Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe
13 Temmuz 2015 Pazartesi, 09:10
Hamza Çelenk
Hamza Çelenk hamzacelenk02@gmail.com Tüm Yazılar

Yarını Beraber Tasarlamak

Yarını Beraber Tasarlamak Ülkemiz hızlı bir değişim sürecinden sonra maalesef enerjisini tüketme yolunu seçmiş gibi gözüküyor.  Değişiminin hayatımızın eksenine oturduğu zamanlarda bu değişime anlamlı bir katkı sunulması gerektiğine inananlar argümanlarını ortaya koymaya çalışıyorlardı. Yer yer bu uğraşların akamete uğradığı da oluyordu. Fakat hayatın çeşitli alanlarındaki diğer değişimler akamete uğrayan alanla ilgili umudumuzu tamamen yitirmiyorduk. 7 […]

Yarını Beraber Tasarlamak

Ülkemiz hızlı bir değişim sürecinden sonra maalesef enerjisini tüketme yolunu seçmiş gibi gözüküyor.  Değişiminin hayatımızın eksenine oturduğu zamanlarda bu değişime anlamlı bir katkı sunulması gerektiğine inananlar argümanlarını ortaya koymaya çalışıyorlardı. Yer yer bu uğraşların akamete uğradığı da oluyordu. Fakat hayatın çeşitli alanlarındaki diğer değişimler akamete uğrayan alanla ilgili umudumuzu tamamen yitirmiyorduk.

7 Hazirandaki seçimler değişim ve dönüşüm için yeni bir alan açar mı bilmem, yalnız seçim öncesi dönemdeki keskin ve yaralayıcı dilin siyasal aktörler tarafından sonlandırılması gerekmektedir.

Ülkenin etrafında bu kadar köklü siyasal sorunların olduğu bir yerde bu dilin çok hayır getireceği kanaatinde değilim. Etrafımızdaki siyasal gelişmelerin iyi irdelenip veriler üzerinde iyi düşünmek gerekiyor.

Anlık kar ve zarar hesapları üzerinde yürütülen bir politika on yıllarınızı esir alabilir. Ülke kendi jeo -politik ve jeo-stratejik konumunu göz önünde bulundurmalıdır. Bundan yüzyıl önceki yanlış hesapların içine girmek sadece dışımızda bir alev topu oluşturmakla kalmaz iç barışımızı da ciddi olarak zedeler. Kullanılan dilin oluşturmuş olduğu incitici alan gözden geçirilmelidir. Yeni bir yarın oluşturacaksak bu yarının 80 milyonu bulan ve içinde dinsel, mezhepsel, etnik farklılığın olduğu bir nüfusa sahip olduğumuz göz önüne alınmalı ve eski Türkiye’nin reflekslerinin yeni Türkiye’de olmaması gerektiği bilinci geliştirilmelidir.

Bunun ilk adımı yeni bir anayasadır. Yeni bir anayasa çalışması farklılıklar içinde herkesin kendisi olduğu ve başkasına saygı duyduğu, başkasını ötekileştirmediği, hak ve adalet bağlamında bir zemin üzerinde geliştirilmelidir.

Uzun yıllardır bu ülkede değişimin dinamiği olan İdris Küçükömer’in değişiyle sağ kanattaki dindar topluluktur. Fakat bu kesim son zamanlarda fazlaca göze çarpan statükoyu koruma reflekslerinden vazgeçmeli ve yine eski dönüşümcü ve değişimci çizgisine yol almalıdır.

Maalesef o çizginin içinde olduğu iddia eden ve sabahtan akşama kadar yürütmeye akıl verdiğini varsayan o kadar “aydın” türemiş ki   bunlar tek başlarına bile söylediğimiz camiaların samimi çabalarını hiçleştirmektedirler. Kusura bakılmasın dil bilmek ve üç beş siyasal jargon kullanmak  bu ülkenin geleneğini, örfünü, ve sosyolojisinin her alanını bilmeye kafi gelmiyor. Değişimi isteyen iktidar erki eğer kendisi bu kişilere bu söz ve anlayışı salık veriyorsa bu tehlikeli bir çıkış noktasıdır. Kaygan bir zeminde hükümranları önce hırs sahibi olanlar terk eder.

Anayasa meselesine dönersek, anayasalar her yıl değişen metinler olmadığı için değiştirme/yenileme dönemindeki çalışmalar ve katkılar son derece önemsenir. Bu önemsemeye binaen çeşitli meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ile çeşitli platformlar bir anayasada ne görmek istedikleri hususunda değişikliği sağlayacak olan yasama erkine önerlerini sunarlar ve geçen dönemde sundular. Zira otuz küsur yıldır tartışılan bir metin var ve metnin süreç içerisinde bir sürü değişikliğe rağmen bir derde deva olmadığı anlaşılmaya başlandı.

Dolayısıyla anayasa değişikliği teklifine karşı olanlar bile yeni bir anayasa gerektiğini dile getirmek zorunda kaldılar.

Anayasanın, toplumun hepsini ilgilendiren temel metin olduğu konusunda herkes aynı fikirdedir. Onun için hükümet kurulduktan sonra oluşturulacak anayasada mutlaka herkes kendini bir şekil görebilmelidir. Yoksa sadece belli bir kesimi önceleyen metinlerin çoğunluğun azınlığı zihnen, ruhen veya zorla teslim aldığı bir metin olacağı kesindir. Bunun olmaması için hepimizin elimizi taşın altına koymamız gerekiyor.

Tabi her şeyden önce şu enerjiyi boşa harcama meselesi sonlandırılmalıdır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: