Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar
19 Şubat 2015 Perşembe, 09:52
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Utanıyoruz!

Utanıyoruz! Şiddet olaylarını duymak mı zordur, anlatmak mı ya da yaşamak mı, diye sorsam, hangi şık öne çıkar bilmiyorum ya da izah ederken mi utanıyoruz? Utanıyor muyuz gerçekten? Kendimizden mi, insanların insan olmayan davranışlarından mı? Hemcinslerimizin yaptığından mı, karşı cinslerin acımasızlığından mı utanıyoruz? Mağdur için mi utanıyoruz, zalimlerin yaptıkları için mi? Üzülürken, mağdurun anbean yaşadıklarını […]

Utanıyoruz!

Şiddet olaylarını duymak mı zordur, anlatmak mı ya da yaşamak mı, diye sorsam, hangi şık öne çıkar bilmiyorum ya da izah ederken mi utanıyoruz?

Utanıyor muyuz gerçekten?

Kendimizden mi, insanların insan olmayan davranışlarından mı?

Hemcinslerimizin yaptığından mı, karşı cinslerin acımasızlığından mı utanıyoruz?

Mağdur için mi utanıyoruz, zalimlerin yaptıkları için mi?

Üzülürken, mağdurun anbean yaşadıklarını gözümüzün önüne getirip mi utanıyoruz yoksa insanlık dışı eylemi, bir an için bile tereddüt etmeden sürdürenin yaptıklarını kurgulamaktan mı utanıyoruz.

Ben çocuğuma izah etmek zorunda kalırken daha çok utanıyorum, belki siz de en çok orada utanıyorsunuz.

Bir erkeğin, hem kendi, hem de başkasının hayatını sadece bir anlık zevke heba ettiğini anlatamıyorum.

Bunun için bir insanı en zalim, en aşağılık şekilde öldürmüş olabileceğini de izah edemiyorum.

Anlatabilsem, “sokağa çıkma” diyeceğim herkese ama bunu demeye utanıyorum…

Hiç kimse sokağa çıkmasın, dolmuşa binmesin, alışveriş etmesin, gönlünce kartopu oynamasın, şakalaşmasın kimseyle, kapının zilini çalıp kaçmasın…

Hiç kimse komşunun bahçesinden erik koparmasın, kaysıya gözünü dikmesin, iştahı kabararak bakan çocuklar…

Parkta oynamasın, salıncakta sallanmasın…

Sokakta bir o yana, bir bu yana koşturmasın, evlerin camından girip, kapısından çıkmasın.

Bizim yaptığımız muzırlıkların hiç birisini yapmasın…

Şimdi bütün bunları yapmanın bir sonucu var.

Ya sapıkla karşılaşırlar ya öfkesini kontrol edemeyen birisiyle veya aklını başında tutamayan ve ne dediğini bilmeyen birisinin saçmalığıyla…

Bazen laf ağır gelir, bazen ağır olan cevabıdır…

Sevgi yok, hoşgörü yok, şakalaşma, takılma, çeşitli muziplikler yapma da yok.

Herkes sanki burnundan soluyor ya da burnundan soluyanların yaptıkları acımasız oluyor.

Ülkenin her yanında sapık veya öfkesiyle dünyayı yakan insanlara rastlanıyor.

Öyle ki, sanki insan değil, sanki canlı değil, sanki kanlı değil ve sanki kalbi olmayan, aklı ve vicdanı bulunmayan birisiymiş gibi, en korkunç şekilde cevap veriyor.

Gülüp geçmiyor ötekisi, altta kalanın canı çıkar sanıyor…

Ne o “biz ne yapıyoruz” diye düşünüyor, ne diğeri veya diğerleri…

Herkes o an, bütün gücü elinde bulundurma derdinde…

Hâkimiyet alanı zayıflasın istemiyor kimse; dünyaya egemen olacağını ve dünyaya direk kalacağını da sanıyor.

Hiç ölmeyecekmiş gibi öldürüyor, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor ve hiç hesap vermeyecekmiş gibi sorumsuzca davranıyor.

Böyle bir zamanda, böyle insanların olduğu bir dünyada, bütün bunları çocuğunuza izah etmeniz ve onu “git oyna” diye gönül rahatlığıyla yollamanız mümkün mü?

Her yerden sapık çıkabilir…

Sapığın anlında yazmıyor çünkü…

Bakıyorsunuz evli barklı, çoluk çocuk sahibi birisi oluyor. Bazen bir işsiz, bazen bir şoför… Bir memur, bir işçi, bazen bir esnaf… Yaşlı, genç, çocuk… Doktor, avukat, polis, hâkim… İşadamı, koca koca işletmeleri başarıyla yürüten birisi… Bir sekreter, bir hemşire, bir hastabakıcı… Bazen kadın, bazen erkek, bazen ne olduğu belli olmayan birisi… Gözü dönmüş insanlar dolaşıyor aramızda…

Lafa gelse herkes sevgiden yana, aşktan yana, barıştan yana…

Çocukları seviyor herkes; Onların cıvıltısı olmazsa dünyanın yaşanmaz olduğunu söylüyor ama çocuklara taciz ediyorlar, tecavüz ediyorlar, öldürüyorlar.

Bir anne, kendi öz çocuğunu öldürüyor, hem de uzun süre boyunca seyrederek, feryadını, figanını önemsemeyerek.

Bir baba kendi öz oğlunu öldürüyor, acımasızca döverek…

Bir evlat, öz annesini, öz babasını acımasızca öldürebiliyor.

Hiç yüreği sızlamıyor, hiç acımıyor ve hiç o güne kadar kendisine verilen emeğin bir tekini bile hatırlamıyor.

Bütün bunların olduğunu ve olabileceğini çocuğunuza anlatabilmeniz mümkün mü?

Anlatmanıza gerek yok, zaten sosyal medyadan, gazetelerden, televizyondan ya da radyodan takip ediyor…

Ama izah edemiyoruz…

Bak oğlum/kızım diye dizimizin dibine oturtup, insanların bu kadar alçaklık yapabileceğini, hangimiz anlatabiliyoruz.

O kıza ne olduğunu, o çocuğa ne yaptıklarını, annesini, babasını neden öldürdüğünü, evladına nasıl kıydığını izah edemiyoruz.

Çünkü insanlığımızda bu yok.

Yaratılışımıza ters.

Anne olmanın, baba olmanın ve evlat olmanın ya da topyekûn insan olmanın bütün değerlerine, değer yargılarına, inanca, ahlak anlayışına, kibarlığa, medeniyete.. hasılı her şeye ama her şeye ters.

Aracının park yeri için, inatçı keçi hikâyesindeki gibi yol verme için koca koca aşiretlerin bir birini acımasızca katlettiği, çocukların top kavgasında onlarca insanın acımasızca bir birine silah çektiği, yaraladığı, öldürdüğünü, nasıl insanlığa sığdırıp, anlatabiliriz ki?

Ya utanmayız göze alacağız ya da utanıyoruz diye diye izah edeceğiz.

Başka çaremiz kalmadı…

 

Tweetimden seçmeler

İnsan, şehrini hayalleriyle süslemek ister. Çoğunlukla bunu yapacak akıl olur ama yetkin olmaz. Yetkisi olanların da ya aklı ya hayali olmaz.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: