin yüksek mahkemeleri hukuki denetim yanında vaka denetimine sevk ederek asli görevlerinden yani hukukun gelişimine önayak olacak içtihat mahkemesi olma hedefinden uzaklaştırmış olmasıdır. Üstelik ilk derece mahkemelerinin topladıkları deliller üzerinden sınırlı bir denetim maddi gerçeğin araştırılıp bulunmasında hiçbir zaman tatmin edici sonuçlar üretmemiştir.

İkinci olarak aşırı merkezileşme yüksek mahkemeler bakımından ağır bir iş yükü sorununu beraberinde getirmiş ve vatandaşın adalete erişimini olumsuz etkilemiştir. Bu olumsuz etkileri hafifletmek amacıyla geçmiş dönemlerde zorunlu olarak kapasite artırıcı önlemlere başvurulmuş ve bunlar iş yükü baskısının hafifletilmesinde olumlu tesirler göstermiştir. İstinaf yargısının adalete erişimin güçlendirilmesi ve iş yükünün dengeli biçimde yönetimi bakımından en akılcı çare olduğu açıktır.

Aşırı merkezileşmenin üçüncü ve belki de en önemli sonucu hâkimlik teminatı konusudur. Anayasa’nın koruduğu ve güvenceye bağladığı şey, unvan veya üyelik statüsü değil, temelde hâkimlik teminatıdır. Yüksek mahkeme başkanları, başkan vekilleri, başsavcılar, başsavcı vekilleri ve daire başkanları dışında üyelerin görev sürelerine dair anayasal normda bir teminat bulunmamaktadır. Temel olan, hâkimlik teminatı korunduğu sürece Anayasa’nın doğrudan düzenlemediği ve kanun koyucunun takdirine bıraktığı konularda yasal düzenleme yapmanın önünde hiçbir engel yoktur. Aslında Anayasa hâkimlik teminatını korumakta ve mahkemeyi kadıya mülk saymamaktadır. Anayasal normların doğrudan bir koruma bahşetmediği yargısal unvan ve makamları kazanılmış hak kabul edecek olursak, bırakın yüksek mahkemeleri ilk derece mahkemeler düzeyinde bile başsavcı, komisyon başkanları, mahkeme başkanı ve üyeler hakkında HSYK’nın takdir ve tasarrufta bulunması mümkün olmaz. Bu hiyerarşik ilişki biçiminde anlaşılmaması gereken alt, üst ayrımı ilk derece mahkemelerin kendi aralarında da bulunmaktadır. Bu derecelendirme içinde daha kıdemsiz ancak üst dereceli mahkemede görevli hâkim daha kıdemli ancak alt dereceli mahkemede görevli hâkimin kararlarını denetleyebilmekte ve hâkimlerin farklı derece mahkemelerde görevlendirilmeleri asla bir alt, üstlük sınırlaması anlamına gelmemektedir. Anayasa’nın ilgili maddeleri yüksek mahkeme üyelerinin seçiminde asgari bir ölçü getirmiş olmakla birlikte, üyelerin nitelikleri ile seçim usullerinin kanunlarla düzenlenmesini öngörmüş ve görev süresi yönünde sınırlayıcı bir hüküm koymamıştır.

Tasarıya ilişkin itirazların başında, geçmiş dönem düzenlemelerine atıfla yöneltilen “Madem istinafları başlatacaktınız, yüksek mahkemelerde daire ve üye sayısını daha önce neden artırdınız?” sorusudur. Bunu biriken iş yükünün içinden çıkılmaz hâle gelmesi için alınan tedbirler bağlamında değerlendirmekte fayda var. Geriye doğru yapılacak bir değerlendirme aslında bu kararların doğru olduğunu da ortaya koyacaktır. İstinafların faaliyete geçirilmesinin günümüze dek ertelenmesi nasıl pratik ve zorunlu nedenlere bağlı olarak gündeme gelmişse bugün eleştirilen kapasite artırıcı önlemler de aynı şekilde pratik ve zorunlu ihtiyaçlardan kaynaklanmıştır.

Bir diğer itiraz, tasarının yasalaştıktan sonra yüksek mahkeme üyesi seçilme koşulunu taşıyan birinci sınıf kürsü hâkimlerini kaynak havuzunun dışında tutacak olmasına dayanmakta ve bu durumun seçilme yeterliliğine ilişkin Anayasa hükmüne aykırı olduğu iddia edilmektedir. Anayasa’nın ilgili maddesi, Yargıtay üyelerinin birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hâkim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasında seçilebileceğini öngörmüştür. Ancak, aynı maddenin son fıkrası üyelerin niteliklerini ve seçilme usulünün belirlenmesini kanunlara bırakmıştır. Anayasal nitelikleri belirleme konusunda kanun koyucuya verdiği yetki nedeniyle Anayasa’ya aykırılık iddiasının geçerliliği söz konusu olmaz.

Yasama yetkisinin TBMM’de olduğunu söyleyen Boynukara, “Tüm bunlar bir kenara, yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Anayasa ve kanunlara uymak ve uygulamak hem yasamanın hem yürütmenin hem de yargının temel görevidir. Yasama organı, dünyada yaşanan gelişmeleri de dikkate alarak toplumun talep ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yeni kanunlar yapabileceği gibi, mevcut kanunlarda değişikliğe de gidebilir. Dolayısıyla, kanun yapma ya da kanunlarda değişiklik yapma yürütmeye veya yargıya müdahale değildir. Hiç kimse kuvvetler ayrılığı ilkesini erklerin görevlerini yapmasını engelleyecek şekilde yorumlayamaz. Bu, demokratik hukuk devleti anlayışıyla çelişir.” dedi.

Yargı bağımsızlığı hakkında da eleştirilere cevap veren Boynukara, “Tasarıya karşı çıkışın temel gerekçeleri olarak öne sürülen yargı bağımsızlığına ilişkin ise hukukun üstünlüğü hukuk sisteminin, hukukçunun dahi keyfîliğinden uzak bir biçimde kendi nesnel kuralları çerçevesinde çalışabilmesinin imkânıdır. Bu sebeple, hukukun üstünlüğünden hâkimlerin üstünlüğü anlamı çıkarılmamalıdır. Yargının bağımsızlığı yargı mensubunun sadece ama sadece hukuka bağlılığıyla anlaşılmalıdır. Anayasa’nın 138’inci maddesi bu konudaki çerçeveyi net bir biçimde açıklamıştır: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Bunun dışındaki her türlü bağlılıktan arınmış olmak şarttır. Kişisel mecrası içinde henüz bu reddiyeyi yapamamış, Anayasa 138’de açıklanan çerçeveye başka etki kaynaklarını ortak etmiş olanları, yargı içinde karargâh kurmuş paralel çetenin varlığını, yaptıklarını ve yapmaya teşebbüs ettiklerini hepimiz biliyoruz. Yargının bağımsızlığı adına bundan daha büyük ve daha vahim bir tehlike düşünülemez. Bunların pirincin içine gizlenmiş beyaz taşlardır. Pirincin içine gizlenmiş beyaz taşları ayıklamak, suç işlemiş olanları yargının karşısına çıkarmak HSYK’nın ve yargının işidir. Hiçbir demokratik sistem adalet dağıtmakla görevli yargı mensuplarının siyasi, ideolojik ve zümrevi bir yapının ilkelerine dayanarak keyfî muamelede bulunmasına yetki ve görevlerini suiistimal ederek vatandaşların yargı eliyle mağdur edilmesine ve bu haksızlığın yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adı altında yasama ve yürütmeye fatura edilmesine müsaade etmez kim olursa olsun.” dedi.

Yargı mensuplarının cumhurbaşkanının  katıldığı etkinliklere de değinen Boynukara “Sayın milletvekilleri, son günlerde devleti temsil eden Cumhurbaşkanımız ile yüksek yargı başkanlarının katıldığı bir sosyal etkinlik üzerinden ‘Yargı siyasallaştı. Yandaş yargı oluşturuluyor. Yargı bitti.’ türü propagandalar yapılmaktadır. Evet, bir şeyler değişti ve bitti. Neler mi bitti? Devletin hiyerarşik yapısı dışındaki ilişkilerden emir, talimat alan anlayış bitti. Darbeleri devrim olarak sunan yargıçların tahakkümü bitti. ‘Farklı bir karar verirseniz kaos çıkar.’ ifadeleriyle yargıya aba altından sopa göstererek tehdit etmek isteyen siyaset tarzı tükendi. ‘Meclis çatısı altında siz istediğiniz kanunu çıkarın, yasama metninin ağırlığı yüzde 5, Yargıtay’ın ağırlığı yüzde 95.’ diyerek yasamayı tehdit eden yargıç anlayışı bitti. Kısacası, yargı üzerinden Türkiye’yi esir almak isteyen anlayışlar bitti ve çöpe atıldı. Bu, dönüşü olmayan bir yoldur.   Bu düşüncelerle tasarının hayırlı olmasını diliyor, teşekkür ediyorum.” dedi.

Güne Bakış haber Merkezi

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: