Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
08 Ağustos 2016 Pazartesi, 08:47
Doğan Durgun
Doğan Durgun [email protected] Tüm Yazılar

Yalan Labirenti ve hakikatlerle yüzleşme

Yalan Labirenti ve hakikatlerle yüzleşme   Yıl 1958. 2. Dünya Savaşı’nın bitiminin üzerinden 13 yıl geçmiş. Aslında savaşın bitiminden kısa süre sonra yapılan Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi ile Nazi iktidarının ileri gelenlerine cezalar verilmiş, olay kapatılmıştı. Alman toplumu, geçmişi ile yüzleşmek yerine yeni hayata adapte olmaya çalışıyordu. Eski Nazi ileri gelenleri, yeni Almanya’da istihdam […]

Yalan Labirenti ve hakikatlerle yüzleşme

 

Yıl 1958. 2. Dünya Savaşı’nın bitiminin üzerinden 13 yıl geçmiş. Aslında savaşın bitiminden kısa süre sonra yapılan Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi ile Nazi iktidarının ileri gelenlerine cezalar verilmiş, olay kapatılmıştı. Alman toplumu, geçmişi ile yüzleşmek yerine yeni hayata adapte olmaya çalışıyordu. Eski Nazi ileri gelenleri, yeni Almanya’da istihdam ediliyorlardı. Üstelik hala birçok yerde etkililerdi. Kimsenin Auschwitz-Birkenau, Buchenwald, Dachau’de neler yaşandığına dair pek bilgisi yoktu. 1958 yılında muhalif bir gazeteci olan (ki kendisi de Auschwitz’de askerlik yapmış) Thomas Gnielka, eski Nazi subaylarından birinin bir okulda öğretmen olduğunu ortaya çıkarması ile yeni bir süreç başlar. Haber, yeni savcılığa başlayan Johann Radmann’ın dikkatini çeker. Nazi döneminde sürgün yaşayan başsavcının izni ile dava açılır ve dava Radmann’a verilir. Soruşturma ilerledikçe, Radmann’ın önüne büyük engeller çıkar. Eski Nazi artıklarının devlet kademesindeki gücünü görünce şok olur. Belge, bilgiye ulaştıkça, davanın ne kadar önemli olduğunu görür.

Bizde yaşanan darbe girişiminden sonra, herkes birbirini suçluyor. 17-25 Aralık sürecinde Cemaat’ten yolunu ayırmış olanlar aklanıyor. Darbe girişiminden itibaren yolunu ayıranlar ise tutuklanıyor. Suçlu veya suçsuz olmak bir zaman dilimi içindeki tercih değişikliklerine indirgenmiş durumda. Peki, 17-25 Aralık sürecinde yolunu ayırdıklarını söyleyenlerin, ayırdıkları şey neydi? Bir pişmanlık mı? Neyin pişmanlığı? Bilmiyoruz. Almanya’da 1935-1945 arasında sosyalistler, Yahudiler, demokratlar hariç neredeyse herkes Nazi olmuştu. Bizde ise 2-3 yıl öncesine kadar Kürtler, sosyalistler, Kemalistler ve bir kısım MHP’li hariç neredeyse herkesin yolu Fethullah Gülen ile kesişmişti. Nazileri eleştirmek nasıl ki suçtuysa, Cemaati eleştirmek de suçtu.

1958’e dönelim. Savcı Radmann, Nazi iktidarının en alçak adamlarından Dr. Josef Mengele’nin yaptıklarını öğrenir. Adolf Eichmann ile birlikte yaşayan en önemli Nazi suçlusu olan Mengele’nin peşinde düşer. Oysa demokrat olduğu söylenen Şansölye Adenauer’ın bile Mengele’yi dolaylı yoldan koruduğu kulağına çınlatılır. Mengele’nin oltaya takılmayacak kadar büyük olduğunu fark ettiğinde, davayı bırakmayı düşünür. Çünkü bütün kapılar yüzüne kapatılmaktadır. Başsavcı, Radmann’a büyük balıkla değil, sıradan suçlularla uğraşmasını, mahkemeye çıkarmasını ister. Ancak toplum böyle geçmişi ile yüzleşebilir der. Ancak Radmann’ın da geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Bir gün babasının eski bir Nazi üyesi olduğunu öğrenir. Öyle ya, hemen hemen herkesin Nazi olduğu bir dönemde, babasının bu suç ortaklığından azade olması mümkün değildir.

Eğer Cemaat bir çıkar şebekesi olarak kurulduysa, 40 yıl boyunca serpilip, büyüdüyse, dönemin bütün iktidarları bu şebekeye destek verip, katkıda bulunduysa, üç yıl önce yolumu ayırdım demek bir arınmaya yeter mi? Veya bunların ne olduğunu geç öğrendim, millet affetsin demek siyasi iktidarı temize çeker mi? Darbe teşebbüsü ile birlikte ülkenin tamamı travma geçirdi. CB. Erdoğan zamanında “ne istediler de vermedik” demişti. Verdikleri, kendisini devirip, öldürmeye kalktılar. Birçok insan hayatını kaybetti. Bunun için bile olsa, parantezi açması gerekir. Naziler dünyayı savaşa sokup, katliamlara imza attılar. FETÖ’nün ekibi ise iç savaş senaryosunu sahneye koydu. Sıradan başlayan bir dava ile Alman toplumu, geçmişinde neler yaşandığını gördü. Cemaat ise AKP iktidarı ile savaşa tutuşmamış olsaydı yâda darbeye girişmeseydi, belki de Cemaat’in yaptıkları haksızlıklar, hukuksuzlukları büyük kesim bilmeyecek, hala Hocaefendi diye söze başlayacaklardı.

Nazi subayları savaş bittikten sonra normal bir hayat yaşamaya başlamışlardı. Yıllar sonra, Nazi rejimi tarih olmasına rağmen, bunların bir kısmı arınmak ve yüzleşmek için bulundu, yargılandı. Amaç birkaç Nazi subayına hapis cezası vermek değildi. Bu yargılamalar ile birlikte ‘bir daha asla’ cümlesinin bilinçaltına yerleşmesi amaçlandı. Bizde ise, toz bulutu dağıldıktan sonra,  geçmişte bunlarla çalışanlar çıkıp, kandırıldık yerine gerçekleri anlatsınlar. Ancak böyle geçmişle bir yüzleşmeye doğru yol alabiliriz. Başka kurtuluşumuz yok.  Bir ilginç not da, Nazi subayları genelde hiç pişmanlık duymadılar, darbecilerin neredeyse tamamı kandırıldık gibi şeylere sığındılar. Bu da başka bir yazının konusu olsun. Bir not da meraklısına: Almanya’da yaşanan o süreci, Giulio Ricciarelli’nin 2016 yapımı Yalan Labirenti filminden öğrenebilirler.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: