Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
26 Aralık 2016 Pazartesi, 07:59
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

‘Yeğen’den ‘Kuzen’e (!)

 ‘Yeğen’den ‘Kuzen’e (!)   Dilin canlı bir varlık olduğunu, sürekli bir değişim ve yenilenme içinde olduğunu hepimiz biliriz. Bu; geçmişten geleceğe sürüp giden bir süreç… Buna kimsenin bir itirazı yok. Bizim itirazımız; sadeleştirmedeki zorlamalara… Amaç; dili sadeleştirmek ve zenginleştirmek ise bunun yolu yöntemi gayet açık ve net: Herhangi bir art niyet, ideolojik gaye gütmeden tarafsız […]

 ‘Yeğen’den ‘Kuzen’e (!)

 

Dilin canlı bir varlık olduğunu, sürekli bir değişim ve yenilenme içinde olduğunu hepimiz biliriz. Bu; geçmişten geleceğe sürüp giden bir süreç… Buna kimsenin bir itirazı yok. Bizim itirazımız; sadeleştirmedeki zorlamalara… Amaç; dili sadeleştirmek ve zenginleştirmek ise bunun yolu yöntemi gayet açık ve net: Herhangi bir art niyet, ideolojik gaye gütmeden tarafsız ve bir bilim insanı davranışlarıyla bunu yapmak…

Ancak toplumda öyle insanlar var ki sırf “desinler„diye, kendisinin daha modern(!) daha çağdaş(!), daha entel(!) olduğunu kanıtlamak için bilinçli bir yanlış ve yanlı tutumun içindedirler. Bizim gibi giyinmemeye, bizim gibi oturup kalkmamaya, bizim gibi konuşmamaya özellikle gayret gösterirler. (Buradaki “bizim gibi„den kastım; Anadolu insanıdır.) Bizden farklı bir dil kullanacak ki kendisini daha bilgili, daha kültürlü sanalım… Gayet yanlış, gayet gereksiz bir davranış…

Konuyu buradan “yeğen„ sözcüğüne getirmek istiyorum. Bildiğimiz kadarıyla biz; yüzyıllardan beri kız veya erkek kardeşlerimizin; amca, dayı, hala, teyzelerimizin çocuklarına hep “yeğen„ diyorduk. Yeğen deyince, sadece kız veya erkek kardeşlerimizin çocukları aklımıza gelmiyordu. Bu sözcük, çok daha geniş bir içerik taşıyordu ve hiçbir şikâyetimiz, sıkıntımızda yoktu. Büyüklerimizin; küçük yaştaki gençlere ve çocuklara da “yeğen„ diyorlardı. Keza birilerine seslenirken de “Yeğen! Yeğenim!„ diye sesleniyorlardı. Gayet de güzel bir ünlem… Yakınlık, akrabalık, sevgi, kucaklama duygularını içeren bir sesleniş… Ama ne olduysa oldu, bir de baktık ki İngilizceden “cousin:kuzen„ sözcüğü, sınırlarımızdan gümrüksüz girmiş ve günlük konuşmamızın tam da göbeğine yerleşmiş. Neymiş? Bundan böyle sadece erkek ve kız kardeşlerimizin çocuklarına “yeğen„ amca, dayı, teyze, hala çocuklarına da “kuzen„ diyecekmişiz. La havle vela kuvvete!.. Niye? Neden? Niyesi, nedeni yok. “Entel olmak, modern olmak, çağdaş olmak adına bunu ben istiyorum„ dedi birileri… Peki; biz ne yaptık? “Peki! Hay hay efendim! Emriniz olur.„ Dedik ve başladık kuzen demeye. Hatta daha da ileri giderek “kuzi„ diyenlerimiz de var. Allah Allah! Demek ki mübarek(!) kuzen sözcüğü dilimizi işgal edene kadar biz, yeğen sözcüğünü geniş kapsamıyla kullanarak hep yanlış konuşuyormuşuz öyle mi? Vah! Vah! Vah!.. Eyvah ki ne eyvah! Şu anda hayatta olan büyüklerim! (Amcalarım, dayılarım, dedelerim, ninelerim!) Eğer siz bu yabancı sözcüğü (kuzen) bilmiyor ve yeğen sözcüğünü  hâlâ klasik kültürümüzün gereği olarak alışılmış, yaygın geniş kapsamıyla kullanıyorsanız sözüm size: “Hiçbiriniz çağdaş, modern, entel değilsiniz(!)„ Haberiniz ola… Sakın! “Ne yapalım?„ demeyesiniz. Yapacaklarınız belli. İşte onlardan bazıları:

Bugünden tezi yok; göstermelik yerine “eşantiyon„; koruma, koruyucu yerine “bodyguard=badigard„ , şirket planlayıcısı yerine “ceo„ ; üstad yerine “hacker„ ; saçma yerine “absürd„ güncel yerine “aktüel„ ; indirim yerine “damping„ ; süsleme yerine “dekorasyon„ ; çalgı yerine “enstrüman„ ; kuşak veya nesil yerine “jenerasyon„ ; yoğunlaştırılmış yerine “konsantre„ ; dönüşüm yerine “transformasyon„ diyeceksiniz. Peki; hepsi bu kadar mı? Hayır, bitmedi elbet. Bunlar, şimdilik aklıma gelenler. İleride bu konuda size gene bazı yardımlarım(!) ve önerilerim olacak. Siz, bunları ezberleyip telaffuz edene kadar (eğer edebilirseniz…) ben, yeni örnekleri de size sunacağım. Ha, şunu da söyleyeyim. Her biri telaffuz bakımından bir zamanların eski S.S.C.B lideri Mikail Gorbaçov’un konuşmamıza kazandırdığı(!) “glasnost„ , “perestroyka„ sözcüklerine benziyor değil mi? Eee! Olacak o kadar… Entel olmak kolay mı?!.

Eğer biz özel etten, özel yöntemlerle hazırlanan o güzelim sıcacık, yağı burnundan damlayan “lahmacun„u bırakır da hangi etten, nasıl yapıldığını bilmediğimiz “pizza„ya sarılırsak, obez de oluruz (dil bakımından) yobaz da …

İşimiz zor. Allah yardımcımız olsun. Bakalım, bu sözcükleri nasıl telaffuz edeceğiz?

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: