14 Ekim 2016 Cuma, 09:33

Yolcu’luk

 

İnsan, dönek feleğin çemberinde, döngüsel zamanın bir diliminde, bekaya evrilen fena aleminde “var” kılınmışlığın kayrasıyla açar gözlerini, kendine yeni, denî dünyaya.. Durur sükutu öğüten değirmen, nefes düşer nefse, başlar yolculuk iki kapılı handa gündüz gece.. “Hoş geldin ey zübde-i kainat.. Merhaba diyor sana hayat”..

Bulur kendini bir takdirin ve bir takvimin içinde.. ve takdir olunmuş müheyya bir cisim, isim ve cinsiyet ile.. “mukadder anne, baba, kardeş, sülale, sosyal çevre, millet;  mahalle-köy, şehir, bölge, memleket; atalar dini, örf, töre, adet, kültür, medeniyet; zenginlik, fakr u zaruret.. ve mizaç, tabiat, meziyet, kabiliyet” ile bir can daha başlar seyr u süluğuna.. dem vurulur fıtratına..  “kün” emriyle başlayan hayatı, “yekün” mührü vuruluncaya dek Rahmanî nefesi soluklar.. ve yine takdir olunmuş ecel gelinceye kadar..

“Hayat 

dört şeyle kaimdir, derdi babam 

su ve ateş ve toprak 

ve rüzgâr. 

ona kendimi sonradan ben ekledim 

pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu 

ham yüreğin pütürlerini geçtim 

gövdemi alemlere zerk ederek 

varoldum kayrasıyla Vareden’in 

eşref-i mahlûkat 

nedir bildim.”(1)

“Ahsen-i takvim” ile yaratılmış olan, “cemadattan, nebatattan, hayvanattan” farklı ve özel meziyetlerle donatılmış olan insan, ilk soluğuyla beraber tanımaya, öğrenmeye başlar kendini ve içindekilerle beraber âlemi.. fark etmekle başlar her şey.. anbean, günbegün, yaşbeyaş.. “Üst üste sorular soru içinde; akıl, olmazların zoru içinde”..  “nedir, ne değildir; ne kadardır, nasıldır” var olmak ve var olanlar.. sahip olunan “ten, ben, ben’e ait-ben’le ilgili olanlar, olmayanlar” bilinir yavaş yavaş..

Bir gün biter “hamlık, çağalalık, erişmemişlik” evresi.. eğmeye, bükmeye, kendine benzetmeye çalışır bu evrede çevresi..

Kemalat merdiveninin ilk basamaklarında rüşde ermeye başlayınca, aklı baliğ olunca kendinden başlayarak âlemdeki mevcutların ve mefhumların anlam ve kapsamlarının ne olduğunu, ne için olduğunu; sorgulamaya, anlamaya, kavramaya, tanımlamaya, konumlandırmaya çalışır; zekası, idraki, imkanı elverdiğince.. nasibince.. Bu ifritten suallerin cevaplarını kendince bulduğu süreçten sonra başlar aslında asıl hayat.. Kimileri için bir arayış, kimileri için adanış, kimileri için aldanış olan hayat..

Kimileri büyüklerince-çevresince öngörülmüş bir çerçevenin mahdut sınırlarını aşamayıp kendisi olamadan, kendisine pek de uymayan bir hayat elbisesine bürünür.. gah mutlu görünür, gah sürüncemeler içinde sürünür..

Kimileri uyar içindeki sese; hevaya, hevese.. aldanır, önce kendini aldatır, sonra başkalarını..  aldanan, aldattığını sanır..  Bura’dakilerin sefahatinde kafayı yormaz; ora’ya, maveraya ait sorular sormaz.. Ebedi hüsran veya sürur arasında seçim’lik olan dünyayı, bir geçim’lik metadan ibaret zannıyla on numara olduğunu zannettiği oyunlarda, oyalanmalara adar, doğan güne hükmü geçmeyinceye kadar..

“Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok; 

Yok bizi arayan, soran kimsemiz. 

Öylesine karanlık ki gecemiz, 

Ha olmuş ha olmamış penceremiz; 

Akarsuda aksimizden eser yok” (2)

Kimileri “el fakru fahrî: fakirliğim övüncümdür” anlayışında  hakkı, layıkı olmayanı istemez, emeksiz kazancı yemez, evladına yedirtmez.. Onurdur onun için en büyük sürur.. Emin olmak ve olunmaktır en büyük huzur..

Kimileri içinse tekasür ve tefahürden ibarettir ömür.. ünvan sıfatına köledir isim ve zamir.. mal, mülk, nüfuz, sıfat, evlat çoğaltmada ve övünmede yarış.. “Ey ömrün en güzel türküsü aldanış! Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış.” (3)

Kimi için hayat; eğrilikler içinde doğru olanı, çirkinlikler içinde güzel kalanı; ağyar içinde yâri, zararlar içinde kârı, yokluklar içinde varı;  harlar içinde gülü, bedsesler içinde bülbülü; zulmetler içinde nuru, elemler içinde huzuru; ateşler içinde selameti, zahmetler içinde rahmeti; seviyesizlikler içinde seviyeyi, kötülükler içinde iyiyi, fanilikler içinde Baki’yi; hasılı kesretler içinde vahdeti arayıştır.. “Kâinatın kendisi, kendinin de Rabbi için yaratıldığı” şuuruna varıştır. Havf u reca-korku ile ümit arasında med-cezirlerle dolu hayatta, şeytanın “alt tarafı bir elma” dediği elmas görünümlü camdan tuzaklara düşmemeye çalışır böylesi..  tükeninceye kadar nefesi.. Sıratı bu hayatta geçtiğinin farkındalığıyla, istikametten sapmamak için sağından, solundan, önünden, arkasından gelecek pusulara karşı tutunur hablullaha.. Hasretlik bitip hicran son bulup yakîn gelinceye dek.. göğsünde sürgününü geri çağıran bir damardan ümidini kesmeyerek.. “Yol O’nun, var’lık O’nun, gerisi hep angarya” (4) der ve “Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh, irciî ilâ Rabbiki râdıyeten mardıyyeh, fedhulî fî ibâdî, vedhulî cennetî “(5) hitabının muhatabı olmak umuduyla şeb-i arusunu özlemle bekler.

“Can bula cananını, bayram o bayram ola

Kul bula sultanını, bayram o bayram ola

Hüzn-ü keder def ola, dilde hicâb ref ola

Cümle günah affola, bayram o bayram ola”(6)

Kimi yoğun yoksuluyken varlıklıdır, kimi varın varsılıyken yokluk dehlizlerinde hükümsüz bir kayıptır. Ve herkes en kıymetlisini miras bırakır evladına, ahfadına.. servetini, evini, arabasını, çalışma azmini, umudunu, vuslat bulamadığı aşklarını, heyecanlarını, ahlâkını, irfanını..

Yaşam, bir serencam.. sanki bitmek bilmeyen bir hengam.. kimi zaman kam alınan, kimi zaman gam.. Memat, kimi için ansızın gelen şah:mat, kimine vuslat..

——-

  1. İsmet Özel
  2. Cahit Sıtkı Tarancı
  3. Ahmet Muhip Dıranas
  4. Necip Fazıl Kısakürek
  5. Fecr Sûresi-27-30
  6. Alvarlı Efe Hazretleri

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: