Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
10 Mayıs 2017 Çarşamba, 08:40

Ünlülere Dokunmayın Zaman zaman bu köşede sizlerle “Dil Sohbetleri„ yaparken bazen de güzel dilimizin içinde bulunduğu sıkıntıları, geçirmekte olduğu gereksiz ve anlamsız değişiklikleri paylaşıyoruz. Evet; teknolojiyle beraber iletişim de hızla değişip gelişiyor. Ancak; ne yazık ki bu değişme ve gelişmeler, malesef dilimizin aleyhine bir seyir takip etmekte. Dilimize her gün giren yabancı sözcükler yetmiyormuş gibi […]

Ünlülere Dokunmayın

Zaman zaman bu köşede sizlerle “Dil Sohbetleri„ yaparken bazen de güzel dilimizin içinde bulunduğu sıkıntıları, geçirmekte olduğu gereksiz ve anlamsız değişiklikleri paylaşıyoruz. Evet; teknolojiyle beraber iletişim de hızla değişip gelişiyor. Ancak; ne yazık ki bu değişme ve gelişmeler, malesef dilimizin aleyhine bir seyir takip etmekte. Dilimize her gün giren yabancı sözcükler yetmiyormuş gibi bir de son zamanlarda kendi elimizle (bilerek veya bilmeyerek) dilimizi katletmekteyiz.

Yabancı kökenli sözcüklerden herhangi bir araç-gerecin veya teknik cihazın ismini özgün biçimiyle almak zorundayız. Ta ki o cihazı biz icat edene kadar… Ancak; yabancı kökenli diğer sözcükleri (fiil, zarf, sıfatları) dışarıdan alıp kullanmak zorunda değiliz. Zira bunların Türkçe karşılıkları var, yazılı ve sözlü anlatımlarda ihtiyacımızı pekâlâ karşılayabilir. Örneğin; restorasyon yerine onarmak, enteresan yerine ilginç, absürd yerine tuhaf diyebiliriz.

Benim; üzerinde durmak istediğim asıl konu, cep telefonu ve bilgisayar üzerinden yaptığımız iletişim (ileti, mesajlaşma) ile ilgili. Son zamanlarda nereden çıktıysa sözcükleri yazarken ünlü harfleri (a-e-ı-i-o-ö-u-ü) kullanmamak… Bunun sonunda dilimizin yapısına hiç mi hiç uymayan ucube sözcükler ve çeşitli anlamlara gelebilecek sözler icat edilmekte(!) Halbuki Türkçe sözcüklerimize ait kurallardan biri, sözcüklerin başında iki ünsüzün yan yana bulunmamasıdır. (Örneğin; spor, plân, kravat, tren gibi.) Gene benzer bir kural da sözcük içinde aynı ünsüzden iki tanesinin yan yana bulunmamasıdır. (Örneğin; himmet, şiddet, iffet, gibi.) Demek ki dilimiz, ünsüzlerin yan yana getirilmesine pek sıcak bakmıyor. Hâl böyle iken biz de tutup mesajlarda özellikle ünlüleri kullanmayıp, ünsüzlerle işimizi görmeye çalışıyoruz. Ne gereği varsa?..

Edebiyatta şiirlere renk ve ahenk katan süslerden biri de söz sanatlarıdır. Bununla sanatçılar; değişik anlamlar, farklı yorumlar, ses ve müzik ahengi oluştururlar. İşte şairlerin ünlü harflerle yaptıkları söz sanatlarından bazıları “seci„ ve “asonans„ dediğimiz sanatlar…. Şair; düzyazıya da şiir ahengi kazandırmak için cümlelerin içinde veya sonunda uyaklı (kafiyeli) sözcükler kullanır. Bu; düzyazıyı okurken, sanki bir şiir okuyormuşsunuz gibi bir izlenim verir. Meselâ şu örneklere bakalım:

  • Ey gözümün nuru, gönlümün süruru! Başımızın tacı, dil ehlinin ilacı!..

Cümlelere dikkat ediyor musunuz? “u-ü-ı-i„ ünlülerin sıkça tekrarı, cümlelere bir şiir ahengi veriyor değil mi? Şimdi bu harika anlatım dururken biz bu cümleleri “Ey gzmn nr, gnlmn srr! Bşmzn tc, dl ehlnn ilc„ şeklinde mi yazacağız? Olur mu böyle şey?.. Ama gidiş ona doğru malesef!..

Bir başka örnek: “Seni, sesini, gözlerinin rengini unutabilsem.„ Şarkılara da güfte olan harika bir cümle… Geliniz, bunu da mesaj diliyle katledelim. Bakalım ortaya nasıl bir ucube çıkacak:

“Sn, ssn, gzlrnn rngn untblsm(!) Anlayabilene aşk olsun!..

Sanırım bu bir iki örnekten sonra ünlüler kullanılmadan yapılan yazışmaların bizi nerelere götüreceği tahmin edilmiştir. İşte onun için yazımızın başlığını; “Ünlülere Dokunmayın„ koyduk. Buradan Türk Dil Kurumu yetkililerine sesleniyorum: Lütfen bu gidişatı ilgili zemin ve zamanlarda dile getiriniz. Lütfen resmen müracaatta bulunarak buna bir yasal düzenleme ile çeki-düzen verilmesini isteyiniz. İsteyiniz ki güzel Türkçemiz bozulup yoksullaşmasın.

Yazımıza, ünlülerin ağırlıklı olarak kullanıldığı bazı örneklerle son vermek istiyorum. Güzel Türkçemizin yabancı diller boyunduruğundan kurtarılmasına, güzelleştirilip zenginleşmesine katkıda bulunanlara ne mutlu!

  • “Sev seni seveni, hâk ile yeksân ise

  Sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan ise.„

                                              (Atasözü)

  • “Eylülde melûl oldu gönül, soldu da lâle;

  Bir kâküle meyletti, gönül geldi bu hâle.„

                                             (Edip Ayel)

  • “Aşkın seni sen, bestesi sen, nâmesi sensin.„

(Hasan Sami Bolak)

  • “Kim o deme boşuna; benim, ben!

  Öyle bir ben ki gelen kapına, baştan sona sen.„

                                             (Özdemir Asaf)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: