Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
25 Kasım 2016 Cuma, 10:32
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

Yitik Bir Sonbahara Uyanmak

Yitik Bir Sonbahara Uyanmak   Sıcak bir yaz akşamından fırlayarak çıkmanın ağır yükünü taşırken, güneş her zamankinden daha yakıcıydı. Dört bir yanı müfrezeler sararken yüreklerini toplayıp gelmişlerdi. Sıcak yaz akşamları serinliğe kavuştu. Havayı saran devasa alevlerin dinmesini sağlayan hürriyet nidalarının eşliğinde hayata yeniden merhabayla başlayanlar umut ve de huzur beklemekteydi. Demos-kratos yeniden anlam bulacaktı. Hayat, […]

Yitik Bir Sonbahara Uyanmak

 

Sıcak bir yaz akşamından fırlayarak çıkmanın ağır yükünü taşırken, güneş her zamankinden daha yakıcıydı. Dört bir yanı müfrezeler sararken yüreklerini toplayıp gelmişlerdi. Sıcak yaz akşamları serinliğe kavuştu. Havayı saran devasa alevlerin dinmesini sağlayan hürriyet nidalarının eşliğinde hayata yeniden merhabayla başlayanlar umut ve de huzur beklemekteydi. Demos-kratos yeniden anlam bulacaktı. Hayat, neşe içinde salıncakta salınacak, derenin suyu kendi yolunda akıp gidecekti.

Halaylara horonlara duran kalabalıkların, davullu zurnalı kemençeli yüreklerin sevinç çığlıkları göğü sarıp sarmalamıştı. Şirinlerin bayram havası gibiydi gecenin karanlığı.

Sonbahar yavaştan yavaşta esmeye başladı. Aşk ve sevda, kapısına kilit vuruyordu sanki. Umut ve huzur akşamlarının nöbetleri sona ererken bir bulut sarıverdi yeryüzünü. Gök siyaha yer kızıla dönüştü. Öfkenin seyri havanın puslanmasına yüreklerin korkuya kapılmasına dönüverdi. Havadan nem kapmaya kadar ulaşan çılgınlığın sonu endişenin artmasıyla sürdü. Mesleki yaşamlarını kolay kazanmamış olanların dağlanan yürekleri öfke nöbetleri içindeydi. Kimisi cerrah kimisi eğitmen kimisi anne kimisi baba kimisi de… her mesleğin içinden ve yaşamın mutfağındaydılar. Bir gecede iltisak ve irtibat sözcüklerine nail olundular ve terör ile anılmaya başlandılar.

Sanal yaşamın acımasızlığı altında yedi milyar insanın gözlerinde terör(ist)ti. Yani; bir dava uğruna girişilen, toplumu korkutmaya, yıldırmaya yönelik her türlü eylem’i yapan kişiydi. Anlayamadığı şey kimi ya da kimleri korkutmuş, yıldırmıştı. Okulda öğrencilerine ders veren ve onlarla hayatı paylaşıp oyunlarla mutlu olmalarını sağlayan öğretmen mi? Hastasıyla gece gündüz demeden ilgilenen doktor mu? Çocuğuna bankadan hesap açıp para yollayan kişi mi? Kim kimleri nasıl korkutmaktaydı ve kim kimleri nasıl ve ne şekilde yıldırmaktaydı.

Anlamının dahi yittiği güzel ülkemin güzel insanlarının umutları ve hayallerini başka baharlara öteleyen sebep neydi. Ya da sivil tükeniş anlamına gelen, nasıl bulaştığını bilmediği terör kavramıyla nasıl baş etmeliydi. Üzerine giydirilen bu kavramın aslında üzerine hiç oturmasa da zorla giydirildiğini nasıl izah edebilecekti. Ucundan kenarından kıyısından da çekiştirsen olmuyordu işte. Bu elbise bu vücuda uymuyordu. Uydurulmuş bir kavramın esiri olmak ve yedi milyara hesap verememek sivil ölümden başka ne olabilirdi?

Bir sonbahar mevsimi ancak bu kadar hüzün kokar ve bu kadar can yakar sanırım. Okunan onlarca kitaplar ve izlenen onlarca filmlerin yüklendiği cevherlerin, iltisak ve irtibat sözcükleriyle ancak ve ancak insanlıkla olabileceği göz ardı edilmekteydi. “İnsanlıkla irtibatı ve iltisakı…” ile devam eden bir cümlenin yüklenicisi olmayı onur bilen bir hayattı aslolan aslında. Asıl olan ise arka planda ve ıraktaydı. Yaşamın terörle iltisaklandırılması sadece toplumda kaygıların ve endişelerin çoğalmasına mutsuzluğun bulaşıcı hale gelmesine fayda sağladı. Söylenenlere koşulsuz inanmayı ve en yakınındakine dahi şüpheyle bakmayı…

Yaşamın dar edildiği coğrafyamızın yüzyıllar yılı gözyaşına boğulduğunu söylemeye gerek yok. Mutlu bir yaşamın umuda evrilmesini bekleyen insanların koca bir etiketlemeye maruz kalması ve alnına kara bir leke gibi sürülen kavramların esiri olması kolay sindirilecek bir durum değil. Çetelemeyle yapılan tashihin ve taca atılmanın kazandıracağı bir skor yoktur.

Kendi yurdunda kendi insanlarına zulm uygulayan abad olabilir mi? Ve insanların eğlencelerini ellerinden almaya kalkanlar mutlu olabilir mi? Vicdan denilen şey insanın kendisidir. Adalet ise vicdanının sesi.

Sonbaharın keskin ve sinsi soğuğu altındayım. Kış kapıdan baktırmaya devam ediyor. Hayat korku sağanağı altında. Güzel günleri hak eden insanların özgür bir sabaha uyanmalarını engelleyen her yaklaşım sivil ölüme yol açar. Ve korku ve endişe ve şüphe virüs gibi yayılıyor. Umutların ve kardeşliğin ve de insanca yaşamın hayat bulması bir aşka bahara havale edilmiş sanırım. Ama yoğun balıma girmeden tedaviye ihtiyaç var ve bu da mümkün. Umuyorum kır çiçeklerinin neşe saçtığı bir bahara uyanırız bir gün. Kırlarında koşan çocukların ve de güneş sıcaklığında sevginin eşliğinde…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: