Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
24 Kasım 2014 Pazartesi, 10:39
Hamza Çelenk
Hamza Çelenk [email protected] Tüm Yazılar

Yeniden Toplumsal Sorunlar Üzerine

Yeniden Toplumsal Sorunlar Üzerine   Toplumsal sorunlar uzun bir yaşayışın kendileri ile oluşturduğu, kökleri çok farklı nedenlere dayanan karmaşık sorunlardır. Bunun için çözüm süreçleri de bu karmaşanın ustaca çözülmesine bağlıdır. Ustalıkla yaklaşılmadığı ve sorununu anlamaya yönelik çalışmalar yapılmadığı zaman sorunlar ortadan kaldırılamaz.  Toplumsal sorunları görmezden gelip sorunu büyütmek ve derin izler bırakmasını sağlamak o sorunu […]

Yeniden Toplumsal Sorunlar Üzerine

 

Toplumsal sorunlar uzun bir yaşayışın kendileri ile oluşturduğu, kökleri çok farklı nedenlere dayanan karmaşık sorunlardır. Bunun için çözüm süreçleri de bu karmaşanın ustaca çözülmesine bağlıdır. Ustalıkla yaklaşılmadığı ve sorununu anlamaya yönelik çalışmalar yapılmadığı zaman sorunlar ortadan kaldırılamaz.  Toplumsal sorunları görmezden gelip sorunu büyütmek ve derin izler bırakmasını sağlamak o sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Hele insanların yaşamlarını kaybettikleri kitleselleşmiş, kendince olumlu ya da olumsuz olarak tezini oluşturmuş ve buna bağlı olarak farklı antitezler ortaya çıkmışsa daha da ehemmiyetle yaklaşmak gerekir. Sadece oluşan sorun konusunda tez olan değil, antitez olarak görünen toplumsal kesimlere de kulak verilmelidir.

Çözüme yönelik oluşturulacak adımları akilâne bir şekilde atmak gerekir. Çünkü sorunun derinliğine bağlı olarak çözümünü istemeyen ve sorunlardan beslenen azımsanmayacak kadar taraf ürer. Bunun için aşağıda değinilen bir kısım hususları dikkate almakta yarar vardır

Bunun birinci hususu nedir. Sorunun bir defa adının konulması gerekir. Ekonomik krizse ekonomik kriz, şiddetse şiddet, herhangi bir etnik mesele ise etnik mesele olarak yaklaşmak ve eğer kökleşmiş her alanı ilgilendiriyorsa da alakadar olduğu her alanı gözden geçirmekte fayda vardır. Her ne ise ismi konulmayan hiçbir toplumsal sorununun çözümü o kadar da basit değildir. Çözülse bile anlık bir çözümdür. İleride daha büyük bir sorun olarak varlığını devam ettirir.

Bunun için sorun olarak kabul edilen alanın geçmişine bakmak, içerisinde hayat bulduğu makro veya mikro çevrenin şartlarını irdelemek lazımdır. Hangi sorun olursa olsun ortaya çıkış süreci ve eğer gerekiyorsa ortaya çıkma anının fobisinden ve şeklinden sıyrılmak gerekmektedir.            Bazen ana sorun yan sorunlar meydana getirir. Yan sorunlar başka başka olayları beraberinde oluşturur. Sonradan ana sorun ile bağımlı soruna odaklanıp ana sorun olarak kabul edilen meseleden uzaklaşılırsa, sorun kangrenleştirilir. Çoğu zaman ana soruna bağlı olarak çıkan yan sorunlar ana sorunun çözümüne ve görünmesine engel olur. Bazen de ana sorundan beslenen ve oluşan yan sorunların asıl sorunu gölgelemeye çalışırlar. Eğer bir sorunu çözmek için hareket ediyorsak diğer teferruatları ana sorundan ayırtmak lazım. Çoğu zaman ana sorun ortadan kaldırıldığında tali sorunlar kendiliğinden ortadan kalkar.

Yıllarca 1. Dünya savaşının çıkış nedenleri sıralanırken birde bir Sırp Milliyetçisinin Avusturya-Macaristan Veliahdını vurması gösterilir. Salt böyle bir olaydan savaşın nedenlerine varmaya çalışmamız bizi yanlış çıkarımlara götürür. Zira sanayileşme ile beraber ham madde ihtiyacı ve sömürü kültürünün savaşın ana nedeni olduğu biliniyor. Sonradan çıkan bir cinayetin aslında başka olaya bağlı olduğu anlaşılıyor.

Bir diğer husus belli bir muhafazakârlık(sadece dini anlamda değil) ve oluşturulan ön yargılar yine sorunlar çözümü önünde büyük engeldirler. Zaman değişse de çoğu zaman muhafazakâr akıl (muhafazakârlıktan kasıt mütedeyyin kesim değil, eski düzeni koruma reflekslerinden kurtulmayanlardır) değişen zamanın idrakine varamayabiliyor. Sorunlara bağlı olarak dezenformasyon ve buna bağlı olarak oluşan/oluşturulan zihni yapı sorunları içinde çıkılmaz hale getiriyor.

Demokrasi tarihinde tecrübe ile sabit olan başka bir durum daha vardır ki başta sorunlara uzak olup sahiplenmeyenler ya da yukarıda bahsi geçen muhafazakâr akıl ile hareket edenler değişen dünyada kendilerine rol kapmak için güdümlü bir siyasi anlayışa kapılabiliyorlar. Fransız Devrimi veya Bolşevik İhtilalinde başta kargaşayı takip edip sonradan rantını yiyen çağın büyük dehası olarak kabul edilen aydınları öğrendiğimizde ağzımız açık kalıyor. Sonrada özgürlükçü olduğunu söyleyen ne aydınların zor dönemde konuşmadıklarını görüyoruz. Onun için sorunları çözmek üzere hareket edenlerin bunu da göz önüne almalıdırlar.

Sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerilerinden faydalanmak gerekir. Çünkü sivil toplum hala dünyada resmi ağız dışında farklı ‘’şeyler” üreten önemli bir mekanizmadır. Sivil toplumun görüş ve önerileri yönetimlere de sorunların hal edilmesinde farklı paradigmalar üretir. Yalnız şunu söylemekte herhalde bir beis yoktur. Bizdeki sivil toplumun ekseriyeti hangi cenahta olursa olsun sanki soğuk savaş döneminin unsurları ya da belli partilerin arka bahçeleri haline gelmişler. Hatta ciddi toplumsal sorunların çözümünde yer yer iktidarların veya siyasal partilerin çok gerisine düştükleri de oluyor.

Sivil toplum örgütleri toplumsal sorunların çözümünde özellikle iktidarlara ve diğer karar verici durumundaki kurum ya da kuruluşlara yönelik baskı gurubu olduklarını unutup onların basın açıklama bürolarına dönerlerse hem inandırıcılıklarını hem de fonksiyonlarını kaybederler.

Sonuç olarak şunu hatırlatalım ki toplumsal sorunlar bıçak ile kesilir gibi sonlanmazlar. Onun için çözümleri uzun aralıklıdır ve büyük sabır ister.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: