16 Haziran 2016 Perşembe, 08:38
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Yalan söylemek orucu bozar mı?

Yalan söylemek orucu bozar mı?

 

Yalan söylemek orucu bozar mı, sorusu ‘Ramazan hocaları’na sorulabilecek en mantıklı sorulardan birisi. Çünkü garibim hocalar öyle saçma sapan sorulara muhatap oluyorlar ki, soruyu dinlemek bile orucu bozmazsa da kafayı bozar…

İşin ilginç yanı saçma soruların çoğunu oruç tutanlar değil, oruç tutmayanların sormasıdır.

Oruç tutanların sorduğu saçma soruların tamamı “cehaletten” geliyor, öğrenme amaçlı değil. Öğrenme amacı gütse, açar bir ilmihali, toplamda birkaç sayfayı geçmeyen oruç bahsini sular seller gibi öğrenir. Her sene, her sene aynı sorularla hem kendisini rezil etmez, hem toplumu meşgul edip, daha önemli konuların öğrenilmesini engellemez.

Mizah programlarına konu edilen, karikatürlere malzeme olan, hatta günlük sohbetlerin değişmez mevzusu olan “Hocam, şu iş orucu bozar mı?” şeklindeki takılmalarda akla hayale gelmedik konuları nereden bulur, nasıl çıkarır ve bunu nasıl sorarlar bilmem…

Soru sormak, bilmekle başlar.

Bilmeyen, sadece saçmalar durur. Hani muhatap olsa, kendi sorusunu kendisi de cevaplayamaz.

Sanki herkes Şeyh Sadi’nin “Sorma ki bilsin sorsa bilirdi, bilmez ki sorsun bilse sorardı.” sözünü okumuş gibi, her bir şeyi soruyorlar.

Aklına gelen her şeyi, hatta aklına gelmeyeni de önce aklına getirip, sonra soran acayip bir insan topluluğu var.

Biliyorsunuz sormada amaç da çok önemli; bilmediğinin cevabını mı almaya niyetli, muhatabının konuyla ilgili fikrini mi öğrenmeye niyetli?

Yoksa sorduğu soruyla kendisini bilgili göstermek isteyen bir ukala mı?

Belki de sorusuna –herhangi bir nedenle– cevap veremeyeceğini düşündüğü için muhatabını rezil etmeyi düşünen birisi.

Çanak soru da var elbet.

Özellikle siyasette önceden birisi ayarlanır; sen bana şu soruyu sor, ben de bunları anlatayım…

Sormak mı kolaydır, cevap vermek mi, bilinmez.

Bazen soru sormak zordur, doğru soruyu, doğru kişiye ve doğru zamanda…

Bazen cevap vermek zordur, bilgisizlikten, doğru zaman ve doğru zemin olmamasından…

Bazı düşünürler sormanın kolay olduğunu, bazıları da cevap vermenin daha kolay olduğunu söylerler ama her iki kesim de yanılır.

Soru sormak bir zekâ işidir…

Cevap vermek de aynı derece de zekâ işidir.

Ama neyi sorduğunuz ve nasıl cevap verdiğiniz hepsinden daha önemlidir.

Soru sormaktan daha önce “niyet” önemlidir ve işte bunu bilmek her zaman mümkün değil.

Bir de soruş şekliyle niyet öğrenme var; cevap mı almak istiyorsunuz, sorunuzun cevap olarak onaylanmasını mı?

İşte orasını tam kestiremediğim bir soruyla muhatap oldum. Yalan söylemek orucu bozar mı, benim muhatap olduğum bir soru olduğu için çok önemli…

Şimdilerde moda oldu insanların bir birlerine farklı şekilde hitapları; kanka, hey dostum.. gibi Amerika filmlerinden aşırma hitapların yanında ‘hocam’ ve ‘üstat’ var.

Birkaç kişinin bana ‘üstat’ ve ‘hocam’ dediğini duyan bir siyasetçimiz, beni hoca sanmış olmalı ki, oruçla ilgili kafasına takılanı bir mektup yazarak öğrenmek istemiş.

Mebusumuz yazılarımı pür dikkat takip ettiğini belirterek, biraz yağ yakmış. (Alışkın ya, normaldir.) Mebusumuz hafif yağlamadan sonra dilinin altındaki baklayı (baklava olsa daha mı iyi olurdu ne?) çıkarmış…

Efendim” diye başlamış milletimizin vekili, “Hocam, biliyorsunuz biz siyasetçiler ara sıra, azıcık yalan söyleriz. O da ağzımızdan kaçırdığımız için yoksa asla yalan nedir bilmeyiz. Malumunuz Ramazan ayındayız, oruç da tutuyoruz. Demem o ki, yalan söylemek orucu sakat eder mi, orucumuz bozulur mu?

Mebusumuzun mektubunu okurken aklıma siyasetçilerin konuşmaları geldi. Bir saat önce söylediklerini, bir saat sonra yalanlayan, hatta aynı konuşmanın içinde birbiriyle çelişen açıklamalar düşündüm ve mebusumuza hak verdim.

Hem doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. Her zaman onuncu köyü bulmak da mümkün değil.

Efendim, yalana niye gerek gördüğünüz çok önemli. Şimdi ara bulmak için söylenen yalanlara biz “beyaz yalan” diyor ve bir nebze hafifletici sebep sayıyoruz. Kendi kendini motive etmek için söylenen yalanlara da kısaca “şizofrenlik yalanlar” deyip, ellerine reçete tutuşturuyoruz… (Bir an için ben de kendimi hoca sandım, doktor olanından)

Bir kâr elde etmek, birilerinin sırtından geçinmek, dolandırmak, hak etmediği bir mala konmak veya herhangi bir kişiyi mağdur etmekle sonuçlanan yalanlara ise kızmakla kalmıyor, boynunu yedi yerden vurmak için fırsat kolluyoruz.

Nifak çıkarmaya dönük yalanları ise aşağılık bulduğumuzdan mevzuumuza dâhil etmiyor, duymamış kabul ederek sualinizin cevabına geçip, sorunu çözmeye çözmeye başlıyorum…

Orucu bozan haller arasında yalan söylemek bulunmuyor. Eğer orucu, açlık ve susuzluk çekmek olarak alırsan, yalan söylemek orucu bozmaz. Zira sen bir de mebussun, yalanı kuyruklu söylesen bile “alt tarafı siyasetçi” der geçerler, üst tarafına ise bakmazlar…

Ama halka karşı yalan söyleyip, bunda bir siyasi kazanç elde etmeye niyetlendiysen, adını söyle de bir daha sana rey vermeyeyim…

Binaenaleyh, yalan söylemek orucu bozmaz ama karakterini bozar.

Şimdi karakterin bozulması seni pek alakadar etmiyorsa o başka…

 

Tweetimden Seçmeler

Umudunu Allah’a bağlamayanların, kişileri, fikirleri, partileri, cemaatleri ve grupları ilahlaştırmaları kaçınılmazdır.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: