Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
10 Nisan 2017 Pazartesi, 09:22

YAŞLILIK (İHTİYARLIK) Rahmetli Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş„ şiirinde her ne kadar; “Yaş otuz beş, yolun yarısı eder„ diyorsa da bu iş öyle değil. Yolun yarısı olup olmadığını Allah bilir. Nitekim kendisi de kırk altı yıl kadar yaşamıştır. Ömür dediğimiz bu süreç; çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi dönemlerden oluşur. Her birinin kendine özgü özellik […]

YAŞLILIK (İHTİYARLIK)

Rahmetli Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş„ şiirinde her ne kadar; “Yaş otuz beş, yolun yarısı eder„ diyorsa da bu iş öyle değil. Yolun yarısı olup olmadığını Allah bilir. Nitekim kendisi de kırk altı yıl kadar yaşamıştır. Ömür dediğimiz bu süreç; çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi dönemlerden oluşur. Her birinin kendine özgü özellik ve güzelliklerinin olduğu bu dönemler; insanların biyolojik ve ruhsal yapılarına, ekonomik durumlarına, sosyal yaşantılarına göre farklılıklar gösterir. Altmış, altmış beş yaşlarından itibaren başlayan yaşlılık; fiziksel ve ruhsal değişimlerin görüldüğü dönemdir.

Bu dönemin fizyolojik belirtileri, aşağı yukarı şunlardır: Görme ve işitmede sorunlar başlar. Kemiklerdeki kalsiyum eksiklerinden kaynaklanan erimeler görülür. Buna bağlı olarak boyda kısalmalar söz konusudur. Bel, sırt ve omuzda eğilmeler, bastonla yürüme ihtiyacı başlar. Kaslarda güç kaybı oluşur. Ciltte incelme, kırışıklık ve buruşukluklar görülür. Bu ve benzer fizyolojik belirtilere “Biyolojik yaşlılık„ diyoruz. Bu belirtilerin yanında bir de zihinsel belirtileri var yaşlılığın. Onları da şöyle özetlemek mümkün: Algılama zayıflar. Buna bağlı olarak bir dikkat kaybı oluşur. Karşılanan yeni durumlara tepki vermeler değişir. Düşünme hızı azalır. Unutkanlık başlar. Öğrenmede tembellik söz konusudur. Zaman zaman aşırı bir tutumluk görülür. Eskiyi özlemek depreşir, vesaire… Bütün bu fizyolojik ve zihinsel değişimler normal olan, yaşlılığın doğasındaki gerçeklerdir.

Acaba bu belirtileri etkileyen, tetikleyen faktörler de var mıdır? Elbet vardır. Onlardan bazıları da şunlardır: Ekonomik sorunlar, emeklilik sendromu, çocukların ayrılıp gitmeleri, akraba ve yakınları kaybetmek vb. etkenler, yaşlılığın seyrini bir hayli değiştirirler. Geçim sıkıntısı, bu sıkıntı içindeki aile bireylerine yeteri kadar destek verememe durumu, hangi büyüğü olumsuz etkilemez ki?.. Keza toplumumuzun bazı kesinlerinde emekli deyince, artık ununu elemiş, eleğini asmış, ise işe yaramaz bir tip olarak algılanması da yaşlılığı tetikleyen başka bir etmen… Daha düne kadar büyük bir aile iken kızlı erkekli üç dört çocukla bir arada cıvıl cıvıl yaşarken, şimdi onlar evlenip barklanmış ve sizi terk etmişlerdir. Yuvadan uçurduğunuz o kuşların eksikliğinden dolayı bir eziklik, yalnızlık ve burukluk kaplamıştır organizmanızı… İster istemez bünyenizde yaşlılık belirtilerine neden olacaktır bu durum… Yaş ortalamasının pek de fazla olmadığı toplumumuzda, artık yavaş yavaş dost ve akrabalarınızı kaybetmeniz de yaşlanmanızı hızlandıran faktörlerdendir.

Peki; saydığımız bunca olumsuz gibi görünen belirtilere rağmen yaşlılık korkulacak, kabul edilmeyecek, üzülecek bir dönem midir? Elbet değildir. Onun da kendine göre güzellikleri, artıları vardır. Bilindiği gibi yaşlılık; olgunluk, tecrübe, isabetli karar verme, duygusallıktan uzaklaşma, akıl ve mantıkla hareket etme, sabretme, ileriyi görebilme, doğru tahminlerde bulunma demektir. Bunca artıyı barındıran bir dönemi istenmeyen, olumsuz bir süreç olarak görmek olur mu?..

Hepimiz biliyoruz ki yaşlılar evin bereketidir. Yüce dinimizin emrettiği üzere; “Onlardan biri veya ikisi yanında yaşlansa sakın “Öf!„deme„mek gibi bir sorumluluğumuz var. Zira; “Gençlerin aynada gördüklerinden daha fazlasını, yaşlılar bir tuğla parçasından görürler.„ Çünkü onlar, saçlarını değirmende ağartmadılar. Müslüman- Türk kültürümüzde onlara; “moruk, kocakarı, kokona„ demenin asla yeri yoktur. Yaşları yetmiş de olsa işleri bitmez, bitmemiştir. Hatırlayalım: Geçmişte bütün bey, kağan, han, hakan ve padişahların yanında mutlaka bir İhtiyar Heyeti, Ak Saçlılar Meclisi hep olagelmiştir. Onlara danışılmış, tecrübelerinden yararlanılmış, elleri öpülmüş, hayır duaları alınmıştır.

Yaşlılık; kişiden kişiye değişen göreceleri bir durumdur. Otuz kırk yaşlarında olup karamsar, kötümser, umutsuz, yaşlı görünenlerin yanında; yetmişinde olduğu halde cıvıl cıvıl, iyimser, hayat dolu gençler de yok mudur? Elbet vardır. Demek ki insan kendisini nasıl görüyorsa öyledir. “Ben kendimi yirmilik bir delikanlı gibi görüyorum.„ diyen yaşlının veya yaşlıların dedikleri elhak doğrudur, ellerinden öpüp takdir etmek lazım.

Bu anlamlı ve güzel süreçte hepimize, herkese düşen birtakım görev ve sorumluluklar var. Yaşlılar; beslenmelerine dikkat etmeli. Sosyal hayattan kopup inzivaya çekilmemeli. Karamsar, kötümser, umutsuz olmamalı. Ufak tefek etkinlikler ve sportif hareketler yapmalı. Biz de sokakta, çarşıda, pazarda onlara her türlü yardım ve destekte bulunmalıyız. Toplu taşıtlarda sıramızı ve yerlerimizi vermeliyiz. Sohbet meclislerinde ve toplantılarda onları baş köşeye oturtmalıyız. Sözlerini kesmeden, sabırla sonuna kadar dinlemeliyiz. “Sen sus! Karışma.” gibi sözler sarf etmemeliyiz. Yılda bir kez göstermelik “Yaşlılar Haftası„ ile değil, bütün yıl ve yıllar boyunca onlara sahip çıkmalıyız. Devlet de Huzur Evlerine olan ihtiyaçları sıfırlamak için elinden gelen yasal, maddî ve manevî tedbirleri tamamen almalı. Huzur Evlerinin işlevini evler görmeli yeniden.

Unutmayalım: Ne ekersek, onu biçeceğiz yarın. Bugünün genci isek, yarının yaşlısıyız. Ne diyor Efendiler Efendisi; “Yaşlıya saygı, Allah’a saygıdır.„

Bu saygıda kusur edilebilir mi?..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: