Son Dakika
12 Aralık 2017 Salı
30 Kasım 2016 Çarşamba, 07:56
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Zikir, Müzakere, Tezekkür(Etmek)

Zikir, Müzakere, Tezekkür(Etmek)

 

Yazımızın başlığına konu olan sözcükler, Arapçadaki zikr sözcüğünden gelir. Birbirlerinin türevleri olan bu kavramlara şöyle bir göz gezdirelim isterseniz. Güncel kullanımıyla zikir, geniş anlamda; insana sevap kazandıran amellere verilen addır. Dille, kalple, bedenle ve sair yollarla yapılabilir. Biraz daha özel ve yaygın anlamı ise; kalpteki dünyevî sevgileri çıkarıp, sadece Allah sevgisini yerleştirmek demektir. Demek ki zikir sözcüğü, günlük konuşmalarda daha çok bir dinî terim olarak kullanılmakta. Biz de bu sözcüğün ve türevlerinin diğer anlamlarını daha sonraya bırakarak, biraz açalım isterseniz.

Demek ki zikir; Allah’ın adlarını anarak gerçeğe yönelmedir. Bu vesileyle kalbi temizlemek ve cilalamaktır. Tıpkı bir kazma ile gönüllerdeki dikenlerin çıkarılması gibi… Dinimize göre insanlar, Allah’ı üç şekilde zikrederler: Kalp ile, dil ile, hem dil hem kalp ile… Bütün bunlardan amaç; gönüllere Allah sevgisinin yerleştirilmesidir. Allah sevgisiyle donatılmış kalplerin, bu kalplere sahip olan insanların güzelliğini düşünebiliyor musunuz?

Mevlana’nın: “Hamdım, piştim, yandım.„dediği…

Dinimizde bütün mahlukatın Allah’ı bir şekilde zikretmesi söz konusudur. Bu gerçek; “Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı zikreder.„mealindeki ayetle de sabittir. Evet; bir tohumun dışarı çıkması için içinde bulunduğu durum; yumurtadaki civcivin dışarı çıkmak için gösterdiği çaba, ağaçların meyve verme aşamasındaki hâlleri ve kendince yaptıkları dualar… Bunların hepsi birer zikir değil de nedir?.. Keza; hayvanların da dillerince Allah’ı zikrettiklerini biliyoruz. Zaman zaman görsel basında bunların canlı örnekleriyle de karşılaşmaktayız.

Şimdi de geliniz, bu kavramların dinî yönlerinin dışındaki güncel anlamlarına ve kullanımlarına bakalım. Zikir sözcüğünden türemiş olan “müzakere„sözcüğü, bizim öğrenciliğimizde çokça kullanılan, hatta öğrencilerin de bir hayli korkup ürktükleri bir söylem idi. Öğretmen; “Gelecek dersimizde müzakere yapacağım.„dediğinde hepimizi bir telaş ve endişe kaplar, eteklerimiz tutuşurdu. Zira işin içinde bir hafta sonra, sınıf huzurunda tahtaya çıkmak ve sorulan sorulara cevap vermek vardı. Cevap veremeyince de azar işitip zayıf not almak… Terlemek, heyecanlanmak, mahçup olmak, üzülmek de cabası… Demek ki müzakere sözcüğünün böyle olumsuz bir sicili var… Eğitim litaratüründe günümüzde buna “sözlüye kalkmak, sözlüye kaldırmak„deniyorsa da fazla uygulanmayan bir sınav yöntemi…

Tezekkür etmek de artık sadece yaşlıların dilinde kalan ve doğal olarak kullanımdan kalkan bir söylem. Birkaç kişinin toplanarak herhangi bir konu hakkında görüşmeleri demek. Kişilerin; tek başına başa çıkamadıkları, doğru ve sağlıklı bir karara varamadıkları durumlarda birlikte düşünmeleri fikir alışverişinde bulunmaları demek. Bu da güzel bir tutum ve güzel bir davranış. Değil mi? “El elden üstündür. Akıl akıldan üstündür.„atasözlerinde olduğu gibi… Bilmediğinin bilincinde olup, bilenlere sorup danışmak…

Sonuç olarak, konumuzla ilgisi olmasa bile yazımızı, “dil„meselesine bağlayarak bitirmek istiyorum. Evet; “Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak gerekir.„Doğru. buna bir diyeceğimiz yok. Yalnız; dili sadeleştirirken, kültürel erozyona sebebiyet vermemek şartıyla… Kelimeleri, kavramları, deyimleri, terkipleri atarken, onların arka planlarındaki yüzlerce yıllık kültürümüzü korumak hassasiyetiyle… Ne dersiniz? Bu durum, biraz “tezekkür etmeye„değmez mi?

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: