Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
17 Şubat 2015 Salı, 10:47
A. Hakan Karayılan
A. Hakan Karayılan [email protected] Tüm Yazılar

Vekil Aday Adaylarımıza Bir Kaç Uyarı

Vekil Aday Adaylarımıza Bir Kaç Uyarı   Modern sistemin temel savlarından birisi de, insanın mükemmel, kendi hayatının efendisi ve kaderinin tek belirleyici olduğudur. İnsan, bu sistem içinde biriciktir ve dünya insanın emrine karşılıksız olarak âmâde kılınmıştır. İnsan, dünya nimetlerinin hepsine sahip olmalıdır, ki bu onun en tabi hakkıdır. Hiçbir şükran duygusu duymadan dünyanın zenginliklerine ve […]

Vekil Aday Adaylarımıza Bir Kaç Uyarı

 

Modern sistemin temel savlarından birisi de, insanın mükemmel, kendi hayatının efendisi ve kaderinin tek belirleyici olduğudur. İnsan, bu sistem içinde biriciktir ve dünya insanın emrine karşılıksız olarak âmâde kılınmıştır.

İnsan, dünya nimetlerinin hepsine sahip olmalıdır, ki bu onun en tabi hakkıdır. Hiçbir şükran duygusu duymadan dünyanın zenginliklerine ve debdebesine ulaşmalı, bunun için tüm engelleri bir bir yıkmalıdır. Çünkü insan buna layık bir varlık olarak addedilmektedir.

Modern söylem, insanın her zaman daha fazlasını istemesini, azla yetinmemesini, kanaâtin bir eksiklik ve acizlik olduğunu dikta etmiştir. Başarının insanın ulaştığı makam, statü ve zenginlikle paralel gittiğini, beyinlere ve ruhlara nakşetmiştir. Kapitalin sistemleştiği, her şeyin maddileştiği bir yapı içinde modern insanın varlık alanı da çizilmiştir artık.

Ne yazık ki bu söylem Batı dünyasının manevi, sosyal ve kültürel değerlerini aşındırmış, onun yerine insan posası görünümlü olan modern canavarlar çıkarmıştır. Evet ne yazık ki diyorum çünkü, bu insan tipi dünyanın her yerine çekirge sürüsü gibi dağılıp ekini (insanlığın temel beslenme kaynakları), nesli, dini, aklı, ruhu ve sayısız şeyi bozmuş, başkalaştırmış veya yok etmiştir.

Bundan Müslüman dünya da nasibini almış, batının izlediği çıkmaz yolu adım adım takip etmiş ve takip etmektedir maalesef.

Gelelim asıl meselemize:

Ülkemizde yeniden bir seçim yarışına tanık oluyoruz. Yukarıda çizdiğimiz bu çerçeve içinde birçok insan, vekil olabilme gayretkeşliği içerisinde.

Siyaset sahnesinin figüranlığına gösterilen bu teveccüh karşısında hayret ve taaccübümü ifade edecek kelimeler bulamıyorum. Bu insanlar hangi saik ve sebeplerle bu maceraya atılıyor diye merak ediyorum. Vatana, millete, insanlığa hizmet duygusu kaçının gayesi? Amacım kimseyi tahkir ve rencide etmek değil. Belki “emr-i bi’l ma’ruf” adına birkaç kelam etmek, konuya Sünnet-i Nebevi çerçevesinde bakmak…

İslam tarihinde birçok kimsenin idareci, yönetici veya vali olabilmek için Allah Rasulüne gelip ricacı olduğunu biliyoruz. Peygamberimizin tavrı ise kişilere göre değişmektedir elbette. Kimisine çok merhametli ve zayıf olmasından veya yetkin olmadığından dolayı böylesi ağır bir sorumluluğun altına girmemesini, hem dünyasını hem de ahiretini tehlikeye atmamasını tavsiye ettiğini tarih ve hadis kitaplarımız söylemektir. Zira yöneticilik ateşten bir gömlektir ve her ferdin yetki alanının genişliğiyle orantılı olarak sorumluluğu da artmakta, ahiret hesabı zorlaşmaktadır.

Hal böyleyken insanların bu kadar heves ve iştahla yönetici veya vekil olmak istemelerini anlamak kolay değil. Üstelik bu şaşılacak bu şaşılacak bir durum. Çünkü sorumluluğu ve vebali bu kadar ağır bir külfetin altına girebilme kararı ciddi bir muhasebeden sonra verilse kanaatimce daha uygun olur. Bu minvalde vekil aday adaylarına birkaç sual sormak lazım gelir.

Evvela, kulluk hususunda Allah’a karşı görev ve sorumluluğunuzu; gereğince yapabiliyor musunuz?  

Örneğin, önce kendi gönül dünyanızı, kulluğunuzu size emanet edilen evlatlarınızı, ailenizi şuan yapmakta olduğunuz işlerinizi gerçekten hakkı ile yönetebiliyor musunuz? Bunun hesabını kalem kalem Allah’a verebilir misiniz?

Şu ana kadar resmi görevleriniz dışında toplum maslahatına taalluk eden hangi işleri yaptınız?

Makamınızdan kaynaklanan güç ve kuvveti kullanmadan insanlar sizi ne kadar tanıyor ve size kişilik, karakter ve liyakatinizden dolayı size ne kadar değer veriyor?

Eğer bu yola Allah’a daha iyi kulluk ve toplumu ıslah etmek için çıktıysanız; bu güne kadar kaç kişiyi Hak ile buluşturup, onların imanına, ameline katkıda bulundunuz?

Eğer amaç yönetime adaleti getirmekse, bu güne kadar yaptığınız işlemlerde ne kadar adil olduğunuzu yönettiğiniz insanlara hiç sordunuz mu? Üzerinizde hiç ah veya kul hakkı var mı?

Amacınız insanların özgürlüklerini artırmak ise; makamınızdan, zenginliğinizden kaynaklanan bir güçle kaç insanı modern kölelikten kurtardınız?

Yok eğer amaç, fakirliği, yoksulluğu ortadan kaldırmak ise, bugüne kadar kaç fakiri, fukarayı, yetimi koruyup gözettiniz?

Devletin malının yetim malı gibi olduğunu biliyor musunuz?

Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün. Kimse kızmasın, bu soruların gayesi herkesin yakınını ve yandaşını kolladığı bir zamanda, kişiyi nefsine karşı kollamaktır.

Eğer adayımız bu sorulara gönül rahatlığıyla evet, bunlar zaten benim hayat biçimim diyorsa, aradığımız idareciyi bulmuşuz demektir.

Yok eğer, buradaki vasıflar bende yok diyebiliyorsa(!) o zaman neden bu yükün ve vebalin altına girdin diye; dünyada halk,  ahirette de Hak sormaz mı?

Birkaç hadisle konuyu bitirelim;

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayetle:

İçinizdeki iyi kimseler idarecileriniz, cömert kimseler de zenginle­riniz olduğu ve işleriniz istişare ile yürüdüğü takdirde toprağın üstü sizin için, altından daha hayırlıdır. Kötüleriniz idareci ve cimrileriniz de zengin olduğu zaman(…) toprağın altı, sizin için üstünden daha hayırlıdır.”

Ebû Saîd Abdurrahman İbni Semüre radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

“Abdurrahman İbni Semüre! Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu görev sen istemeden verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’dan yardım göremezsin.”

Ebû Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ebû Zer! Senin gerçekten zayıf(merhametli vs.) olduğunu görüyorum. Kendim için ne istiyorsam senin için de onu isterim. İki kişiye bile olsa sakın yönetici olma!

Dua ve selam ile…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: