Son Dakika
20 Ekim 2017 Cuma
08 Kasım 2016 Salı, 08:09

Usta, Oyun ve Savaş   İnsanlık tarihinin iki önemli meşguliyeti; savaş ve oyunlardır. Her ikisin de de kazanma hırsı, zafer sevinci, intikam duyguları vardır. Hırs, zafer ve intikam insanları canlı tutan, yaşamın amacına dönüşen önemli unsurlardır. Savaşın düşmanı, oyunun rakipleri olur. Savaş ve oyunlarda taraflar için amaç aynıdır. Düşman ve rakipler, ezeli olmadığı gibi sonsuza […]

Usta, Oyun ve Savaş

 

İnsanlık tarihinin iki önemli meşguliyeti; savaş ve oyunlardır. Her ikisin de de kazanma hırsı, zafer sevinci, intikam duyguları vardır. Hırs, zafer ve intikam insanları canlı tutan, yaşamın amacına dönüşen önemli unsurlardır. Savaşın düşmanı, oyunun rakipleri olur. Savaş ve oyunlarda taraflar için amaç aynıdır. Düşman ve rakipler, ezeli olmadığı gibi sonsuza kadar da olmamıştır. Savaş ve oyunlar bittiğinde her ne kadar bunların galibi ve mağlubu olsa da tarihe geçen savaşın kendisi veya oyunun adıdır. Kazanan da kaybeden de her zaman insan olmuştur. İnsanlık ne savaşmaya ne de oyun oynamaya doymuştur, bundan sonrada doymayacaktır. Bu gerçek doğrultusunda sonuçta; yaşayabilmek, var olabilmek en akıllıca strateji olmalıdır. Yaşayamayan, varlıklarını koruyamayanların tüm gerekçeleri/hakları/haklılıkları kararır, karanlıkta kalır. Tarih kazananların dilini konuşur.

Dünyanın en köklü/yaygın/tarihi oyunlarından biri satrançtır. Satrançta, zekâ ve deneyimin oyun tahtası, bir savaş meydanına benzer. Derin düşünce, uzak öngörü ekseninde, taktikler üzerine belirlenen stratejilerle, hedefe ulaşılmaya çalışılır. Satrançta rakipler birer hamle yaptığında oynanabilecek 400 farklı hamle doğar. İkinci hamlelerden sonra bu sayı 71 852, üçüncü hamlelerden sonra 9.000.000’ un üstüne çıktığı hesaplanmıştır. Tehlike, tehdit, oyun kurma, yanıltma ve sürprizlerin iç içe geliştiği oyunun adı satrançtır. Bu oyunda iyi niyet, merhamet yoktur. Ufak bir hata, yanlış hamleler ağır bedeller ödettirir. Oyun, rakip şahı mat etme ve şahını koruma üzerine kuruludur. Piyonların harcanması, atın alınması, filin yenmesi, kalenin düşmesi, vezirin feda edilmesi önemli değildir. Satranç oyunu rakip alanı kuşatmak ile başlar, oyunun ileri aşamalarında taraflara ait sabit alan kalmaz. 64 kareden oluşan oyun tahtasının her karesi tehlikeli veya güvenli alana dönüşebilir. Satranç oyununda rakipler, kurguladıkları oyunu saklayabilmek için rakibi farklı bir hamle ile başka bir yere odaklayabilir. Ve daha birçok şey… gerçek bir savaşa ne kadar çok benziyor.

Barış ve huzur ideal gibi görünse de tarih bilimi, savaşlar üzerine gelişmiştir. Savaşların, zaman içerisinde farklı formatlara girdiği bilinmektedir.  Buna rağmen savaşın kurallarında/sürecinde anlamsal olarak bir değişim yaşanmamıştır. Birden/aniden başlamayan savaşların bir ön oluşum evresi vardır. Deneyimlerin stratejik zekâyla yoğrulduğu beyinler, keskin ön görülerle zaman ve mekânı doğru kullanarak süreci yönetir. Yanlış yere odaklanmak, yanlış tarafta yer almak, yanlışta ısrar etmek acı mağlubiyeti yaşatır. Galibiyetin ön koşulu kendini ve düşmanı iyi tanımaktır. Hissi davranarak hamasi/afaki tanımlarla kendini tanıdığını zannetmek, düşmanın realitelerini okuyamadan hafife almak doğru değildir. Tarafları ve amaçları belli olan savaşlar onlarca yıl sürmemiştir. Ancak; Avrupa kıtasında yaşanmış mezhep savaşları (otuz yıl savaşları) ile Ortadoğu’da yaşanan etnik/mezhep savaşları onlarca yıl devam etmiştir. Bu savaşların uzun sürmesinin tek gerekçesi, tarafları besleyen elin gizli ve aynı olmasıdır. Bu savaşlarda hedefe/zafere ulaşmak imkansızdır. Bu savaşlar ateşe konmuş su gibidir. Ne ateş söner nede su kaynayıp tükenir. Çünkü; ateşe odun atan el ile kazana su katan el aynıdır. Süreç tam bir akıl tutulması ile devam eder. Ülkemizde yaşanan iç çatışmalar bunun en bariz örneğidir.

Son derece yıkıcı ve yıpratıcı olan bu savaş ve çatışmalar, inanç ve kültür değerlerinde köklü değişimleri tetikleyecektir. Avrupa’da 1618-1648 yılları arasında yaşanan Otuz Yıl Savaşından sonra birçok krallık, Prenslik ve yeni mezhep ortaya çıkmıştır. Akabinde kıtlık, hastalıklar ve yağma bu coğrafyayı savurmuştur. Gerçekte bu kadar acının yaşanması gerekmez. Platonun dediği gibi “Yönetici sınıf, aklı, bilgiyi ve adaleti temele alarak devleti yönetmelidir.” Antik medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu’da uzak yerlerden dersler alamaya gerek yok. Ortadoğu bu oyunu çok gördü ve de çok yaşadı. Tekrar yaşıyor olmak, bu kadar bilgi birikimi ve deneyimi arşivde tutmak gibi olur. Tarih boyunca insanlık kutsal değerlerden de dersler almamıştır Kur-an’ı kerim “Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur” hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler. (5/32) diyerek sürecin devam edeceği belirtilmiştir. Hiçbir din, din adına savaş başlatmayı, ölmeyi, öldürmeyi emretmemiştir. Savunma dışında, din adına olan tüm savaşlar, beşeri gerekçeleri maskelemek için kutsal değerler kullanılmıştır. Unutmamak gerekir ki Kabil’in Habil’i katlettiği bir başlangıcımız var. Yeryüzünde insanlığın yaşayıp da savaşların ve oyunların oynamadığı bir coğrafya yoktur. Birey ve toplumlardaki kazanma/zafer ve intikam duyguları bu sahneleri/senaryoları tekrar yaşatmaktadır.

Usta oyuncuların oynadığı oyunlar çevredekilere temaşa zevki verebilir. Acemilerin oynadıkları oyuna çevreden karışanlar çok olur. Oyunu oynayanlar ile yönetenler ayrışınca taktik, kurgulanacak oyunlar ve stratejik hedeften kopulur. Oyun tahtasında her taşın bir etki alanı vardır. Oyun tek hamle şeklinde oynanır ama alan hakimiyeti kaybolur. İçinde kaldığımız oyunda “Usta Oyuncuların” olduğunu bilmek bizi ne kadar rahatlatacaktır.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: