Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
03 Ağustos 2016 Çarşamba, 08:30
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

YERYÜZÜNDE HAYIRLI ÜMMET OLMAK

YERYÜZÜNDE HAYIRLI ÜMMET OLMAK Yeryüzünü cehenneme çevirmek isteyen sapık ve gafil insanların, cennet kelimesini ağızlarına almalarına hakları yoktur. İnsanlar arasından, insanlara hayırlı şeyleri tavsiye eden ve kötülüklerden sakındıran, hayırlı insan vasfını kazanan kişiler, yer yüzünün en hayırlı varlıklarıdır.        “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.”(Al-i İmran: 110) Ne mutlu  o en hayırlı […]

YERYÜZÜNDE HAYIRLI ÜMMET OLMAK

Yeryüzünü cehenneme çevirmek isteyen sapık ve gafil insanların, cennet kelimesini ağızlarına almalarına hakları yoktur.

İnsanlar arasından, insanlara hayırlı şeyleri tavsiye eden ve kötülüklerden sakındıran, hayırlı insan vasfını kazanan kişiler, yer yüzünün en hayırlı varlıklarıdır.

       “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.”(Al-i İmran: 110) Ne mutlu  o en hayırlı ümmet olma vasfını kazanan ümmetin fertlerine…

İnsanların iyiliği için Yüce Yaratıcı tarafından ortaya çıkarılmak, yaratılmak şerefine nail olmak, şereflerin en  yücesidir.

Diğer ümmetler arasından en hayırlı ümmet olarak ortaya çıkmak, dünya ve dünya içindeki her şeyden daha kıymetlidir.

“İyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” Beyanıyla devam eden ayetin bizlere hatırlattığı en yüksek şerefi, Allah bahşediyor.

Yığın yığın mezelletlerin kol gezdiği bir dünyada, hayırlı ümmet olma vasfına nail olan insanların kollarını makas gibi açarak yapılan kötülüklere ve çirkinliklere engel olması ne büyük bir bahtiyarlıktır.

Nefis ve şeytanın putlaştırıldığı, bencillik ve egoizmin tavan yaptığı bir dünyada insanlara iyiliği emretmek, hayırlı ümmet olma şerefini kazandırıyor.

Allah’ı inkâr etmekle kendilerini de inkar ettiklerinin farkında olmayan bir takım gafillerin yaşadığı bir dünyada Allah inancını yüreklerine , iliklerine yerleştirenler, hayırlı ümmet olmanın bahtiyarlığını yaşayanlardır.

“Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.”(Al-i İmran: 110)

       “Onlar ( Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir.”(Al-i İmran: 112)

Kendilerine zillet damgası vurulduğu halde halâ günümüzde bazı gafillerin onların arkasına saklanmaları ve onlardan yardım ve himaye beklemeleri neyin ifadesidir?

Hele bir de onların hesabına çalışmaları, onların kılıcını kuşanmaları, onlarla ümmeti aldatmaları gaflet değilse nedir?

Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberi öldürüyorlardı. Bu da onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.” (Al-i İmran: 112)

Allah’ın ayetlerini inkâr edenlerin arkasına sığınmak, hele bu kişiler mü’min olduklarını iddia ediyorlarsa, bunu hangi kitabın hükmüyle bağdaştıracağız?

Allah’ın ayetlerini inkâr eden ve haksız yere peygamberlerini öldüren bu  güruhun kılıcını kuşanmak, onlar hesabına çalışmak, Allah’ın gazabını celbetmez mi?

Bu davranışlarıyla onlar da, haddi aşmış olmazlar mı, onlar da isyan etmiş olmazlar mı? Ve tıpkı onlar gibi insanların, meleklerin ve cinlerin nefretini kazanmazlar mı?

Yaptıklarıyla yeryüzünü cehenneme çevirmeye çalışanların hele bir de bu yaptıklarını cennet sevdasıyla yaptıklarını söylemeleri  gaflet ve dalaletin ta kendisi değil midir?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: