Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
29 Haziran 2015 Pazartesi, 09:39
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Zekât Sosyal Güvenlik Ve Dayanışmadır

Zekât Sosyal Güvenlik Ve Dayanışmadır   Zekat, ferdin şahsiyetini geliştirir. Toplum hayatı içinde kendi kabuğuna çekilmiş asosyal tipler pek sevilmezler. İster zengin olsun, ister fakir, çevresiyle ilgilenmeyen, olup bitenlere aldırış etmeyen, insanların dertleriyle bütünleşmeyen kimseler sevilen insanlar değildirler. Belki bunlar yaratılış kanunlarına ters hareket ettikleri için, daha dünyada hemcinsleri tarafından sevilmemek ve dışlanmak suretiyle peşin […]

Zekât Sosyal Güvenlik Ve Dayanışmadır

 

Zekat, ferdin şahsiyetini geliştirir. Toplum hayatı içinde kendi kabuğuna çekilmiş asosyal tipler pek sevilmezler. İster zengin olsun, ister fakir, çevresiyle ilgilenmeyen, olup bitenlere aldırış etmeyen, insanların dertleriyle bütünleşmeyen kimseler sevilen insanlar değildirler.

Belki bunlar yaratılış kanunlarına ters hareket ettikleri için, daha dünyada hemcinsleri tarafından sevilmemek ve dışlanmak suretiyle peşin cezaya çarptırılmaktadır. Fakat sevilen insanlar toplumun dertlerine çareler arayan, araştıran, maddî ve manevî bu uğurda bir çok fedakârlıklara katlananlardır.

İşte kişi zekât verme ile, toplumdaki fakir, fukaranın üzerine şefkat ve himaye kanatlarını gerdiği için “insan ihsanın kuludur” sırrınca onlardan sevgi ve saygı görecektir.

Böylece o, kalbî ve ruhî temizliğin sırrına ermiş birisi olarak, toplum içinde itibar gören kişi konumuna yükselecektir.

Bu haklı mevkie ulaşan kişi, kendisine bu gözle bakanları yanıltmamak ve buradan düşmemek için gerek ahlakî ve gerekse ticarî hayatına özen göstermek zorunda kalacaktır. Her ne kadar zekât verenin, toplumda bir mevki elde etme düşüncesini taşımasını hoş karşılamasa da, zekâtın toplumsal bir sonucu olarak bu meydana gelir ve zekât verenler toplumda saygı ile karşılanırlar.

Zekât, kişiyi vermeye alıştırır. Verilecek en doğru harcama kalemlerini öğretir. Zekât, Yüce Yaratıcının ahlakıyla ahlaklanma demektir. Zekât, malî ibadetler bazında Rabbin ihsan buyurduğu nimetlere karşı bir şükürdür.

Zekât, mal sevgisini kıran, kişinin yüzünü gerçek hayatın yeri olan ahirete çeviren, böylece hırs ile tûl-u emel arasında dengeyi sağlamada en önemli role sahiptir.

Zekât, kişiye harcama disiplini öğreterek hayatına düzen verir. Zekât, ruh ile beden arasındaki dengeyi kurarak, kişiye maddenin esiri değil maddenin efendisi olduğunu hatırlatır. Zekât, şefkat ve merhametin sırlı anahtarı, kalp katılığının en etkin önleyicisidir.

Zekât, alan kişiyi de ihtiyaç sahibi olmaktan, başkalarına el avuç açmaktan kurtarır. Fakiri kıskançlık duygusundan kurtarır. Böylece toplum ve özellikle sermaye sahipleri “Onda var, bende neden yok” düşüncesinin vereceği zararlardan korunur. Bu anlamda zekât, malların korunması ve toplum düzeni adına bir sigorta hükmündedir.

Zekât, “Veren el alan elden üstündür” hadisine inanmış fakiri çalışmaya, zekât alan insan konumundan, veren insan konumuna çıkmaya teşvik eder.

Zekât, sosyal güvenlik ve sosyal dayanışma demektir. İnsanoğlunun gerçekleştirmeye çalıştığı ama henüz tam anlamıyla ulaşamadığı sosyal güvenlik ve dayanışma, zekât ile hem de hasbî bir biçimde gerçekleşir. Zekât müessesesinin izlediği her yerde bir nevi bu sosyal sigorta sistemi hayat sahnesine çıkacaktır.

Bugün Avrupa ve Amerika’nın ancak bazı bölgelerinde uygulanmaya çalışılan bu sistem, islâm’ın hayata hayat olduğu dönemlerde her yerde tamamıyla uygulanmıştır. Daha Ömer b. Abdulaziz döneminde, zekât alacak derecede fakir hiç kimse yoktur.

İslâm toplumunda üyelik kaydı, şu kadar gün çalışma şartı, şu kadar prim..vs. yani bugünkü sosyal sigorta sisteminin getirdiği şartların çok çok ötesinde ve üstünde, ahiret endeksli bu sistem ancak zekât sayesinde gerçekleşebilir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: