Son Dakika
12 Aralık 2017 Salı
02 Mart 2015 Pazartesi, 09:29

Yolun Ve Ezginin Ritmi

 

Bir yaz gününün ritmini tutmaya çalışıyor  yazar.

Yol kalabalık, toz ile duman birbirine karışıyor. Yamalı asfaltlar şose yollar ve yeni yol çalışmaları ile birbirine giriyor. Her tarafta devam eden belli belirsiz çalışma yolcuları ve şoförü bıktırmış bir halde.

Dışarısı kordan bir ateş gibi, bir gölgeye sığınıp güneşin kavuruculuğundan kaçıyor çalışanlar. Günün bu saatinde başka da yapılacak bir şey yok. Başını pencereden çıkarıp ufku yaran tozun ötesini görmeye çalışanların başlarını çıkarmaları ile geri çekmeleri bir oluyor. Sıcak esinti yüzlerini içeri çevirmeye mecbur bırakıyor.

Bir melodinin ritmi düşüyor aracın radyosunda toz ve toprağın arasına. Hayatın ağır tonlarından harabe oluşturmuş bu şarkı sesi bir kadının dilinde başka bir hal alıyor. Aslında tam olarak şairin: “karanlık bir ruh hali yansıyor pencereme” dediği kadar dramatik, güneş altında çalışan işçinin alın teri kadar kederli.

O kadar içten yayılıyor ki, bu şiirimsi dili anlamayanların kulaklarına lügatlerden süzülerek ulaşıyor gibi mest olmuş bir halde dinliyorlar şarkıyı.

Müzisyen:

“ey yabancı !”  dediğinde dinleyenler müzisyenin:  “sendeki sen için tüm yerleşkeleri yaktım.  Anaların gözyaşında, kuşların cıvıltısında, çocukların gülüşünde seni aradım” şeklinde bir hava seziyorlardı. Çünkü bu sezilenler,  âdemoğlunun duygularına karşılık gelen rüzgârın uğultusuna, sokaktaki bir düğünün mistik havasına, sudaki salın cızırtısını sahip seslerdi.

Aynı zamanda bu sesler içlerinde eski metinlerin can alıcı yerini, büyük aşkların hüznünü, ardı gelmeyen savaşların kan kokusunu, çöl ikliminin kavuruculuğunu, ihanete uğramış bir savaşçının cellâdını itip darağacına kendi yürüyüşünü, azgın bir gücün bombardımanına maruz kalıp harabeye dönmüş bir şehirde betonlar altında kalarak can veren üç aylık bir bebeğin ağzında sızan kana rağmen dudaklarındaki tebessümü barındırıyorlar.

Çukurlar ve virajlar bizi müziğin havasından alamıyor. Şarkı bitince şoför, tamamen başka bir ruh haline geçtiklerine kanat getirdiği yolculardaki o gizin kaybolmaması için yeni bir  şarkıya geçilmeden radyoyu kapatıyor. Ortaya bir sessizlik çöküyor.

Yol, kalabalık. Yavaş yavaş araç varıyor son durağa. Usulca herkes eşyasını sırtlıyor. Yolculardan biri ardında bavulunu sürüklerken “ley ley ley yabancı, way way way kimsesiz” diye tekrarlıyor bilmediği dildeki şarkı ritmini. Gözünde tarumar olmuş bir coğrafya canlanıyor. Bizden görünenlerin bizi Moğollardan daha fazla tarumar ettikleri bir coğrafya.

Yazar, bir an duraksayıp tüm notlarını yırtıyor.

-Burada yazılacak olanın sonu gelmez, diyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: