Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
09 Ocak 2015 Cuma, 10:24

Tüsiad ve Cumhurbaşkanı   Tüsiad, Cumhurbaşkanını muhatap kabul etmiyormuş. Tüsiad’ı peki kim muhatap kabul ediyor? Halkın yüzde 50 oyla seçtiği Cumhurbaşkanını Tüsiad kabul etmezse ne olur? Necip Fazıl Kısakürek, Robert Kolej’inde okumuş. Deniz Harb Okulu’na girmiş, felsefe eğitimi görmüş bir kimse idi.Paris  Sorbon Üniversitesi’nde de okudu. Bankacılık yaptı, daha sonraki yıllar, Kadıköy Fransız Saint Joseph […]

Tüsiad ve Cumhurbaşkanı

 

Tüsiad, Cumhurbaşkanını muhatap kabul etmiyormuş. Tüsiad’ı peki kim muhatap kabul ediyor? Halkın yüzde 50 oyla seçtiği Cumhurbaşkanını Tüsiad kabul etmezse ne olur?

Necip Fazıl Kısakürek, Robert Kolej’inde okumuş. Deniz Harb Okulu’na girmiş, felsefe eğitimi görmüş bir kimse idi.Paris  Sorbon Üniversitesi’nde de okudu. Bankacılık yaptı, daha sonraki yıllar, Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi’nde öğretmendi.

Böylece, Avrupa dünyasının bir adamı gibi yetişti, yaşadı. Ne zaman ki, milli ve manevi değerlere yapıştı, o zaman Şevket Rado gibi arkadaşları, ondan uzaklaştı.

Necip Fazıl, 30 yaşından sonra Avrupa’dan Asya’ya geçti. Bu geçiş, aynı zamanda bir kültürden diğerine geçişti, hatta Avrupa  kültürü ile islam’a hizmet etme devri başlıyordu.

Artık onun kalemi, konuşmaları;  islam’ı anlatıyordu. Sanatı, islam’ın emrine girmişti. Bunun için eski dostları düşman oldu. Yeni dostları da güçlü değildi.

Ateşten zehrini tattım bu okun / Bir anda kül etti can elmasımı

Sanki burnum değdi burnuna YOK’un / Kustum öz ağzımdan kafatasımı.

Büyük değişikliğin,  korkunç tasviri böyle idi.

Artık: Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın…Sonsuzluk kervanı, peşinizde ben… Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin… Yeryüzünde yalnız benim serseri gibi mısralarda sadece onu değil, imanı yakılan neslin dine dönüşteki çilesini buluyorduk.

İslâm’a hizmet etmek isteyen hangi inançlı insanın yakasına yapışmadılar? Tevkifler, takipler başladı. Evde elini öpen dostları, onu arayamaz, soramaz oldu. Kapalı kapıların ardında boyun büküp, dinleyenler, sokakta onu görmemezlikten geldiler.

Aynalar yüzüme bakmayın dik dik, / İşte yakalandık, kelepçelendik.

Biz Necip Fazıl’ın şahsında kendimizi anlatıyoruz, o da Hallac-ı Mansur’un şahsında kendisini anlatıyordu.

Mercan mercan uçuk dudağında kan / İnci inci, soluk şakağında ter.

Ne baş yedi, ne kan içti bu meydan / Bu meydan, aşıktan canını ister.

Avrupalı dostlarından uzaklaşıp, Asyalı dostlarına yaklaşmak, bir bakıma ona, ölümün yolunu açmıştı.

İnanmıyorum bana öğretilen tarihe / Sebep ne mezardansa bu hayatı tercihe.

Tarihe inanmamak kıyametti, insanı hallac pamuğu gibi atarlar ve attılar.

O, bununla da kalmadı “Sahte kahramanlar” diye konferabslar vermeye başladı.

Elbette alınan, gocunan çok oldu. Alınan oldukça o, içeri alındı, hapishaneler, onun için “cinnet mustatili” idi., çıldırma noktalarına varıyoırdu.

İnsan, üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su/ Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu.

Ardından: Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader/Aldırma böyle gelmiş bu dünya böyle gider

Devrim :Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem/Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,

Orta kat: Mavs oynayan annem ve aşıkları/ Alt kat: Kızkardeşimin tamtam’da çığlıkları

Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş/ Kökü iffet, dalları taklit, meyvası fuhuş.

Ve, Müslüman mahkûm!…

Yeni çirkine mahkûm eskisi güzellerin/ Allah kuluna hakim, kulları heykellerin.

Harama tanınan özgürlük helale tanınmıyor.
Durun durun, bir dünya iniyor kubbemizden,/Çatırdılar geliyor, karanlık kubbemizden.

TÜSİAD ekonomisi: Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Ve tablo: Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama

Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: