Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
21 Ocak 2015 Çarşamba, 09:26
Üzeyir Ergül
Üzeyir Ergül [email protected] Tüm Yazılar

Yaşar Kemal’i Okumaya Başlamak…

Yaşar Kemal’i Okumaya Başlamak… Geçmiş Olsun Dileklerimle…   Ben onu okumayı erteledikçe o benim içimde durmadan büyüyordu… Dostyevski’nin Suç ve Ceza romanı ile sevmeye başladığım kitap okuma alışkanlığım Yaşar Kemal gibi bir yazarın kitaplarını okumamanın eksikliği ile çalkalanıp duruyordu. Hep erteliyordum eserleri onlarca dile çevrilmiş Yaşar Kemal’i. Onu okumak için uygun bir zaman ve ortam […]

Yaşar Kemal’i Okumaya Başlamak…

Geçmiş Olsun Dileklerimle…

 

Ben onu okumayı erteledikçe o benim içimde durmadan büyüyordu…

Dostyevski’nin Suç ve Ceza romanı ile sevmeye başladığım kitap okuma alışkanlığım Yaşar Kemal gibi bir yazarın kitaplarını okumamanın eksikliği ile çalkalanıp duruyordu. Hep erteliyordum eserleri onlarca dile çevrilmiş Yaşar Kemal’i. Onu okumak için uygun bir zaman ve ortam arıyordum. Yaşar Kemal diğerlerinden farklıydı benim için.

Hiçbir kitabını elime alıp okumamış ve kitaplığıma yerleştirmemiştim. Bir yazarı ancak ona ait olan kitapları ile tanıyabilirdik. Ama ben onu ondan değil de, onun hakkında yazılan yazılardan tanıyordum. Arada birde takip edebildiğim dergi ve gazetelerde kendisine ait olan kısa yazılarından.

Lisede başlayan kitap okuma merakım ve sevgim üniversite yıllarımda da devam etti. Üniversitedeki boş zamanlarımın çoğunu kitap okuyarak geçirdim diyebilirim. Ve almış olduğum burs parasının çoğunu kitaplara vermekten hiçbir zaman pişmanlık duymuyordum. Üzerimde ki tek pişmanlık Yaşar Kemal’in kitaplarını okumaya bir türlü başlayamamamdı. Ben onu okumayı erteledikçe o benim içimde durmadan büyüyordu.

Nihayet üniversite son sınıfta Yaşar Kemal’i okumak için uygun olan ortamı kafamda tasarlayabilmiştim. Kafamda tasarladığım bir şey olsa da sonunda onu okuyacağım zamanın ve ortamın varlığını bulmuştum. Bunun benim için anlamı çok büyüktü. Sevdiğim bir yazarı başkalarından tanıdığımdan daha fazlasını kendisinden tanıyacaktım. Kendi dilinden, kendisinin saklandığı yer olan eserlerinden tanıyacaktım. Yaşar Kemal’i okumak için en uygun zamanın ve ortamın üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmenlik görevim nedeni ile atanacağım Anadolu’nun her hangi bir köyü idi. Yani onun eserlerini konu olan yerlerden herhangi birisi de olabilirdi, onu eserlerine konu olmadığı halde onlardan birine benzeyen Anadolu’muzun bir başka köyü de olabilirdi. Köy yerinde okul dışında bana kalacağını düşündüğüm büyük bir zaman dilimim vardı. Bu zaman diliminin en iyi şekilde doldurulmasının tek yolu kitap okumak ve de Yaşar Kemal’i okumak olarak düşünüyordum.

Eserlerini okuduğum yazarların arasına Yaşar Kemal’i ve okuduğum kitaplarımı yerleştirdiğim kitaplığıma da onun eserlerini koyacaktım. Bu zevkin tadını kitap okumayı sevenler çok iyi biliyorlardır. Okumuş olduğum kitapların benim olması gerekiyordu. Bu nedenle ödünç kitap alıp okumak yerine satın alıp okumayı tercih ediyordum. Çünkü kitapların sadece bir kez okumakla bitmeyeceğini biliyorum. Yeri geldiğinde dönüp bakılacak ve o kitabın okunup bitmesi için birkaç kez daha gözden geçirilmesi gerektiğinin bilincinde idim. Birde eğer okuryazarsanız, o zaman başınızın ucunda gerek duyduğunuz herhangi bir zamanda ulaşabileceğiniz kitaplar olmalıdır. Bu kitapları öyle bir seçmelisinizdir ki ve öyle bir muhafaza etmelisinizdir ki varlıkları sizin için her zaman bir gurur kaynağı olsun. Ne kadar çok kitap ile içli dışlı iseniz, yaşamla da, diğer insanlarla da o kadar çok içli dışlısınızdır.

Ve nihayet üniversite bitiminden sonra Doğu Anadolu’nun kırsal köylerinden birindeyim. Memleketim Adıyaman’dan ve içerisinde bıraktıklarımdan uzun süreli ilk ayrılışım. Geride bıraktıklarımın hasreti ile merhaba diyorum: “ekmek kavgam.” İnsan sevdiklerinden anca ekmek kavgası için ayrılabiliyormuş. Aksi takdirde böyle bir ayrılık aklımın ucundan bile geçmezdi.

Köy yaşantısı fazla uzak olmadığım bir yaşamdı ama o kadarda içli dışlı olup uzun süreli kalacağım bir yaşantı gibi gelmiyordu bana. Alıştırmadığı bir şey kalmayan “zaman” kavramı bizleri de alıştırıyor köy yaşantısına. Aklımızda her ne kadar sevdiklerimize kavuşacağımız günün özlemi varsa da hayatın burada da devam etmesi gerektiği bilinci ile başlıyoruz yaşamaya.

Köyde ki yaşantım ile beraber Yaşar Kemal’li yaşantımda başlıyor. Okulla ilgili sorunları halledip, eğitim-öğretimi rayına koyduktan sonra ilk işim il merkezine gidip Yaşar Kemal kitaplarından birkaç tanesini almak oluyor. İlk maaş ile alınan ilk kitaplar Yaşar Kemal kitapları oluyor.

Köy öğretmenlerinin tüm zorluklara rağmen kendilerini en iyi şekilde geliştirecekleri yerler kuşkusuz görev yapmakta oldukları köyler oluyor. Okuldan ve uykudan arta kalan vakitlerde kitap okumak büyük bir kazanım. Hele hele Yaşar Kemal’i okumak ayrı bir kazanım diyebilirim.

Güneşin batması ile gün akşama döner, ilerleyen saatlerde gecenin karanlığına ay ışık tutar. Zaman ilerler köy evlerinin ışıkları bir bir sönmeye başlar ve köy derin bir uykuya dalar. O an artık yalnızsınızdır, etrafı dağlarla çevrili olan görev yaptığınız köyde. Yanan tek ışık o an için size ait olan evinizindir. Sırtınız yastığınızda, yatağınıza uzanmış elinizde bir kitap vardır. Yalnızlığınızı sizden alıp, sizleri içersinde olduğunuz diyardan alıp bir başka diyara götürüyordur. Yalnızca bir diyarla yetinmekle değil, saatler ilerledikçe siz kendinizi başka diyarların içinde buluyorsunuz. Çünkü elinizdeki kitap Yaşar Kemal’in “Bu Diyar Baştan Başa” adı ile dört kitapta topladığı eserinden biridir. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bizim olan diyarları tanıyoruz bu eserde. Ne kadarda birbirimize benziyoruz ve ne kadar farklı yönlerimiz varmışta biz bunları fark edemiyormuşuz. Eserlerde ele alınan bazı yaşanmışlıklar elli yıldan öncesine ait ama biz bunları yeni yeni fark edebiliyoruz( ya da edebiliyorum).

Yaşar Kemal Anadolu insanının geçmişi ile bugünü arasında köprü kurarak halkın günlük yaşantısını romanlaştırarak bizlere anlatıyor.  Onu okumak Anadolu’da yolculuk yapmak gibidir. Bu yolculuk esnasında kişi nasıl Anadolu’da ki insanların farklı ve ortak yanlarını görebiliyorsa, Yaşar Kemal’in eserlerini okuyan okuyucuda Anadolu insanın günlük yaşantısında ki benzerlik ve farklılıkları fark edebilmektedir.

Yalnızlıktan kurtulmanın en kestirme yolu kitap okumaktır. İster roman olsun isterse hikâye. Önemli olan bu eserlerin içersinde kaçacak yeri kendinize bulmanızdır. Kaçacağınız yer bazen okuduğunuz eserdeki kahraman bazense o kahramana yoldaşlık eden kişidir. Kendinizi bulunduğunuz yerden soyutlayıp okumakta olduğunuz eserde anlatılan olayların içerisine atın kendinizi… İşte şimdi tüm yalnızlıkları elinizin tersi ile bir kenara atmış oldunuz.

Savaşlar, yıkımlar ve doğanın en zor koşulları, daha sonra savaştan ve sürgünden arta kalan çocuklar. Buza tutmuş cesetler ve ölümden kaçarken tutsak olanlar, yitip gidenler. Arkada bıraktıklarım halen orada mı deyip geri gidip bakmalarımız. Küçük bir adada yeni bir yaşama merhaba demeler. Yurdun değişik yerlerinden gelip buradaki insanların güler yüzü ile karşılaşıp kendilerine buraları mesken tutanlar. Paylaşılan ekmekler ve yemekler, sabahın erken saatlerinden çıkılıp akşam dönülen balıktan,  denizden ne geldiyse adada bulunanlar ile birlikte pişirilip yenmeler ve daha sonra kendiliğinden filizlenen bir sevda masalı.  Elinizdeki kitap Yaşar Kemal’in “Bir Ada Hikâyesi” adlı kitap üçlemesinden biridir.

Birileri bana okuduğum romanda anlatılanların benzerini anlatmıştı sanırım. Evet anlatmıştı. Ve o kadar çok benziyorlar ki birbirlerine, yalnızca kahramanların adları farklı. Toros Dağları, sırtını yaslamıştı doğup büyüdüm ilçem Gerger bu dağ sırasına. O dağ sırasındayım şimdi. Abdi Ağası, Mehmed’i, Hatçe’si, eşkıyaları hepsi ne kadarda çok tanıdık. Bir serüvenin içindeyim. Evet, okuduğum kitap Yaşar Kemal’in İnce Mehmed’i. Kitap çoktan bitti belki de ama ben hala Mehmed’in serüvenin peşindeyim.

Yalnız değilim dört yanı dağlarla çevrili köyümde değil, yaşadığım her coğrafyada Yaşar Kemal ile olan yolculuğum devam ediyor. Okumayı erteledikçe içimde büyüyen yazar, onu okuduktan sonra adeta efsaneleşmeye başladı.

Geçmiş olsun Büyük Usta…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: