Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
31 Ekim 2016 Pazartesi, 07:25
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Unutamıyorum (Biraz Nostalji)

Unutamıyorum (Biraz Nostalji)   Sonradan Yetiştirme Yurdu olarak kullanılan ilk Hükûmet Binası’nın karşısında Avukat Arif Emre’nin kerpiç yazıhanesinin önünde durup ta uzakta, caddenin sonunda, Ulu Cami’nin dibindeki sokakta görünen Totocu Sıddık’ın ahşap büfesini… (Bu büfede toto oynanır, gün boyu müzik dinlenirdi.) Bu cadde boyunca hemen her gün aynı saatlerde alkollü haliyle sağa sola sallanarak nârâ […]

Unutamıyorum (Biraz Nostalji)

 

  • Sonradan Yetiştirme Yurdu olarak kullanılan ilk Hükûmet Binası’nın karşısında Avukat Arif Emre’nin kerpiç yazıhanesinin önünde durup ta uzakta, caddenin sonunda, Ulu Cami’nin dibindeki sokakta görünen Totocu Sıddık’ın ahşap büfesini… (Bu büfede toto oynanır, gün boyu müzik dinlenirdi.)
  • Bu cadde boyunca hemen her gün aynı saatlerde alkollü haliyle sağa sola sallanarak nârâ atıp dolaşan Toros İmam’ı…
  • Kapcami’nin taş duvarının dibine sıralanmış ahşap üç ayak sehpalı eski siyah beyaz fotoğraf makinelerini ve ahşap sandalyeye oturup acele sulu resim çektirenleri…
  • Ortaokuldan sınıf arkadaşım Abdurrahman Fillik’in, Ulucami’nin ön yan tarafındaki büyük elektrik direğine o gece oynatacığı filmin afiş ve resimlerini içeren panoyu astıktan sonra, at arabasına çattığı panolarla beraber bütün çarşıyı dolaşıp: “Dikkat! Dikkat! Bu akşam saat sekizde Saray Sinema’sında… Fosforlu Cevriye.” diye megafonla bağırmalarını…
  • Sabah ezanıyla beraber Simitçi Kollo’nun bütün sokakları dolaşarak: “Kahkee! Külünçe!..” diyerek simit satmasını…
  • Mamo Dayı’ nın havuç dolu heybeyi eşeğine yükleyerek sokaklarda: “ Pörçüklü ha! Pörçüklü ha!” diyerek gezip dolaşmasını…
  • Deli İsso’ nun kışın en soğuk günlerinde bile yalın ayak, şort ve fanila ile caddeleri, esnafı, kaldırımları dolaşmasını ve yaklaştığı kişilere: “Yüz paran var mı?” diyerek o günkü sarı, delikli 2,5 kuruşları istemesini…
  • Eş Mırıkı teyzenin ağzında sigarası, koltuğunda ayakkabıları ile saf, masum, temiz temiz dolaşmasını…
  • Şerbetçi Vartolu Memet Emmi’nin sırtındaki meyan (boyam) şerbeti güğümü ve parmakları arasındaki zil ile caddeleri dolaşmasını…
  • Biletçi ve gazeteci Selim’in her gün ikindi vakitlerinde (belediye arazözünün caddeleri sulamasından sonra) koltuğundaki gazetelerle caddeleri dolaşıp: “Yazıyor! Yazıyor!” diye bağırmasını…
  • Topal Haci’nin etrafa selam ve gülücükler dağıtarak güzel güzel dolaşmasını…
  • Kör Haci’nin elindeki bastonuyla sağı solu kontrol edip dolaşırken: “Bir cigaran var mı? ” diyerek insanlardan sigara istemesini…
  • Sabahın erken saatlerinde dağ köylerinden gelen oduncuların eşek ve katırlarının eski Gülbahar Oteli’nin arkasındaki oduncu pazarına giderken “Tak!… Tak!… Tıkı Tık!… Tıkı Tık!…” diye betonda çıkardıkları nal sesleri nağmelerini
  • Eski Adıyaman’ımızın sakin, sessiz, sevimli, metevazı cadde ve sokaklarını… Bu caddelerde dolaşanlarla esnafın birbirlerini tanıyor olmalarını ve bunun verdiği rahatlık ve mutluluğu…
  • Bugünkü emlakçıların görevini yapan tellalların, gün boyu Oturakçı Pazarı’nı dolaşarak: “Falan mahallede, falan kişinin, örtmeli, maskanlı, mutfaklı, iki göz evini satarım. Tam şu kadar lira!…” diye bağırıp satmaya çalışmalarını…

Kısacası gelenek ve göreneklerine sıkı sıkı bağlı, mahallesini, mahallelisini, komşusunu gözeten, tertemiz, pırıl pırıl, vefalı hemşehrilerimi özlüyorum. Nasıl özlemeyeyim ki?.. Bunlardan aramızdan ayrılmış olanların manevi hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, kendilerine sonsuz rahmetler diliyorum. Mekânları cennet olsun. Ey Adıyaman! Seni sevmek ibadet… Maksat Adıyaman’ sa gerisi teferruat…

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: