Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
10 Temmuz 2017 Pazartesi, 08:56

Yalnız Adamlar   Yalnız adamlar en çok sırra vakıf olmuş, fazlaca görüp elekten geçirmiş adamlardır. Hiçbir söz kendilerini tam karşılamadığı için söylenen hiçbir sözün karşılığı da değillerdir. Söyleyecekleri bir sürü sözleri olmalarına rağmen söylememeye kendilerini mecbur hissettiklerinden hayata ve çevreye yarım küs yaşarlar. Uğraşları,  her dönemde ahlakı ve olması gerekeni yüksek sesle dile getirmeleridir. Ekâbirler, […]

Yalnız Adamlar

 

Yalnız adamlar en çok sırra vakıf olmuş, fazlaca görüp elekten geçirmiş adamlardır. Hiçbir söz kendilerini tam karşılamadığı için söylenen hiçbir sözün karşılığı da değillerdir.

Söyleyecekleri bir sürü sözleri olmalarına rağmen söylememeye kendilerini mecbur hissettiklerinden hayata ve çevreye yarım küs yaşarlar. Uğraşları,  her dönemde ahlakı ve olması gerekeni yüksek sesle dile getirmeleridir.

Ekâbirler, en çok bu yalnız adamlardan çekinir ve en çok onlardan nefret ederler. Çünkü duruşlarının, onurlarının kendilerini kat be kat aştıklarını çok iyi bilirler. Kendileri gibi her kabın şekline oynamadıklarından, kendileri her kaba oynadıkları ve taltif edildikleri halde yalnız adamların doğal ağırlıklarının kendilerini aştıklarını gördüklerinden içten içe onlara kin bilerler. Onların bir meziyetinin kendilerinden olmaması, onları derin bir girdaba salar, düşman kesilirler onlara.

Yalnız adamlar komplekssiz kişilerdir. Tenha sokaklarda kalabalıklar ile, kalabalıklar ortasında ise derin bir sessizliğin içinde yaşarlar. Bir yerde umuda fayda sağlayacaklarsa durur, değilse terk-i mekân ederler. Bir yapıya taş ekleyeceklerse eğilir; değilse dik dururlar. Bir selamın karşılığında merhamet varsa merhabayı bekler, değilse merhameti aramak için yeni yol ararlar.

Yalnız adamlar bugün en çok yanında durulması gereken insanlar oldukları halde en çok kaçınılan insanlar durumundadırlar. Çünkü yüksek kulelerde oturanlar tarafından taş yağmuruna tutulurlar. Tarihte karşılıkları “hiç” olacak olanlar, onlara cüzzamlı muamelesi yaparlar. Yalnız adamlara karşı diklenirler ve hırçınlaşırlar. Hırçınlaştıkça efendilerinden yeni taltifler beklerler.

Gel zaman git zaman kendilerinden kaçınılmasına rağmen tarihte yalnız adamların adları okunur, her türlü kabın şeklini alanların tarihin kirlerinde izleri bile olmaz.

Yeşil saraylardaki bir sürü emir kulunun esamisi okunmazken Rebeze bir destanın adı olur, Ebuzer denilince sular durur. O,  bir çölden öte bir şeydir. Ebuzer adalettir, özgürlüktür.

Sokrates’e verilen zehrin adının baldıran zehri olduğu bilinirken, Sokrates’i mahkûm edenlerin adları bilinmez.

Yalnız adamlar, Şems’ine yol alan Mevlana’dır.  Şehir şehir kovulan, milleti tarafından darağacına çekilen Sühreverdi’dir. “Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar” diyen ve gördüğünü iddia edenlerden daha iyi gören Meriç’tir.

İşte bu duruş ve tavırlarından dolayı yalnız adamlar kimseye yaranamazlar. Medeniyetlerin inkişafı üzerinde müthiş bir etkileri vardır, yalnız içinde bulundukları çağa çok yabancı bırakılırlar. Bile bile ve göre göre yabancılığın içine itilirler. Tarihte “hiç” olacak olanlar yalnız adamların bugününü zehir etmeye çalıştıkları yetmiyormuş gibi, dünün yalnız adamlarının da birikimlerini kendi egoları uğruna hoyratça harcarlar.

(Dervişe sitem’den )

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: